İlayda Alişan: Sonsuz bir hayalperest

Masumiyet dizisinin Ela’sı İlayda Alişan ile oyunculuk, yaratıcılık, hayaller, kimlik ve kadın olmak üzerine bir sohbete dalıyoruz. Tanıştığınıza çok memnun olacağınız enerjisi, kalbi ve duru güzelliğiyle karşınızda!

İlayda Alişan: Sonsuz bir hayalperest

İlayda Alişan, çok küçük yaşlarından itibaren aşina olduğumuz bir yüz. Bugüne dek birçok projede izledik onu. Çukur’un Akşın’ı olarak kalbimizi kazanmıştı, şimdiyse Masumiyet’in Ela’sı olarak tüm izleyenleri hızlı kalp atışlarına ve ani duygu geçişlerine sürükleyen bir performansla takdire şayan bir oyunculuk sergiliyor.

Her gün sorgulamak mecburiyetinde bırakıldığımız ‘kadının adı var mı?’ sorusuna sert bir yanıt veriyor Masumiyet dizisi. Politik hezeyanlar arasında kadının adını neredeyse silmeye çalışan günümüz manzarasını, en gerçek haliyle tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bu gerçekliğin içinde, İlayda Alişan’ın canlandırdığı Ela karakteri, olması gerektiği gibi yalnızca bir kurgunun parçası değil. Her bölümde, hakkını aramak için mahkeme karşısına çıktığında; gerçek hayatta da izleyicinin muhakemesiyle karşı karşıya kalıyor. Tıpkı her şiddet ve cinayet haberinde, en olmayacak yerlerinden yargılanmaya çalışılan kadınlar gibi… Psikolojik rahatsızlığı mı vardı, su testisi su yolunda mı kırılırdı, o saatte orada ne işi vardı? Toplumun bu denli yozlaştığı ve soruları hep yanlış kişiye sorduğu bir ortamda, Ela gibi bir karaktere, bu denli etkileyici bir performansla hayat verdiği için İlayda Alişan’ı Elele ekibi olarak bir kez daha alkışlıyoruz. Neşeli, farkındalığı yüksek, güzelliğini benzersiz bir avantaj olarak bağırmayacak kadar özgüven sahibi. Fotoğraf çekimi boyunca, İlayda ile ilgili ilk izlenimlerimizdi bunlar...

Röportaj başladığındaysa çok daha fazlası olduğunu fark ediyorum. Küçük yaşta gelen bir şöhretin arasında, kim olduğuna ve hayatın öngörülemez dengelerine dair kafa yormayı ihmal etmemiş, 25 yaşında güçlü bir kadın. İlk olarak, şu sıralar nasıl hissettiğini soruyorum ve şöyle yanıtlıyor: “Hayatımın en farkında olduğum dönemlerinden birinde olduğumu düşünüyorum. Büyüdüğümü görüyorum, değiştiğimi fark ediyorum. Bir bakmışım farklı şeylerden zevk alır olmuşum, sivri kenarlarım törpülenmiş, tecrübelerimi bünyeme yedirmiş çok güçlü bir İlayda’yım. Ayakları yere sağlam basan, iyi kötü yaşadığım tüm tecrübelerimle birlikte olmam gereken İlayda’yım.” Bize ne hisettiğimizi soracak olursanız, onu alkışlayacağımız daha pek çok işe imza atacağından hiç kuşkumuz yok. İşte bu nedenle, bir ilk kapak hikayesine daha heyecanla imza atıyoruz hep birlikte! Ve sohbetimize başlıyoruz…

RÖPORTAJ: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: TURAN ERTEKİN
STYLING: ŞEYDA SÖZÜER
SAÇ: FERİT BELLİ
MAKYAJ: MELİS İLKKILIÇ
STYLING ASİSTANLARI: SAFİYE KAPTANOĞLU, ALP ÇELEBİ, BÜŞRA ÇEVİK
SAÇ ASİSTANI: SUAT DEMİRBAŞ

Masumiyet dizisi, son yıllarda artan kadına şiddeti ve kadın cinayetlerini merkezine alıyor. Meşrulaştırmıyor, teselli etmiyor ve hatta iyi anlamda yaralarımıza tuz basıyor; herkesin kendiyle hesaplaşmasını sağlayacak bir ayna gibi… Bu projenin içinde yer almak önce bir ‘insan’ olarak size ne hissettiriyor?

Özellikle ülkemizde, bu gibi durumlara çok fazla şahit olduğumuz için bu konunun çok hassas olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, yakından böyle bir duruma şahit olmalarına rağmen durumu anlamıyor veya belki de hiç şahit olmadıkları için empati kuramayabiliyor. Masumiyet’te, insanların belki de ön yargıyla yaklaştıkları ya da en kötüsü anlamak istemedikleri bir durumu, her aşamasıyla şahit olacakları bir olay örgüsüyle sunuyoruz. Ben de Ela karakteriyle, insanlara ses olabilirsem; bazılarına empati yetisi kazandırıp korktuğu için hikayesini anlatamayanlara cesaret verirsem, yaptığım işin asıl o zaman daha yararlı olduğunu düşüneceğim.

Ela, zihinsel olarak ciddi bir ön hazırlık gerektirecek bir karakter olmalı… Role hazırlanırken nasıl bir yol izlediniz?

Okuma provaları, sahne provaları şöyle dursun, bu süre içerisinde Ela’ya bir günlük tuttum. Her proje öncesinde çalıştığım hocamla, saatlerce Ela’yı konuştum ve onu anlamaya çalıştım. Ela ne hisseder, ne düşünür, neyi neden yapar? Hatta ona bir şarkı bile buldum!

Hangi şarkı peki? Merak ediyorum…

Eleni Karaindru’dan Eternity And A Day: 3.Eternity Theme.

Dizinin konusu epey ağır ve maalesef Türkiye’nin utanç verici bir gerçeği. Rolün etkisinden çıkamadığınız oluyor mu?

Evet, Ela’nın travmatik durumundan dolayı sahnelerin ağırlığından söz edebiliriz. Bir kadın olarak, bir noktada içselleştirdim bu durumu. Ancak günün sonunda İlayda olarak Ela’yı anlamaya çalıştığım ve ona hayat veren de ben olduğum için gerçekle karakter arasındaki farklılığı da kontrol edebiliyorum. O yüzden etkisinde kalmıyorum.

Ela, 19 yaşında ve varoluşunun büyük bir kısmını sosyal medya ile tamamlayan bir karakter. Bu yönüyle Z kuşağını da temsil ediyor. Sosyal medya ve ‘gerçeklik’ ilişkisini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Evet, sosyal medyanın çok güçlü bir araç olduğunu düşünüyorum. Geniş kitlelere ulaşabiliyorsunuz, bilgiye kolay ve hızlı erişebiliyorsunuz. Ancak bir de yanıltıcı bir tarafı var: İnsanların sosyal medyada gördüğü her şeyi koşulsuz şartsız, sorgulamadan doğru kabul ediyor olması... Sosyal medya da her şeyde olduğu gibi doğru kullanıldığında, insanın kendini geliştirebileceği ve yarar sağlayabileceği bir araç. Ancak yanlış kullanımda da yanlış bilginin hızlıca yayılabileceği, gerçek olandan ve kendi benliğinizden uzaklaşabileceğiniz bir platform.

Masumiyet dizisinde sosyal medyadaki linç kültürüne hizmet eden kişilerin, gün gelip onun kurbanı olabileceğini de görüyoruz. Ela da bunun bir örneği aslında… Linç kültürü hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Sırf canlandırdığınız karakterden dolayı bile olsa; sosyal medyada linç edildiğiniz oldu mu?

Öyle büyük bir linç durumuna maruz kalmadım; ama sevenim olduğu kadar, beni sevmeyen insanlar da olacaktır. Kendiyle barışık bir insanın, iki tarafı da bünyesinde sindirebileceğini düşünüyorum. Bununla birlikte linç kültürünün çok zararlı olduğunu düşünüyorum ve buna meyilli insanların kendilerini sevmediklerini ve yansıttıkları şeyin kendi içlerinde yaşadıkları içsel savaş olduğunu düşünüyorum.

Son dönemde televizyon dizilerinde, aslında hepimizin sahip olduğu karanlık yanımızla yüzleşmeye yönelik pek çok içerik var. Kötü yanlarımız, sevgisizliğimiz genellikle çocukluğumuza ve aileye bağlanıyor. Hiçbir kötülük, doğuştan gelmiyor… Sizde durumlar nasıldı, nasıl bir ailede büyüdünüz, çocukluğunuz nasıl geçti?

Ben çok mutlu bir ailede büyüdüm. Gözümüzün içine bakan bir babamız, bana hem annelik hem ablalık yapan bir ablam ve birlikte geçirdiğimiz süre zarfında şefkatiyle bizi sarmalayan bir annem var. Dolu dolu geçirdiğim bir çoçukluğum var. Benim bug n böyle bir İlayda olmamı sağlayan, belki de çocukluğumun gerçekten çok mutlu geçmiş olması… Aileme bunun için çok teşekkür ederim!

Üniversitede moda tasarımı eğitimi almayı tercih etmişsiniz. Tasarım da oyunculuk da ‘yaratma’ eyleminin çok yüksek olduğu alanlar. İçinizdeki aslında bir nevi oyun kurma ve yaratma hevesini ilk ne zaman keşfettiniz?

Çocukluğumdan beri resim yapmayı, yazıp çizmeyi, üretmeyi seven biriyim; ancak oyuncu olma gibi bir hayalim o dönemlerde yoktu. Lise çağlarındaysa tam anlamıyla sanatla ilgilenir oldum ve tam da bu noktada kendimi bir şeyler üreterek ifade edebileceğimi gördüm. Sonra yönüm oyunculuğa evrildi. Bu sayede de ‘olmak istediğim’ her şeyi deneyimleyebilir oldum.

Geçmişteki birkaç röportajınızda kendinizi ‘utangaç’ olarak tanımlamışsınız ve bir de hayal kurmanın sizin için ne kadar önemli olduğundan bahsetmişsiniz. Utangaç ve biraz da içe dönük olmak ile hayal kurma kabiliyeti arasında bir bağlantı olabilir mi?

Utangaçlığımdan ötürü gerçekleştiremediğim arzuların, bir noktada hayalperest olmamı tetiklediğini düşünüyorum. Zihnim kendini aşıyor! Hala hayal kurmayı çok seviyorum ve bunun ruhu beslediğine inanıyorum. Herkese tavsiye ederim.

‘Keşke şunu daha farklı yapsaydım, keşke şöyle söyleseydim’ gibi cümleler sizin için ne ifade ediyor? ‘Keşke’ sık kullandığınız bir kelime mi?

Belki çok klişe olacak ama hiç keşkem yok. En kötüsünü de iyi ki yapmışım, en iyisini de! İyi ya da kötü yaşadığım her deneyim, beni ben yaptı.


“Öyle büyük bir linç durumuna maruz kalmadım; ama sevenim olduğu kadar, beni sevmeyen insanlar da olacaktır. Kendiyle barışık bir insanım.”

Şu an 25 yaşındasınız. 20’li yaşların ortasında zihne bir güncelleme geliyor sanki… Kendini ve diğer insanları anlama noktasında farklı bir boyut açılıyor ve aslında epey zor bir süreç. Sizin hayatı algılayışınızda ne gibi değişimler oldu?

Bu yıla kadar güvenli alanımda yaşayan bir insandım ve artık güvenli alanımdan çıktığımı, kanatlanıp uçtuğumu ve kendimi aştığımı düşünüyorum ve en iyisi de kendim için, sadece İlayda için yaşıyorum. Neyi isteyip neyi istemediğimi çok iyi biliyorum.

Özgürlük kelimesiyle mesafeniz nasıl? Neleri özgürlüğünüz olarak tanımlar ve söz konusu bunlar olduğunda başkalarına söz hakkı tanımazsınız?

Kendimi ifade edebilmeyi özgürlük olarak tanımlıyorum. Öyle rahatça, istediğim gibi, ben gibi.

Bugüne kadar hayatınızı değiştirecek, riskli bir karar aldınız mı?

Mesleğim için okulumu dondurdum. Kendi adıma yaptığım en riskli şeylerden biri bu olsa gerek. Neyse ki aldığım riske değdi. Ancak ileride uygun bir zamanda, eğitimimi tamamlamak isterim tabii ki.

Peki, deşarj olmak ve eğlenmek için neler yaparsınız?

Güzel bir sofra kurar, yakınlarımı çağırır, anın keyfini çıkarırım.

Instagram’da 1 milyonun üzerinde takipçiniz var. Yalnızca oyunculuktan gelen tanınırlığınızla ilgili olamayacak kadar iddialı bir sayı. Sosyal medya içerikleriniz için özel bir çaba sarf ediyor musunuz?

Tabii ki dikkatler üzerimizde olduğu için paylaştıklarıma dikkat ediyorum; ama canım ne isterse onu paylaşmaktan da geri kalmıyorum. Özel bir çabam yok.

Şu an bir oyuncu olarak bulunduğunuz konumdan memnun olduğunuzu düşünüyorum… Peki, gelecek yıllarda, bir oyuncu olarak en çok hangi özelliğinizle methediliyor olmak hoşunuza gider?

Sadece işimle ve yeteneğimle gündeme gelmek isterim. Bu bana gelişim içerisinde olduğumu gösterir.


“Bu yıla kadar güvenli alanımda yaşayan bir insandım ve artık güvenli alanımdan çıktığımı, kanatlanıp uçtuğumu ve kendimi aştığımı düşünüyorum ve en iyisi de kendim için, sadece İlayda için yaşıyorum.”

Herkesin aşkı yaşama ve tanımlama şekli birbirinden farklı. Sizin ‘aşk’ tanımınızda mutlaka olması gereken ve asla olmaması gereken şey ne?

Dediğiniz gibi aşk herkese göre farklı, benimki de bende saklı ve özel kalsın! Ancak benim için aşk, riyakarlık kabul etmez; bencillik istemez ve içinde tutarsızlık barındırmaz.

‘İşte yaşamak bu’ dediğiniz anlarda genellikle nerede ve ne yapıyor olursunuz?

Hayatın telaşından uzakta, sevdiklerimle vakit geçirirken ve herkes kahkahalarla gülerken küçük bir anda onları kenardan izliyorum… ‘İşte’ diyorum, ‘işte yaşamak bu!’

Trendleri takip eder misiniz; yoksa tarz, stil, giyinme konusunda bildiğini okuyanlardan mısınız?

Trendleri takip ediyorum ama alışılmışın dışına çıkmayı seviyorum. Kendi tarzımı böyle betimleyebilirim.

Cildiniz çok sağlıklı görünüyor. Güzellik rutinlerinizi öğrenebilir miyiz?

Temiz bir cildin, tüm cilt bakımlarının temeli olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun üzerine günlük koşuşturmaların cildimi yormaması ve her daim canlı ve sağlıklı bir cildim olması için nemlendirici kremlerimi, serumlarımı ihmal etmiyorum.

Son olarak babanız Remzi Bey’in ilk işinin Elele Dergisi’yle olduğunu öğrendik. Bu tatlı tesadüf bizi çok heyecanlandırdı! Siz bu konuyla alakalı bir şeyler söylemek ister misiniz?

Ben de tesadüfi olarak babamdan yeni öğrendim. 20’li yaşlarında meslek hayatına Elele Dergisi ile başlamış. Dolayısıyla babam için olduğu kadar, benim için de bu röportaj çok kıymetli ve özel!

SERBEST ATIŞ

  • Duygu Asena ile tanışıp baştan sona bir günümü birlikte geçirmek isterdim.
  • Covid-19’u tamamen hayatımızdan kaldıracak ilk insan olmak isterdim.
  • The Handmaid’s Tale dizisindeki Offred karakterini ben canlandırmak isterdim.
  • 80’li yıllara ışınlanmak isterdim.
  • Hayvanlarla konuşabilme süper gücüm olsun isterdim.
  • John Lennon’ı canlı olarak dinlemek isterdim.
Etiketler: #İlayda Alişan