Anlatılmaz yaşanır Symi

Anlatılmaz yaşanır Symi

Kristal gibi berrak, yeşil-mavi suların üzerinde sakin sakin süzülen yelkenliler, derinlerden gelen bir müzik, tadına doyamayacağınız deniz ürünleri ve sarımsaklı lezzetler… Bitmedi. Nefis bir ay ışığı ve yakamoz, yüzünüzü yalayan ılık bir rüzgar, sıcacık bir Yunan halkı. Yaz bitti mi sandınız, hayır. Symi en güzel zamanında sizi bekliyor.

Yazı: Gülru İncu

İngiliz Telegraph gazetesinin En İyi 19 Yunan Adası’ndan biri olarak nitelendirdiği Symi yani Türkçe adıyla Sömbeki, tepeden denize bakan, dik bir yamacın üzerine sıralanan renkli evleri ve yan yana sıralanmış restoranların, otantik kafelerin ve hediyelik eşya dükkanlarının sarmaladığı Yialos Harbour (Gialos Harbour ) yani yat limanıyla adeta yağlıboya bir tabloyu andırıyor. O kadar şirin, mütevazı ve güzel ki limana indiğiniz anda sizi karşılayan bu pitoresk görüntüden etkilenmemek mümkün değil. Santorini ya da Mikonos gibi popüler ve kalabalık adalar yerine daha küçük ve sakin bir Yunan adasında konaklamak istiyorsanız Symi kesinlikle doğru bir tercih. Merkezde değil de Pedi Koyu’nda kalacaksanız saat başı kalkan otobüsler 1.75 euro karşılığında ve yaklaşık 15 dakikada sizi merkeze götürüyor. Ada, yatların geçiş güzergahında ve Bodrum’dan feribotla gelinebildiği için teknesiyle gelen Türklere sıkça rastlıyorsunuz.



Aynı denizin insanlarıyız
Daha önce Yunan sahillerine gitmediyseniz bilmeniz gereken ilk şey, aynı denizin ayırdığı, neredeyse aynı kültürü paylaşan iki halk olduğumuz. Bunu en iyi yeme-içme kültüründe (mousakka, çoban salatası benzeri Greek salad, sirke, sarımsak, güveç, Tzatziki, Yunan rakısı uzo, ince çekilmesi ve daha az telveli olmasıyla Türk kahvesinden ayrılan Greek coffee), müziklerinde, tavlada ve duyguların ortaya konulmasında görüyorsunuz; tıpkı bizim gibi bir anda sinirlenip, bir anda mutlu olabiliyor Yunanlar da. Haritomeni restoranının sahibi Mihalis, bir gün Bodrumlu balıkçılarla kavgaya tutuştuklarını, tansiyonun giderek arttığını ama araya giren dostlar sayesinde bir masaya oturup, uzo içtikten sonra birbirlerine sarılarak geceyi noktaladıklarını anlatıyor. Sonra ne mi olmuş, dost olmuşlar tabii. Hala sık sık görüşüyorlar. Biri diğerine domates ve kahve getiriyor, diğeri uzo ve zeytin. Severek dinlediğimiz pek çok şarkıyı Yunanca duyunca şaşırıyor insan, melodi aynı, dil farklı. Hangisi orijinal, başka bir yazı konusu tabii. Siz siz olun, iki milletin düşman olduğuna sizi inandırmaya çalışan politikacıların tuzağına düşmeyin bence.



Datça ve Bozburun’a çok yakın
Symi coğrafi olarak 12 Adalar (Dodecanese) zincirinin bir parçası. Datça ile Bozburun’a çok yakın. Halk, balıkçılık, ticaret ve turizmden geçimini sağlıyor. İsmini Yunan mitolojisindeki güzel su perisi yani Nymph Syme’den almış ve çekici tanrıçaların doğum yeri olarak ünlü. Biraz tarihi bilgi vermek gerekirse; Rodos şövalyelerinin 213 yıl süren hakimiyetinin ardından Osmanlı’nın 1522’de Rodos’u fethetmesiyle Osmanlı hakimiyetine girmiş ve o zamanlar Rodos sancağına bağlı bir kaza. 1912 yılında İtalyanlar işgal etmiş. 1948 yılında ise Yunanistan ile birleşmiş. Symi sokaklarında gezerken irili ufaklı pek çok kilise ve şapele rastlayacaksınız. Limandan yukarıya doğru uzanan Kali Strada merdivenleriyle üst sokaklara çıkınca adanın eski kısmını oluşturan Chorio bölgesine geliyorsunuz. Beyaz badanalı evler, daracık sokaklar, evleri saran begonviller, kafeler bir resmin içine girmişsiniz hissi uyandırıyor. Yalnız merdivenlerin çokluğundan dolayı sabah ya da akşam saatlerini tercih edin.



Marathounda plajı, sessizlik ve huzur saatleri
Symi’de günlük tekne turlarıyla yakın koyları gezebilir, denize girebilir, acıkınca da nefis yemekler yiyebilirsiniz. Bu koylardan biri Marathounda Beach. Adanın arka tarafındaki Panormitis koyuna giderken göreceğiniz, zamanın durduğu, çıt çıkmayan bir koy burası. Pırıl pırıl, dibini ayna gibi gösteren, tek kelimeyle muhteşem bir deniz bekliyor burada sizi, bir de sahilde sakin sakin gezen keçiler. Siz ilgi göstermezseniz pek takılmıyorlar ama benim gibi yemeğinizi paylaşmak isterseniz tüm ailenin yanınıza geleceğine emin olabilirsiniz. Denizden çıktıktan ve ‘Keçiyi sev, yeşili koru’ dedikten sonra cırcır böceklerini dinlerken, mavi-beyaz kareli masa örtüleriyle tipik bir Yunan restoranında sarımsaklı ekmek, fesleğenli patates kızartması ve adanın yerel birası Alfa’nın tadına bakın. Agia Marina, Agios Giorgios, Agios Nikolaos (St. Nicholas Beach) ve Nanou biraz daha popüler koylar. St. Nicholas, merkeze çok yakın, beş dakikada tekneyle gelip yine aynı tekneyle birkaç saat sonra dönebilirsiniz. Zeytin ağaçlarının altında şezlonglara uzanmak da çok keyifli. Adanın arkasındaki koyda kalan Panormitis Manastırı’nı görmek istiyorsanız Pedi Koyu’ndan ya da merkezden buraya otobüsler kalkıyor. Bu manastır Ortadoks Rumların haç yeri ve dört baş melekten biri olan Mikail’in evi.

Yanıma ne almalıyım?