Mutlaka ziyaret etmeniz gereken 9 kadim nokta

Sizin için seyahat deniz-güneş-kumdan ibaret değilse, gittiğiniz yerlerden öğrenerek, hissederek ve dönüşerek dönme isteyenlerdenseniz spiritüel rotaları takip etmelisiniz.

Mutlaka ziyaret etmeniz gereken 9 kadim nokta

Yazı: Hasan Sonsuz Çeliktaş

Çocukluğundan itibaren dünyayı gezme hayalleri kuran, sonra da 17 yaşına gelince sırtına çantasını alıp o ülke senin bu ülke benim gezen insanlar vardır bu gezegende. Maalesef ben onlardan değilim. İlk defa pasaportum olduğunda 34 yaşındaydım ve o tarihe kadar Edirne’nin ötesine geçmemiştim. Aslında iki kere gittiğim Yunanistan’ı saymazsak, Edirne’nin ötesini görmüşlüğüm de azdır. Ben ya Doğu’ya gittim ya da güneye, yani güzeller güzeli Mısır’a… Mısır ilk gördüğüm ülke oldu ve 34 yaşına kadar dışarı çıkmayıp, hatta uçağa bile hiç binmeyip, birden Mısır’a yukarıdan bakma fırsatını bulunca tek kelimeyle büyülendim. “Burası nasıl bir dünya?” demiştim kendi kendime… Sonrasında ise Mısır’da yok oldum, eridim bittim… Sadece fotoğraflarını ve belgesellerini izlediğim bir dünyanın enerjisini de ruhumun en derin yerlerine kadar hissettim.

İşte o günden beridir başta Mısır olmak üzere, dünyanın kadim uygarlıklarının bulunduğu noktalarına gidip duruyor, geziler düzenliyor ve yol arkadaşlarımla birlikte o toprakların, dolayısıyla da bu muhteşem gezegenin çok özel enerjisini içimize çekip duruyorum. Mısır bana çok bereketli geldi ve sonrasında başka ülkeleri de ziyaret edip özellikle ruhsal enerjisi yüksek noktaları deneyimleme şansım oldu. Bu yazımda da sizlere çeşitli ülkelerden beni en çok etkileyen noktaları paylaşmak istedim. Kendiniz giderseniz mutlaka ziyaret edin veya bir gün birlikte gidersek neleri görebileceğinizin bir resmi olsun diye...

Görülecek daha nice ülke ve keşfedilecek nice kadim uygarlık var bu mavi gezegende… Hadi gelin birlikte keşfedelim ruhun kendine has titreşimlerinin olduğu bu noktaları…



MISIR
Piramitler

Mısır denildiğinde elbette ki akla ilk Piramitler gelir. Ama piramitleri, televizyondan izlemekle canlı görmek bambaşka. Bunu onları gören herkes bilir. Azametleri karşısında bir afallarsınız ilk karşılaştığınızda. Sonrasında ise bol bol fotoğraf çektirin elbette önce... Ama mutlaka Büyük Piramit’in içine de girin. Ardından o ince uzun tünelden geçip merkezdeki Kral Odası’nda çıkın. Biraz soluklandıktan sonra, oturun bir köşeye, kendinizi açın ve bırakın enerji size aksın. Buraya turistler çıkar, şöyle bakıp da geri inerler çünkü aslında bir lahit dışında hiçbir şey yoktur içeride. Ama hissetmesini bilenler için orası eşsiz bir enerji mabedidir. Nasıl olmasın ki? Gezegenin en önemli noktalarından birisine dikilmiş bir muazzam ruhsal enerji santrali gibidir Büyük Piramit. Size içine jilet konulmuş da paslanmamış gibi bilindik hikayelerden bahsetmiyorum. İmkanınız olursa oradaki lahidin içine bir dakikalığına uzanın da kendinizi bırakın diyorum. Hele ki biraz psişik algılarınız açıksa, unutulmaz bir deneyim yaşayabilirsiniz. Oradan çıktığınızda artık bilirsiniz ki Büyük Piramit, bir kral mezarı falan değil, bambaşka bir şey…



Philae Tapınağı
Mısır’a ilk gittiğimde elbette ki piramitleri biliyordum da sonrasında nelerle karşılaşacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Büyük Piramit’te ilk muazzam deneyimimi yaşadıktan sonra, uçakla Aswan şehrine gittik ve güzelliği karşısında dilim tutuldu. Bu yazıyı yazdığım süreye kadar yedi kere yolculuk yaptım bu efsanevi ülkeye ve Aswan her seferinde sadece beni benden almadı, birlikte yolculuk ettiğimiz herkesi kendisine aşık etti. Zaten Mısır’ı görmüş herhangi bir kişiye Aswan deyin, derin bir nefes alır ve “Ah Aswan!” diyerek özlemle iç geçirir. Öyle bir cennettir bu tarihi şehir ve bu şehrin mücevheri tabii ki Tanrıça İsis’in tapınağı Philae’dir. Nil Nehri üzerindeki bir adanın üzerine kurmuşlar Mısırlılar, İsis’in tapınağını. Ancak tekneyle gidebiliyorsunuz ve iyi ki de böyle oluyor. Nil Nehri’nin unutulmaz kokusunu içinize çekerken aniden karşınızda beliriverir Philae ve bakakalırsınız öylece… Sonrasında mı? İçerisini gezip çıktıktan ve mümkün olursa biraz meditasyon yaptıktan sonra hem dişi enerjiniz aktive olur hem de kalbinizdeki aşk… Tanrıça sizin yüreğinize dokunur…



Dendera Tapınağı
Mısır’da anlatabileceğim o kadar çok özel nokta var ki… Tanrı Horus’a adanmış Edfu, Osiris’e adanmış Abydos, şifa merkezi Kom Ombo, Seraphium, Abydos’taki Osireion… Her biri çok özel noktalar. Ama hani “Mısır’ın en acayip noktası neresi?” derseniz, benim için Dendera Tapınağı’dır. Dendera Tapınağı, Mısır turlarının rotalarında bulunmaz pek. Çünkü Luksor’a uzaktır ve turistik gezenleri de pek yormak istemezler. Ama siz spiritüel amaçlı bir yolculuk yapıyorsanız, önce Abydos’a ardından da Dendera’ya mutlaka gitmelisiniz Mısır’da. Dendera’yı uzaktan ilk gördüğünüzde pek bir şeye benzetemezsiniz. Çölün ortasında dikilmiş sıradan bir yapı gibidir, ama içerisine girdiğiniz anda “Nasıl bir yere geldim?” dersiniz. Daha girişte sizi fantastik duvar resimleri karşılar, hem de renkleri hala üzerinde. Acayip acayip figürler, şekiller ve hala bütün halde ayakta duran tapınağın haşmeti başınızı döndürür. Ama sadece bu kadar da değil. Tanrıça Hathor’un enerjisi de içeride size eşlik etmektedir sanki. Nitekim ilk gittiğimde tapınağın müdürü olan Mısırlı Said bana şöyle demişti: “Ben Allah’a inanırım ama Hathor’a da saygım çok büyük.” Bu tapınak aynı zamanda aşağıdaki mahzenlerinde dünyaca ünlü gizemli Mısır ampullerinin ve Dendera Zodyağı’nın bulunduğu yerdir. Aynı zamanda bir gözlemevidir ve yine çokça söylenen Mısır – Uzaylılar bağlantısını en yoğun hissedebileceğiniz nokta burasıdır.

ENDONEZYA- BALİ
Pura Bukit Indrakila Tapınağı

Bali, başlı başına bir cennet adadır. İnsanları çok güzeldir, doğası harikadır, her yer tapınak doludur. Hindu Balililer, çok dindar insanlardır ve adanın “Bin Tanrılı Ada” lakabını alması boşuna değildir. Bindiğiniz taksiden kaldığınız otele, gezdiğiniz sokağa, girdiğiniz eve; her yerde irili ufaklı sunaklar ve tapınaklar vardır ve Balililer sürekli olarak sunular yaparlar tanrılarına… Turistler Tanah Lot ve Uluwatu tapınaklarını görmekle yetinseler bile buralarda meditasyon yapamazsınız. Hatta kalabalıktan ötürü güzel fotoğraf çekmek bile kolay değildir. Ama derseniz ki Bali’de ben hem tarihi tapınakları gezmek hem de meditasyon yapıp ruhumu dinlemek istiyorum; adanın her yeri size birçok seçenek sunar. Benim size anlatacağım ilk tapınağı ise az kişi bilir. Burayı keşfetmemi Bali’deki rehberim Dada sağladı çünkü burası onun köyünün tapınağıdır. Ama aslında 11. yüzyıldaki Bali Kralı’nın kendisi için yaptırdığı özel kraliyet tapınağıdır Pura Bukit İndrakila. Zaten gördüğünüzde köy tapınağı olmadığını anlarsınız. Dada ile ilk tanıştığımda ona “Beni öyle bir yere götür ki enerjisiyle yere yapışayım” dedim ve o da buraya getirdi. Gerçekten o kadar güçlüydü ki enerjisi, meditasyon yaptığım yere cidden yapıştım ve çok zor kalktım. Sonrasında ise Bali yolculuklarıma mutlaka ekledim burasını… Hele bir de hafif yağmurlu bir havada gelirseniz, hepten kendinizden geçirtir bu tapınak.



Batukaru Tapınağı
Bali’de de sizlere önerebileceğim birçok özel nokta var. Mesela en büyük tapınakları Besakih, Pura Puncak Penisulan ve keza kutsal çeşmeler Pura Tirta Empul… Hepsi de birbirinden özeldir. Ama Batukaru Dağı’nın eteğindeki Batukaru Tapınağı’nı ilk gördüğümde kendimden geçmiştim. Tabii bunda havanın hafif yağışlı ve sisli olmasının da etkisi yok değildi. Zaten Bali’de tapınakları böyle havalarda gezeceksiniz, daha da etkileyici oluyorlar. Batukaru ise içinde bir de gölet bulunan sessiz, dingin, doğa harikası bir tapınak. Sessizliğe vurgu yaptım çünkü Bali’de tapınaklar genelde kalabalık oldukları için, sessizliği bulabilmeniz pek de kolay olmuyor. Ama burası, özellikle de sabah saatlerinde harika oluyor. Bali’de mutlaka görün derim.



NEPAL
Boudhanath

Nepal, çok çekici bir yer gibi olmasına rağmen aslında benim için ilk başta hayal kırıklığı oldu. Hele ki Katmandu’nun o keşmekeşi, gürültüsü, tozu toprağı pek çekilesi değil. Ayrıca buradaki Hindu tapınaklarında da meditasyon yapamıyorsunuz. Bol bol fotoğraf çekiyorsunuz, geziyorsunuz o kadar. Zaten Nepal’e gidecekseniz Nepal’in dışındaki yerleri hedefleyin, özellikle de doğasını… Ama derseniz ki hiç mi bir yer yok enerjisi yüksek, benim için en güzel yer Boudhanath’tır. Dünyadaki en büyük Budist Stupa’sıdır burası. Çok keyifli bir mahallededir. Etraf sevimli Budist rahipler, kafeler, dükkanlarla doludur. Siz de bu stupa çevresini tavaf edip durursunuz. Bir süre sonra çok rahatladığınızı hissedersiniz. Enerjisi yumuşak ve güzeldir.



BHUTAN
Paro Taktsang
(Tiger’s Nest)
Nepal’e gittiğinizde Bhutan’a geçebilirsiniz, Bhutan’a geçtiğinizde de “Dünya üzerine böyle bir yer var mıymış?” dersiniz. Bhutan, doğasıyla, insanlarıyla, krallarının yönetim anlayışıyla bir yeryüzü cennetidir. Ultra HD kalitesinde bir ülkedir. Daha uçaktan iner inmez, sizi sakinleştirir, gerginliğinizi alır, böyle bulutların üzerinde geziyor gibi bir his yaşatır. Sonra “Burada yaşamak mümkün müdür?” dersiniz ama bir Bhutanlı’yla evlenseniz bile prosedürlerin ne kadar uzun ve zorlu olduğunu öğrenince arada bir ziyaret etmeye karar verip ayrılırsınız ejderhanın ülkesinden. Bhutan’ın her yeri meditasyon alanı gibidir zaten. Tapınakları da enfestir. Ama gelin görün ki en önemli tapınakları Park Taktsang yani Kaplan’ın İni Tapınağı inanılmazdır. Bhutanlılar, Budizm’i bu topraklara yayan Guru Padmasambhava’nın bir kaplanın sırtında tapınağın bulunduğu mağaraya geldiğine inanırlar. Ama zaten tapınağı gördüğünüzde buraya normal yollarla nasıl çıkılmış da bir de üstüne o tapınak yapılmış şaşar kalırsınız. Tapınağa çıkmak için yaklaşık üç saatlik bir trekking yaparsınız, çünkü tapınak dağın tepesindeki bir mağaranın içine inşa edilmiştir. Teleferik sistemi falan da yoktur. Yürüyerek çıkarsınız. Ama iyi ki de böyledir çünkü o çıkış başlı başına bir yolculuktur. O kadar çok oksijen ve doğal enerji alırsınız ki bir süre sonra egonuz bile size eşlik edemez hale gelir. İçinizdeki yükler kendiliğinden hafifler, hatta düşüncelerinizi bile bin kilo ağırlığında hissedersiniz. Öyle süptilleşir bedeniniz. İçeride yaptığınız meditasyon ise tahmin edebileceğiniz üzere çok özeldir.



YUNANİSTAN
Delphi Tapınağı

Benim hep hayallerimi süslemiştir bu tapınak ve iki kere ziyaret etme fırsatım oldu. Yunanistan’da herkes Akropol’ü bilir bilmesine de gidip görünce Akropol sizde büyük hayal kırıklığı yaratır. Zaten meditasyon falan hak getire, ben Akropol’e ikinci gidişimde çıkmadım bile. Ama Delphi, ah o Delphi…

Antik Çağ’da Tanrı Apollon’a adanmış üç kehanet merkezi vardır. Birisi İzmir’de Klaros, diğeri Didim’deki Apollon Tapınağı ve Yunanistan’daki Delphi. Ben üçünü de ziyaret ettim ve üçünün de enerjisi birbirinden güzel. Yunanistan’daki ise hem tarihi değeri hem de enerjisi açısından cidden ölmeden önce görülmesi gereken noktalardan. Gerçi burada meditasyon falan yapmayı pek beklemeyin. Zaten ana tapınağa giremiyorsunuz. Meditasyon istiyorsanız bizim ülkemizde olanları ziyaret edin. Fakat Delphi’yi gezerken hissedeceğiniz enerji çok özeldir. Yalnız sakin zamanına denk gelirseniz, ana tapınak merkezinden aşağıdaki yolda Athena Sunağı vardır, orada kendi başınıza bir ağacın altına oturup takılabilirsiniz. Pek kimseler gelmediği için meditasyon için daha elverişli bir alandır.



ABD
Sedona

Sedona, ABD’lilerin pazarlamasıyla dünyaca ün kazanmış Arizona eyaletindeki bir spiritüel kasabadır. Esasında zamanında western filmleri çekilirken kurulmuştur, sonra almış başını gitmiştir. Günümüzde ise spiritüelliğe ilgili ABD’lilerin uğrak mekanıdır. Her yerde türlü türlü malzemeler satan dükkanlar, enerji şifacıları, medyumlar vs. vardır. Tabii burasının şerifi de ünlü şifacı Drunvalo Melchizedek’tir. Kime sorsanız bilir onu ve çok da sevilir. Ama benim Sedona’yı listeme alma sebebim bu değil. Sedona başlı başına bir doğa harikası öncelikle. Büyüleyici bir yer. Ayrıca kadim de çünkü zamanında bölgedeki Kızılderili kabilelerinin kutsal mekanıymış. Zaten enerjinin çıkış noktalarının haritalarını yapmışlar ve her yerde bulabiliyorsunuz. Adamlar, sırf oralara gidip meditasyon yapabilin diye turlar bile düzenliyorlar. Biz kendi başımıza gittik ve denedik bazı noktaları, özellikle Kızılderili geçmiş hayatlarınız varsa çok sıra dışı deneyimler yaşayabiliyorsunuz. Yalnız sırf Sedona’yı görmek için ta buradan kalkıp oralara gidilir mi? Bir Amerikalı’ya sorarsan mutlaka. Ama bana sorarsanız, hani zaten ABD’de yolunuz o taraflara düşüyorsa ziyaret edin elbette, ama sırf Sedona’yı göreceğim diye kalkıp gidilir mi? “Ancak Kızılderili kültürüne aşıksanız” derim ben…

* Pozitif dergisinden alınmıştır.