Dijital platformun önlenemez yükselişi

Dijital platformun önlenemez yükselişi

Sosyal medyanın bizi internet televizyonculuğuyla tanıştırmasından bu yana yayıncılık da evrildi, yeni bir kimlik kazandı. Netflix, Amazon Prime ve BluTV’den sonra tanıştığımız puhutv’nin gözdesi Fi ve çığ gibi büyüyen hayran kitlesi ise dijital platformun dört nala gideceğinin sinyallerini veriyor.

BİR TELEVİZYON DİZİSİNDEN NE BEKLERSİNİZ?
Gerilimin dehlizlerine ineceğiniz, adrenalin dozu yüksek sahneler mi, polisiye mevzular mı, bilinmeyen bir evrenin kapılarını açan bilimkurgu hikayeleri mi, politik entrikalar mı, durum komedileri mi yoksa dramatik ilişkiler mi?

Eğer yanıtınız bunların hiçbiri değilse sizi sıra dışı karakterlerin karanlık koridorlarında gezdiren, bunu yaparken kapı aralığından gösterdiği küçücük bir parçayla tekinsiz bir dünyanın çekiciliğine kaptıran, üstüne aşk, şehvet ve cinsellik sosundan yararlanmayı da ihmal etmeyen Fi tam size göre.



Son dönemin yeni oyuncağı dijital platformda yayınlanmak için çekilen dizilerin en ses getireni oldu Fi. Yıllar önce Tolkien’ın efsanevi üçlemesi Yüzüklerin Efendisi yayınlandığı zaman nasıl okumayanlara adeta vatan haini gözüyle bakıldıysa Azra Kohen’in Fi, Çi, Pi üçlemesini okumayanlara karşı da benzer bir ilginin yükseldiği aşikar. Üçlemenin ilk ayağının flaş oyuncu kadrosuyla ve zekice bir pazarlama stratejisiyle daha başlamadan merak uyandırması ise bu kolektif bilincin eyleme dökülmüş hali.

TEKİNSİZ İLİŞKİLERE HAYRAN OLMAK
Yaşadığımız çağın sorunlarından biri de normal olanı değil de yürek kanırtanı sevmek, saplantılı olana ilgi duymak ve nedense bunun iyi bir şey olduğu sanrısına kapılmak ya da platonik ilişkiler herhalde.

Fi, ana tema olarak bunların hepsine bir psikiyatrist (!) edasıyla eğiliyor. Jeneriğinden vurucu açılış sahnesine, senaryosundan saat gibi işleyen kurgusuna kadar klişelerin tuzağına çok da düşmeden ilerliyor. Roman uyarlaması beyazperde veya televizyon için zaman zaman dezavantaj olsa da Fi için söz konusu değil. Hem bir ‘bestseller’ olması hem yıldız kadroyla çekilmesi hem de yıllardır ağdalı melodramlara döve döve alıştırılmış seyircimizin yeni bir frekansı bağrına basması açısından alanında söz sahibi olma yolunda. Ama duygusal anların tırmandığı sahnelerde ki bizim dizilerde pek bir sevilir, sanki başka plan yokmuş gibi yakın planın bolca kullanılması ve bu sahnelerde dramatik müziğin yükseltilmesi diziyi bulunduğu modern zeminden bir anda uzaklaştırıp benzerlerinin kümesine koyuveriyor. Duru’ya neredeyse bir fetiş nesnesi gözüyle bakan saplantılı, huzursuz Can Manay karakterinde Ozan Güven, bu hastalıklı tipi elbette başarıyla canlandırıyor, zaman zaman oyunculuğu abartıp, karakteri karikatürize ederek inandırıcılığını bir miktar zedelese de… Mehmet Günsür, Ozan Güven’in dominant karakterini dengeleyen doğal oyunculuğuyla naif, idealist akademisyen Deniz’i yaratmada çok başarılı. Berrak Tüzünataç da tam da olması gerektiği gibi, tam dozunda ama Serenay Sarıkaya’nın biraz daha hızlı koşması gerekiyor sanki rol arkadaşlarını yakalaması için.


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.