Alper Kul: ‘Dışarıdakiler’

Alper Kul, bu kez zihninin kapılarını açarak yazar kimliği ve yeni romanıyla sizi bir başka dünyaya davet ediyor. Burada her şeyi onunla keşfedecek ve onunla deneyimleyeceksiniz. Kütüphanenizde esaslı bir yer açsanız hiç fena olmaz!


Alper Kul’u sahneden, ekrandan ve beyaz perdeden çok iyi tanıyorsunuz. İlk bakışta yabancılık çekmeseniz de rolüne büründükten hemen sonra bambaşka bir kişiyi size takdim ediyor... 

RÖPORTAJ: BARAN ALIŞKAN
FOTOĞRAF: MEHMET TURGUT

Sizinle ilk romanınız ‘Dışarıdakiler’ ile satırlar arasında buluşmanın keyfini yaşıyoruz. Bu kez, sahnede değil de bir kitabın sayfalarında sevenlerinizin karşısına çıkmak nasıl bir his?

Tiyatro ve sinema kolektif üretim yapan disiplinler. Var olan bir metni tüm birimler kendi bilgileri, görgüleriyle yorumlarlar ve ortaya ekip işi bir ürün çıkar. Roman, neredeyse tamamen yazarın üretimi olan bir iş. Büyük özgürlük ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk. Daha özenli ve disiplinli olmak gerekiyor. Az hata yapabilmek adına çok çalıştığım bir süreç oldu ama okurlarımdan gelen yorumlar, devam etmem yolunda bana yeni bir deli cesareti yükledi. Çok mutluyum. Farklı bir tecrübe oldu, oluyor da. Sanki kafamın içerisindeki her şeyi harici belleğe kopyalamışlar, insanların evlerine tek tek dağıtmışlar gibi bir hissiyat. Evlerde masalar üzerinde bekliyorsun, biri kapağı açtığı anda beynine giriyormuşsun gibi bir his.

Kitabın ilk anından son anına dek nasıl bir yaratım süreci yaşadınız?

Bana dert olan konuları yazmayı seviyorum. İnsanlığın doğayı kendi kullanımına sunulmuş bir ziyafet sofrası olarak görüp, kendi mülkü kabul etmesi, kendini doğa üzeri bir noktada konumlandırarak, tüm canlıların ortak kaynaklarını sınırsızca tüketme hadsizliği beni sinirlendiriyor, mutsuz ediyor. İnanç ve sistem muhakememi iki farklı dünyaya ait olan Fidan ve Demir’in aşk hikayesi üzerinden yapıyorum. Demir çok başarılı bir maden mühendisi, Fidan ise bir asırdır izole yaşayan bir köyün iyileştiricisi. Fidan-Demir aşkı başlıyor, gelişiyor, çatışıyor ve romanımızın ana hikayesi oluyor. Köy ahalisiyse bir ağacın dalını dahi keserken ağaçtan rızalık isteyen, yaratılmış canlı cansız her şeye saygı, sevgi ile yaklaşan bir kültüre sahipler. Kendilerini doğanın ufak bir parçası olarak gören tevazu sahibi insanlar bunlar. Diğer tarafta, yüz yıldır dışarıdan vadiye giriş yapan ilk insan da maden mühendisi Demir. Mesleğinin vicdan ve ahlak muhakemesini ilk defa burada yapıyor. Mülkiyet kavramı olmayan bu köyün mütevazi insanlarında ve Fidan’da huzur buluyor. Kendi iç yolculuğuyla bazı sırlara vakıf oluyor, tamamlanıyor. Bu hikayenin yazımında iklim, habitat, kültür, fitoterapi, dönem ve dil araştırmaları gibi çok farklı konularda araştırmalar yapmam gerekti. Karadeniz’e gidip hayal ettiğim lokasyona benzer yerler araştırdım. Ses ve video kayıtları aldım. İklim değerlerine ulaşarak o tarihlerdeki iklim alışkanlıklarını anlamaya çalıştım. Olayın geçtiği mayıs ayında yenilebilir kök ve filizlerin kalorilerini hesaplatıp kaza yapmış birisinin kaç gün güçten düşmeden hayatta kalabileceği ile ilgili hesaplara giriştim. Uzun bir araştırma süreci ile üç yılda bitirebildim. Benim için çok keyifli bir öğrenme ve yazım süreci oldu.

Bir oyuncu olarak hayat verdiğiniz karakterlere mutlaka kendinizden bir şeyler kattığınızı düşünüyoruz. Romandaki karakterlere de kendinizden bazı parçalar kattınız mı?

Kendimden, akrabalarımdan ve tüm çevremden eser miktarda karakter özellikleri kattım tabii. Gerçek karakterlerden parçalar detaylandırmakta ve daha az hata yapabilmekte fayda sağlıyor. Babaannemin Rus harbindeki muhacirlik hikayelerinden balıkçı eniştem Mavroş’un karakter özelliklerine kadar çoğu malzeme yakın çevremin gerçek hikayelerinden alıntı.

‘Dışarıdakiler’ kitabınıza atıfta bulunarak bu kez biz sormak isteriz: Başka bir seçeneğiniz olsaydı, siz ömrünüzü nasıl geçirirdiniz?

Ben o başka seçeneği kendi hayatım için yaratmaya çalışıyorum aslında. Romanda Demir’in doğa-insan ilişkisindeki vicdan muhakemesini ben de Hacı Bektaş-ı Veli’nin ‘Dört Kapı, Kırk Makam’ öğretisiyle aşmaya gayret ediyorum. Sevgi ve saygı odaklı bu düşünce biçimiyle özüne erebilmiş arif bir insan olabilmeye gayret ediyorum. Romanda somut olarak bahsettiğim ‘vadi’ kavramı en basitinden insanın kendi dünyasını temiz tutabilme hali. Kendi adıma sürekli farkında kalarak kişisel sorumluluklarımı yerine getirmeye ve daha iyi bir insan olmaya çalışıyorum.

‘Dışarıdakiler’ kitabını tek bir alıntıyla anlatmanızı istesek?

“Hararet nardadır sacda değildir,

Keramet hırkada tacda değildir,

Her ne ararsan kendinde ara,

Mekke’de, Kudüs’te, Hac’da değildir.”

-Hacı Bektaş-ı Veli

İLGİLİ İÇERİKLER