İskandinav tanrıları: Skarsgårdlar ailesinin sinema ve hayat mirası

Bir aile düşünün; 7’den 70’e her yeri oyuncu, setler onların evi, kırmızı halılar neredeyse aile buluşması. Her an karşımıza çıkan Skarsgårdların bir üyesi olmak için sıraya girecek kadar bu aileye bayılıyoruz.

İskandinav tanrıları: Skarsgårdlar ailesinin sinema ve hayat mirası
İrem Naz Güvel

İrem Naz Güvel


Eğer Skarsgårdların kim olduğunu bilmiyorsanız, size yargılayıcı bakışlar atıyoruz. (Ne cüretle!) Hollywood’un kendini sürekli yeniden hatırlatan, yüzlerce beğeni almayı hedefleyen abartılı ailelerine alışığız. Aklınıza birkaç aile geliyordur. Ama Skarsgårdlar bu kategorinin dışında kalıyor. Nepo tartışmalarının tam ortasında olmalarına rağmen, onlar hiçbir zaman hedefte olmadılar. Aksine, “en sevdiğimiz nepo aile” gibi tuhaf ama samimi bir yerde duruyorlar. Çünkü ayrıcalıklarını inkar etmeyip onu da bir şova dönüştürmüyorlar. Bir nevi “Kardashianların İsveç versiyonu” diyebiliriz. Aslında Keeping Up with the Skarsgård diye bir program olsa bayıla bayıla izleriz. Ama iki aile birbirinden çok farklı. Biri şöhreti merkeze koyarken, diğeri işi merkeze alıyor. Skarsgårdlar popüler, çünkü popüler olmaya çalışmıyorlar.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

İsveç’ten çıkan aile miti

Baba Skarsgård olan Stellan, İsveç’ten çıkıp uluslararası sinemada kalıcı bir iz bırakmayı başarmış ikonik oyunculardan biri. Kariyeri yerel İsveç yapımlarıyla başladı, Lars von Trier filmleriyle karanlık ve rahatsız edici ama unutulmaz karakterlere evrildi, ardından Hollywood’a uzandı. İlk eşi My’dan altı, ikinci eşi Megan Everett’ten iki çocuğu var. Toplamda sekiz çocuklu bir Skarsgård hanedanlığından söz ediyoruz. Kulağa biraz kaotik geliyor. Ailenin büyük oğlu Alexander bu evi “bir sanatçı topluluğu tarafından büyütülmek” diye tarif ediyor. Normal olmak, bu evde hiçbir zaman norm olmadı. Hatta Alexander ergenlik yıllarında babasının ofise giden, gri takım elbiseli, evrak çantalı biri olmasını dilemiş. Stellan ise bu role yalnızca filmlerinde büründü.

Skarsgårdları “kraliyet ailesi” statüsüne yükselten şey ise bu çocukların büyük bölümünün, farklı yollarla da olsa, baba Skarsgård’ın izinden giderek oyunculuğu seçmesi. Ortak bir kalıba girmeden, aynı tarzı tekrar etmeden, her biri kendi tonunu ve alanını buldu. Aralarında rekabet yok denecek kadar az. O meşhur cümlenin sosyal medyada sık sık karşımıza çıkması boşuna değil: “Skarsgårdların bittiğini sandığınız anda, başka bir üyesi ortaya çıkıyor.” Bu durumdan şikayetçi miyiz? Asla!

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Baba oğulun rekabeti

Baba Stellan ile en büyük oğlu Alexander Skarsgård’ın, aynı ödül sezonunda farklı filmlerle konuşuluyor olması, Skarsgård ailesini yeniden gündeme getirdi. Stellan, Manevi Değer’de işi nedeniyle çocuklarını ihmal eden bir babayı canlandırırken, Alexander ise Pillion’da sınırları zorlayan bir BDSM hikayesinin merkezinde yer alıyor. 74 yaşındaki Stellan’ın kariyeri düşünüldüğünde, oynadığı “ortalarda olmayan baba” rolünün aile içinde hafif bir alay konusu olmuş bile. Stellan bu etiketi pek sahiplenmese de şunu da net biçimde söylüyor: “Hiçbir ebeveyn mükemmel değildir, çocuklar da öyle. Hatalar yapılır.” Stellan’ın ebeveynlik yaklaşımı burada kilit nokta. “16 yaşından sonra çocukların hayatına karışamazsınız” diyen bir baba o. Ona göre aksi durumda iki ihtimal var. Ya çocuklar hayatlarını mahvettiğinizi düşünür ya da her şeyi size borçlu olduklarını sanır. Ve ikisi de eşit derecede korkunç. Bu yaklaşım, Skarsgård evinde büyüyen çocukları erken yaşta birey olmaya zorluyor. Stellan’ın kendi ifadesiyle, tartışan, sorgulayan, fikir sahibi bir klanın tohumlarını attı.

Skarsgård soy ağacı

Skarsgårdları en sevdiğimiz nepo aile yapan şey, tek bir yıldızdan ibaret olmamaları. Baba Stellan ve My ile başlayan hikaye, sekiz çocuğa yayılan bir klana dönüşüyor. Bir aileyi sevmek için önce onu tanımak gerekir diyerek Alexander, Gustaf, Sam, Bill, Eija, Valter, Ossian ve Kolbjörn’ü mercek altına alıyoruz.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Vampir ilahı Alex

Old’lar bilir, Skarsgårdların popülerliği Alexander’la başladı. Birçoğumuz onunla, vampir furyasının altın çağında tanıştı. True Blood’daki Eric Northman, sarı saçları ve karşı konulamaz yakışıklılığıyla ekranı ele geçirdi. Karizması bir diğer vampir favorimiz Buffy the Vampire Slayer’ın Spike’ını çağrıştırsa da, Eric ondan daha karanlık, daha mesafeli, daha İsveçli bir versiyonu gibiydi. Alexander küçük yaşlarda setlere adım attı ancak “normal olmak istediği” bir dönemde oyunculuğu bırakarak 19 yaşında İsveç Deniz Piyadeleri’nin istihbarat birliğine katıldı. Bambaşka bir dünyaya girse de yolu yeniden oyunculuğa çıktı. Büyük Hollywood rollerinin ardından, toksik maskülinitenin altını oyan karakterlere yöneldi. Özellikle son filmi Pillion’da canlandırdığı gay motorcu Ray bunun örneklerinden. Filmde olduğu kadar kırmızı halıda da bu anlatıyı devam ettiren Alex, seks oyuncağı baskılı bluzlardan, deri takımlarına uzanan bir stil çeşitliliği sunuyor. Pedro Pascal bunu yaptıysa, Alexander bir tık daha soğukkanlısını yaptı. 2016’da kendisini yakından görme şansını yakalamış ve fan girl’lüğün zirvesini yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki, ona “İskandinav tanrısı” demek hiç de abartılı değil.

Viking kanı

Alexander’dan sonra gelen Gustaf, Vikings dizisinde tam anlamıyla bir Viking’di. Canlandırdığı Floki, eksantrik, rahatsız edici, zaman zaman ürkütücü ama asla boş olmayan bir karakterdi. Bu performans, Gustaf’ı “yakışıklı Skarsgård kardeşlerden biri” olmaktan çıkarıp gerçekten izlenen bir oyuncuya dönüştürdü. Gustaf, kardeşleri arasında oyunculuğa en erken karar verenlerden. Daha altı yaşındayken bu yolu seçerek pembe dizilerin kısa vadeli konforundan bilinçli olarak uzak durdu. Eğitimini ciddiye aldı, sahneyi önemsedi, İsveç Kraliyet Dram Tiyatrosu’nda pişti. Televizyonla kurduğu ilişkide bile aceleci değildi. Vikings’le gelen büyük popülerlik, uzun bir hazırlığın sonucuydu. Ailenin politik pozisyon almaktan geri durmayan, aktivizmi en doğrudan, en filtresiz yaşayan kardeş de o.

Ailenin “gerçek” kahramanı

Skarsgård ailesinin üç numarası Sam, bu soyadın otomatik olarak kamera önüne çıkmak zorunda olmadığını kanıtladı. Babası ve kardeşleri oyunculuğu seçerken, o annesi My’ın yolundan gitti ve doktor oldu. Yoğun bakımda çalışıyor, yani kelimenin tam anlamıyla hayat kurtarıyor. Küçük yaşlarda birkaç projede yer aldı. Çünkü Skarsgård evinde büyüyorsanız, setten tamamen kaçmanız zor. Ama Sam için ışıklar ve kameralar hayatının merkezi olmadı. Alexander’ın “Ya oyuncuyuz ya da doktor” cümlesi, bu aileyi belki de en iyi özetleyen şey.

Skarsgårdlar bize şunu hatırlatıyor: Popüler olmak için her yerde olmak gerekmiyor. Bazen doğru yerde, doğru zamanda, doğru işte olmak yeterli.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Korku kralı

Onun bebeksi yüzüne aldanmayın, Bill tam anlamıyla bir scream king. Bugün Skarsgård ailesinin en popüler isimlerinden biri. Çocuk yiyen palyaço Pennywise ve vampir Nosferatu performansları, onu modern korku sinemasının ikonik yüzlerinden birine dönüştürdü. Böylesine yakışıklı birinin bu kadar rahatsız edici karakterlere hayat vermesi ise tam bir ters köşe. Hemlock Grove’da attığı ilk adımlar “Bir Skarsgård daha” refleksini tetiklemiş olabilir ama Bill çok kısa sürede ne Alexander’ın kardeşi ne de Stellan’ın oğlu olarak anılmayı umursayan biri olmadığını gösterdi.

Evin gerçek patronu

Ailenin tek kızı Eija ise oyunculuğu seçmeyenlerden. Modellik yapıyor ama aile içindeki rolü bambaşka. Ailenin patronu o diyebiliriz. Stellan onun için “Eşimin her hamileliğinde Eija, ‘Umarım kız olmaz’ derdi. Çok güçlü, birçok yönden erkek çocuklardan daha güçlü ve bu konumdan keyif alıyor” diyordu. Alexander da, “Kız kardeşim Eija iki buçuk yaşındayken erkek kardeşimle tartıştı. Yazmayı bilmiyordu, bu yüzden babamdan bir kağıda, ‘Kızlar her zaman haklıdır’ yazmasını istedi dedi. O not hala mutfak duvarında” diye Eija’nın erkek kardeşleri arasında tek kız olmanın getirdiği konumunu anlatıyor.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Yolu açın, yeni bir Skarsgård geliyor

Valter, Skarsgård ailesinin yükselişteki üyesi ve My ile Stelan’ın da son çocuğu. Tahmin edileceği gibi o da ailesinin oyuncu mirasını devam ettirenlerden. İsveç yapımlarında pişti, Black Lake gibi işlerle uluslararası izleyiciye ulaştı, Börje dizisinde ise gerçek bir spor ikonunu canlandırarak dikkat çekti. Kamera dışında ise bambaşka biri. Sosyal medyada kendisiyle, ailesiyle ve “en küçük olma” meselesiyle dalga geçmekten çekinmiyor. Aralarında iki yaş olan ablası Eija ile de oldukça yakın olan Valter, kendilerinden “dinamik ikili” olarak bahsediyor.

Keşif aşamasında bir Skarsgård

Stellan, yedinci ve eşi Megan Everett ile olan ilk çocuğu Ossian, 2009’da dünyaya geldi. Henüz çok genç olsa da bu aile mesleğine adım atmasına engel olmadı. Burn All My Letters filminde abisi Bill ile birlikte rol aldı, kırmızı halılara çıktı, setleri tanıdı. Ossian için şu an her şey bir keşif alanı.

İşte kuzu kuzu geldim

“Daha bunlardan kaç tane var?” diye soruyorsanız, merak etmeyin sonuncu üyeye geldik. Ailenin en küçüğü Kolbjörn, 2012 doğumlu. O da babası ve ağabeylerinin izinden giderek çocuk oyunculuk yaptı. İlk rolünü 2022’de Clark’ta ağabeyi Bill ile birlikte aldı. Ayrıca İsveç televizyon dizisi Kenny Starfighter’da Mio karakterini canlandırdı. Henüz çok genç olmasına rağmen, Skarsgård soyadının eğlence dünyasındaki yolculuğunu sürdürmeye şimdiden kuzu kuzu geliyor.

Bu aileyi farklı kılan şey yalnızca yetenek değil. Politik meselelerde kaçamak yapmamaları. PR cümleleri değil, bireysel ve net pozisyonlar alıyorlar.

İskandinav tanrıları: Skarsgårdlar ailesinin sinema ve hayat mirası - Resim : 6

Favori nepo aile

“Nepo baby” tartışmaları son yıllarda neredeyse başlı başına bir janra dönüştü. Kim, neyi hak etti? Kimin yolu kimin sayesinde açıldı? Bu tartışmadan Skarsgårdlar da nasibini aldı ama pozitif bir şekilde. Nepo olmanın inkar edilemez bir gerçek olduğunu kabul ediyor ama bunu bir savunma hattına dönüştürmüyorlar. Ne “her şeyi kendi başıma yaptım” yalanına sığınıyorlar ne de soyadlarını romantize ediyorlar. Bu dürüstlük, insanlarla kurdukları ilişkiyi de yumuşatıyor. Başlangıç çizgileri avantajlı olabilir ama yarışa herkes kendi temposunda ve kendi yönünde giriyor. Kimse başkasının alanına taşmıyor, kimse “en başarılı Skarsgård” unvanı için yarışmıyor. Kardashianların ezeli ve sinsi rekabeti onlarda hiç yok.

Buna rağmen, onlar da eleştirilere maruz kalıyor. Yakın zamanda Stellan, küçük oğullarından birinin nepo baby söylemi yüzünden zorbalığa maruz kaldığını anlattı. Henüz kendi yolunu bile seçmemiş, kamerayla ilişkisi daha yeni başlayan bir çocuğun, sosyal medyada ve okulda bu etiketle damgalanması, onun için kabul edilebilir bir şey değil. “Bir çocuğu, ailesinin mesleği üzerinden yargılamak acımasızlık” diyor Stellan. Bu noktada tartışma artık sinema endüstrisinden çıkıyor, etik bir yere oturuyor.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

İskandinav soğukkanlılığı

Skarsgård ailesini favori nepo aile yapan şey yalnızca yetenekleri veya karizmaları değil. Asıl fark, politik meselelerde aldıkları pozisyonun netliği. Özellikle Filistin meselesinde, Hollywood’un alışılagelmiş kaçamak reflekslerinden bilinçli olarak uzak duruyorlar, muğlak cümleler kurmaktan kaçınıyorlar. Stellan, yıllardır İsrail’in Filistin politikalarına açıkça karşı çıkan isimlerden biri. Bunu yaparken dramatik bir “kariyerimi riske atıyorum” anlatısı kurmuyor, meseleyi bir insanlık ve sorumluluk alanı olarak ele alıyor. “İsrail hükümetini eleştirmek antisemitizm değildir. Bu iki şeyi bilerek birbirine karıştırıyorlar” diyerek Hollywood’da yüksek sesle söylenmeyen bir cümle kurmuş oldu. O yüzden etkisi büyük.

Stellan’ın bu konudaki tavrı, Skarsgård evinde politik bilincin bir yasaklı alan olmadığını da gösteriyor. Çocuklar için bu meseleler, halının altına süpürülen konular değil. Ailenin aktivisti Gustaf, sosyal medya paylaşımlarında Filistin’e destek verdiği için doğrudan hedef gösterildi, eleştirildi ve sektörde “fazla politik” olmakla suçlandı. Ama geri adım atmadı. Kardeşi Bill ile yürüyüşlere katıldı.

Hollywood’da politik duruş genellikle ya ödül sezonuna denk getirilir ya da kolektif açıklamaların arkasına saklanır. Skarsgårdlar ise kalabalığa yaslanmadan, PR cümleleri üretmeden bireysel olarak konuşuyorlar. Tartışmacı ve fikir sahibi çocuklardan oluşan bir aile yetiştiren Stellan, “Onlara her şeyi sorgulamayı öğretmeye çalıştım. Bu, haklı olup olmadığınızı düşünmenizi ve bir pozisyonu savunmak için argümanlarınızı keskinleştirmenizi sağlar. Ayrıca son derece gürültülü toplantılara da yol açar” diyor.

Skarsgårdların mesafeli, sakin ve gösterişsiz duruşu tesadüf değil, kökleri İskandinav kültüründe. İsveç’te büyümüş, eşitlik fikriyle yoğrulmuş bir aile onlar.