Aytaç Şaşmaz etkisi altında: 30 soruda Aytaç Şaşmaz

O, kariyer yolculuğunda zirveye doğru yol alıyor ve durmadan kendine yeni zirveler belirliyor. Karakterlerin ötesinde ve senaryoların dışında, Aytaç Şaşmaz ile etkileyici bir buluşma.


Kış mevsiminde özleyerek hatırlayacağımız bir günün sabahında, ekip arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Ekibimizin enerjisi günün kalanında çok keyifli bir iş çıkaracağımızın habercisi. Çok geçmeden Aytaç Şaşmaz’ın neşeli ‘Günaydın!’ sesiyle bakışlarımızı kapıya çeviriyoruz. Yüzünde büyük bir gülümseme var ve hiç şüphesiz ‘cool’ tavrı onun etkileyiciliğini perçinliyor. İnsanın gözünün içine bakan ve karşısındakine tanışmaktan gerçekten memnun olduğunu hissettiren bir havası var. Biraz soluklandıktan sonra birer kahve içmek üzere büyük bir ahşap masaya geçiyoruz. Aytaç Şaşmaz kahvesinden bir yudum alıyor ve birlikte hayattan bahsetmeye başlıyoruz. Laf lafı açıyor ve içinde bulunduğumuz dönemde en önemli varoluş ispatını ‘göstermek’ olarak yorumladığımdan bahsediyorum. Aytaç Şaşmaz ise “Bence ‘göstermek’, olan ya da olacak olanın büyüsünü kaçırıyor” diyor.

Onun için varoluşun ispatının gizlemekte yattığını öğreniyorum. Bu denli göz önünde bir kariyere göre tezat ama tam karşımdaki kişiye hayli yakışan bir düşünce diye içimden geçiriyorum. Sohbetimiz sürdükçe ondan ilhamla, oyunculuk mesleğinde başarının saf yetenekle gelmediğini de fark ediyorum. Çünkü Aytaç Şaşmaz, müthiş enerjisini ve disiplinli çalışkanlığını çevresindeki herkese cömertçe yayıyor. Öyle ki onun bulunduğu ortamda herkesin yüzü gülüyor, her şey kendi zamanında ilerliyor ve fotoğraf makinesi dahi onun etkisi altına giriyor. Objektifle yakaladığı doğal uyumu gördüğünüz fotoğraflar ve içinden geldiği gibi yanıtladığı sorular bu anların eseri olarak karşınıza çıkıyor. Ekranda gördüğümüz, hayat verdiği tüm karakterlerin ötesinde bir Aytaç Şaşmaz ile buluşmanın keyfini sürüyoruz. Şimdi sizi, oturduğumuz ahşap masada ayırdığımız boş sandalyeye davet ediyoruz. Aramıza hoş geldiniz diyor ve ilk sorudan başlıyoruz!

Yılın son güneşli günlerinden birinde buluşmanın keyfini yaşıyoruz. Bugünlerde gerçekten nasıl hissediyorsunuz ve neler yapıyorsunuz?
Setimin bitmesinin üzerinden çok zaman geçmedi. O yüzden bugünlerde önceliğim dinlenmek oldu. Daha çok kendime odaklandığım, kendimle konuştuğum ve tartıştığım bir dönemimdeyim. Ben, kış insanıyım ve kışı çok seviyorum. Mutluyum ve huzurluyum. Şimdilerde yeniden spora ve şan derslerine başladım. İş dışındaki boş zamanlarımı bu şekilde değerlendirmeye çalışıyorum.

Aytaç Şaşmaz’ın sıradan bir günü nasıl geçiyor?
Sabah kalkıyorum, kahvaltıdan sonra kahvemi içiyorum ve spora gidiyorum. Spordan sonra haftada iki gün şan dersine gidiyorum. Ardından arkadaşlarımla görüşüyorum. Son olarak, günü bitirip eve dönüyorum ve genellikle belgesel izleyip uyuyorum.

Bu buluşma çok sevilen son diziniz ‘Baht Oyunu’ finalinden sonra gerçekleşiyor. Bu diziyi nasıl hatırlayacaksınız?
Hayat insana bazı yollar açar ve bu yollarda şanslar verir. Bu şansları iyi değerlendirdiğimiz zaman, bu şanslar yeni ve güzel yollar açmaya devam eder. Baht Oyunu, benim hayatımın en güzel yollarından biriydi. Oyuncu kadrosunun çok iyi olmasının dışında, yalnızca senaryonun iyi olması da yetmiyor. Önemli olan yapımcının, yönetmenin, oyuncu ekibinin, senaryonun ve kamera arkası ekibinin birlik ve beraberlik içinde olup enerjilerinin tutmasıdır. Herkesin birbirine gerçekten güvenmesiyle ve inanmasıyla çıkılan bu yolculuk, herkesin işini en iyi şekilde yapmaya çalışmasıyla beraber çok güzel başarılar ortaya koyuyor. Böyle bir işte, böyle güzel insanlarla çalıştığım için kendimi çok şanslı ve çok mutlu hissediyorum. ‘İyi ki’ dediğim insanlarla, ‘iyi ki’ dediğim bir iş oldu diyebilirim.

Dizide hayat verdiğiniz Bora karakteri, hayranları tarafından fazlasıyla sevilen biri. Bora Doğrusöz karakterine kattığınız dokunuşlar, kendi yorumunuz oldu mu, yoksa senaryodaki Bora tam olarak böyle biri miydi?
Bora Doğrusöz, işini hayatının odak noktasına alan ve aşktan bir kere canı yandığı için ondan uzak duran, kendi başına kurduğu şirketin başında olan bir iş insanıydı. İşi, ilişkiler üzerine kurulu olmasına rağmen ailevi ilişkileri çok da iyi olmayan bir adamdı. Bora’nınki aşka inanmayan bir adamın tekrar aşkla tanışıp yeni bir hayata yelken açma hikayesiydi. Aslında kelimeler, sadece anlam bağlamında bir karakteri anlatabilir. Bunu sahneye koyduğumuzda, kişiden kişiye değişen faklı bakış açılarından dolayı farklı insanlar doğuruyor. Bora’ya bakış açım ilk okuduğumdan beri buydu. Seyircimizin izlediği haliydi. Senaryonun ve hocamızın da yardımıyla Bora’yı kalıpların dışına çıkarmaya çalıştım ve her şey umduğumuz gibi gitti. İzlediğimizde, bu adamın kendine özgü tavrıyla beraber çok keyif aldığımızı fark ettik. Bora’nın yolu böyle başladı ve devam etti.

Bir oyuncu olarak, bir role kendinize özgü bir hazırlık süreciniz var mı?
Senaryoyu ve karakter analizini okuduktan sonra, bu süreç kafamda o karakteri kurduğum anla başlayıp; sonrasında karakterin gerekliliklerini öğrenmeye çalışmakla devam ediyor. Araştırma, görme ve aslında içimde bir yerde onu bulup hissetme diyebiliriz.

Superman’i fazlasıyla sevdiğinizi biliyoruz. Bir ‘Superman’ filmini yazacak, yönetecek ve başrolünü üstlenecek olsaydınız; Superman ne ile mücadele ediyor olurdu?
Öncelikle bunun çok güzel bir soru olduğunu söylemek istiyorum. Eğer bir Superman filmini ben çekip oynasaydım, siyah beyaz bir film olurdu. Kahramanımızın bu sefer savaşacağı tek kötülük ise kötü niyetler ve düşünceler olurdu. Hep var olan kötülükle savaşan kahraman filmleriyle büyüdük. Fakat bu kötülüklerin altında yatan bu kötü düşünceler ve niyetlerle savaşan bir ‘kahraman’ görmedik. Bir hikayeyi asıl mutlu sonuna kavuşturmaya, aslında yapılanlar değil de yapılacak olanlar yeterli diye düşünüyorum. Renksiz olan dünyayı renklerine kavuşturan bir ‘Superman’ olurdu.

Geçmiş yıllarda William Shakespeare’in “Dik tepelere tırmanmak için, başta yavaş yürümek gerekir.” sözünü not ederek bir fotoğrafınızı paylaşmıştınız. Sizin ‘dik tepeniz’ yani zirve olarak gördüğünüz nokta nedir ve ona ulaşırken nasıl bir tempoda yürüyorsunuz?
Bir hedefle, bir yol çiziyoruz. Hedeflediğimiz yolda birçok zorlukla da karşılaşıyoruz. Hedefimiz üzerindeki yolda karşımıza çıkan her zorluğa veya engele karşı durmaya çalışıyoruz. Her karşılaştığımız zorluğu ve engeli aştığımızdaysa zirvelerimizi yeniden keşfediyoruz. Aslında hayat yolumuzda belirlediğimiz hedef için çok çalışıyorsak ve ulaşmak istiyorsak birçok zirveyle tanışıyoruz. Benim bu yavaş ve emeklediğim yolculuğumda zirvem hiç bitmedi ve bitmeyecek… Her tanıştığım zirve, biraz daha üstüne çıkabileceğim yeni bir zirveye yol açacak.

Oyunculuk ve sektörün genel yapısında yeni neslin nasıl bir dönüşüm yaşattığını veya yaşatacağını düşünüyorsunuz?
Sektörün durumunu bir tek içinde vakit geçiren, kamera önü ve arkasında çalışan insanlar bilebilir. Bu bağlamda, sektörün Türkiye’deki genel yapısını değiştirmek çok zor. İçindeki diğer insanları bilmem ama benim bu konuda da hedeflerim var. Benim gibi düşünen insanların da var olduğunu hissediyorum. Bu yüzden sektörün olumlu yönde bir değişim yaşayacağına inanıyorum.

Şöhret basamaklarını hızla tırmandığınız bir gerçek. Sizce bu ışıltılı ve gösterişli dünya, içinde bulunan kişiye ne getiriyor ve ondan ne götürüyor?
İşimi çok seviyorum ve aslında sadece işimi iyi bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Sonrasında gelen o ışıltılı ve gösterişli dünya, bu sektörün ve işimizin gereklilikleri olarak doğuyor. Benden bir şey götürdüğünü düşünmüyorum; ama bana, beni kattığını, mutluluk kaynağım olduğunu ilk kez tiyatro sahnesine çıktığımdan beri hissettiğim şeyi hissediyorum. Sahnede gerçekten yaşadığımı ve orada olmam gerektiğini hissediyorum.

Yeni bir hayata sıfırdan başlama fikri hakkında biraz düşünelim… Her şeyin mümkün olacağı bu yeni hayatta nerede, ne yapıyor olabilirsiniz?
Bu soruya başka bir yerden cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz. Yeni bir hayat fikri kesinlikle çok güzel ama ben yine aynı hayatı seçerdim. Fakat yeni bir dünyaya doğmak isterdim. İnsanların gerçekten ‘insan’ olabildiği, kötülüğün ve haksızlıkların bu derece rahat yapılamadığı, cana kıyılamayan; hayvanlara, kadınlara, her yaşayan canlıya saygı duyulan ve asla zarar verilemeyen bir dünyaya doğmak isterdim. Eşit ve yalansız bir hayata doğmak isterdim. Paranın değil de iyi niyetin hüküm sürdüğü bir dünyaya...

Yeniden gerçekliğe dönme vakti. Hayatın sürprizlerle dolu bir macera olduğunu düşünüyoruz; bize katılır mısınız? Bu macerada başınızdan mutlu, hüzünlü ya da ilginç bir an geçtiğinde ilk kiminle paylaşıyorsunuz? Sizin ‘sık görüşülenler’ listenizin başında kim var?
Ben hüzünlü anlarımı kimseyle paylaşmayı tercih etmiyorum. Eğer paylaşacaksam da üstünden benim rahat hissedeceğim kadar zaman geçmeli. Mutlu ve ilginç anları da tam anlamıyla gerçekleştikten ve kesinleştikten sonra paylaşırım. Paylaştığım kişiler arasında ilk sırada ailem geliyor. Sonrasında da dost dediğim, her daim bana inanan ve güvenen insanlar var.

Peki, şu andan geçmişe baktığınızda hangi doğru bildiğiniz yanlışla yüzleştiğinizi fark ediyorsunuz?
Bu yanlışları saysam bitmez. Yaptığım, düşündüğüm ya da doğru saydığım yanlışlar beni bugünkü ‘ben’ yaptığı için de o yanlışlara her zaman teşekkür ediyorum.

Sizi, siz yapan ‘o an’ı hatırlıyor musunuz? Bugün tanıdığımız Aytaç Şaşmaz’ın hayatının kırılma noktasında ne yaşandı?
Kendimi ve ne yapacağımı bilmediğim zamanların bitişi tiyatroya başladığım zamana denk geliyor. Sahneye çıktığımda gerçekten nefes aldığımı ve hep orda olmak istediğimi hissettim.

Hayata dair bir meydan okumanız var mı? Sizi her sabah yataktan kaldıran o motivasyonu merak ediyoruz…
Hayatım, hayallerim, ailem, işim… Bunun için birçok sebebim var ama bu dönemimde en büyük motivasyon kaynağım işim diyebilirim. Hiçbir günümü boş geçirmek istemiyorum. Boş olarak düşündüğüm her saat, her gün benim çok canımı sıkıyor ve eksildiğimi hissediyorum. O yüzden her yeni günü programlayıp geceden notlarımı alıyorum. Sabahları o gün ne yapacağımı bilerek uyanıyorum.

Etrafta kimse yokken, kimse bakmadığında veya yalnız kaldığınızda nasıl birisiniz?
Dikkatli, çok düşünen ve inceleyen biriyim. Mutlu olma gayem var artık hayatta. Mutlu olmadığım ve iyi hissetmediğim hiçbir şeyin içinde olmak istemiyorum. Uzak duruyorum.

Stilinize baktığımızda genellikle sade ve şık parçalardan oluştuğunu görüyoruz. Sizin için kıyafet seçimindeki en önemli kriter nedir?
Sadece kendimi mutlu hissettiğim kıyafetleri giyiyorum. Sizin de söylediğiniz gibi kıyafetlerimin sade ve şık olmasına özen gösteririm. Renk olarak ise genellikle siyah ve beyazı tercih ederim.

Fit ve oldukça sağlıklı bir görünümünüz var. Sporun hayatınızda önemli bir yer aldığını da biliyoruz. Günün ne kadarını spora ayırıyorsunuz?
Elimden geldikçe ve vaktim oldukça fitness yapıyorum. Genellikle tek başıma çalışıyorum. Günümün en fazla iki saatini spora ayırıyorum.

Müsaade ederseniz biraz da hayal dünyanıza konuk olmak isteriz… Hayal kurarken gerçekçi biri misiniz, yoksa sınırları ortadan kaldıran mı?
Sınırları ortadan kaldıran biriyim. Uçmak ise en büyük hayalim. Bir gün uçabileceğime inanıyorum.

Bu kadar konunun ardından aşktan bahsetmememiz imkansız. Aşk hepimiz tarafından farklı tanımlar ve reaksiyonlarla yaşanıyor... Sizin romantik dünyanızda aşk tam olarak neyi temsil ediyor?
Aşk, her canlının bildiği fakat tarif edemediği bir şey. Aşk parmak izi gibidir. İnsandan insana değişkenlik gösterir. Benim için aşk, sadakat ve güveni temsil ediyor.

Son olarak, bir zaman kapsülü sorumuz var. Gelecekteki buluşmamızda sormak üzere, gelecekteki Aytaç Şaşmaz’a mutlaka neyi sormalıyız?
‘Ne yaptın?’, ‘Son görüşmemizden bu yana ne yaptın?’ ve ‘Bu yaptığın şeyden ya da şeylerden mutlu musun?’

TEK BAKIŞTA
Nerede kafa dinler?
Bir deniz kenarında.

Neyi yemekten bıkmaz?
Ispanak.

Neyi unutamaz?
İlk sahneye çıktığım anı.

Neyi hatırlayamaz?
Çok samimi olmadığım insanların isimlerini.

Başarıyı nasıl kutlar?
Sevdiklerimle.

Eleştiriyi nasıl karşılar?
Anlayışla.

En çok ne dinler?
Kulağıma güzel gelen her şeyi.

Dostları ona nasıl seslenir?
Kardeşim, dostum.

Başucunda hangi kitap var?
The Secret/Rhonda Byrne

İlhamını nereden alır?
Rahmetli dedemden.

İmza aksesuarı nedir?
Deri ceketim.

RÖPORTAJ: BARAN ALIŞKAN
FOTOĞRAF: HAMDİ ATAY
STYLING: BİLGECAN KOÇANA
SAÇ: MUTLU AHMET SİNAN
MAKYAJ: ALEV KAYA
FOTOĞRAF ASİSTANI: FURKAN KUMAŞ
STYLING ASİSTANI: BARIŞ TAŞDEMİROĞLU
SAÇ ASİSTANI: AHMET OKUYUCU
MAKYAJ ASİSTANI: CEREN ÖZER
MEKAN: TUHAFIER