Düşünmenin dayanılmaz ağırlığı

İnce düşünülecek jestler ve iyice düşünülecek meseleler var. Üzerine hayli düşünülecek bir ‘aşırı düşünme hali’ hakkında sesli düşünüyoruz. İşte, bunu hiç düşünmemiştik!

Düşünmenin dayanılmaz ağırlığı

Yazı: Baran Alışkan

Sabahın erken saatlerinde bir toplantının ardından, öğle kahvesinde bir arkadaşınızla lafladıktan sonra, sevgilinizle ettiğiniz kavganın gecesinde, geleceğinizi etkileyecek o adımı atamadığınızda ya da fokurdayan kettle, su ısıtma işlemini bitirene kadar daldığınız uzaklarda… Hepsi ve daha fazlasında tek bir sancıyı yaşıyoruz. Düşünüyor, düşünüyor ve daha fazla düşünüyoruz. İhtimallerin arasında kaybolurken olumsuzların suyundan da koyuyoruz. Belki de toplantıda verilen ek göreve ‘hayır’ demeliydiniz, o arkadaşınıza tüm özel hayatını anlatmamalıydınız, malum kavgada onu da söylemeliydiniz, o yatırımı yapmalı ve ısınan suyla güzel bir çay demlemeliydiniz. Düşünme konusunda bazı dertlerimiz var; hem de fazla düşünmeyle ilgili. Birlikte düşünelim mi?

BU KADAR BASİT (Mİ?)
Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözlerinden ilhamla düşünmeden edemediğimiz günlerde, bazılarımız bu eylemle çetin bir mücadeleye tutuşuyor. ‘Overthinking’ yani bir şeyi çok fazla ve uzun süre düşünmek durumundan mustarip çok düşünenler için yoğun sis bulutunu aralamak istiyoruz. Şehir hayatının karmaşasının yanı sıra modern insanın birçok uyaranla savaştığı ortalama bir günde hepimiz yüzlerce karar alıyoruz. Her karar, öncesinde bir düşünme seansını beraberinde getirdiği için istesek de istemesek de aklımızdaki tilkilerden kurtulamıyoruz. Biraz sessizlik ya da bir boşluk bulduğumuzdaysa düşünme eylemini aşırılığa teslim ediyor ve bu karmaşanın içinde kayboluyoruz. Evet, gerçekten kaybolmuş hissediyoruz. Dünü, bugünü ve geleceği düşünmek, endişelenmek ve başka ihtimalleri hesaplamak tıpkı diğer şeyler gibi insan olmanın bir parçası aslında. Gün içerisinde verdiğimiz yüzlerce kararı, büyük ve küçük olarak kategorilendirerek en azından üzerimizden bir yükü atmak mümkün. Küçük kararları akışına bırakırken, bize büyükler hakkında fikir yürütmek kalacak. Bu kadar basit mi? Elbette değil, zaten daha yeni başlıyoruz!

DÜŞÜNCENİN VAROLUŞU
Descartes’ın düşünceyi varoluşsal olarak yorumlamasına karşılık, William Shakespeare’e kulak veriyoruz: “Düşüncemiz onu var etmeden, hiçbir şey yoktur.” Hatırlayın, duraklar süren metro yolculuğu sırasında kaç farklı mesele arasında yolculuk ettiniz. Uyumadan hemen önce, kaç olası tartışmayı ve konuyu defalarca simule ettiniz. Gelecek kaygılarını perçinleyen muhtemel olumsuz senaryolar ise kaç kez güzel bir günün tadını kaçırdı? Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Özer, ‘overthinking’ kavramını zihnimize üşüşen aşırı düşünceler topluluğu olarak tanımlıyor ve mükemmeliyetçi kişilik yapısındaki bireylerde daha fazla görüldüğünü ifade ediyor. “Düşünceler, istemsizce beynin arka planında dönmeye başlar. Aşırı düşünenleri belli bir kategoride değerlendirmek zor olsa da ortak özellikleri travmalar diyebiliriz. Travma dendiğinde ise herkesin aklına çok derin şeyler geliyor ama önemsiz gibi görünen yüzeysel, küçücük travmalar da bu düşüncenin tetiklenmesinde etkili olabilir. Her aşırı düşünen kişide olmasa da takıntı ortaya çıkabiliyor. Bu kişiler zaman geçtikçe özgüveni düşük bireyler haline gelebiliyor. Günlük hayatta, kısa vadede yapabileceklerinizi rutin haline getirebildiğinizde ise otomatik olarak uzun vadede üstesinden gelme şansını yakalıyorsunuz.” (Bkz. Overthinking ile Mücadele Rutini)

AŞIRI DÜŞÜNMENİN İLKE’Sİ
Bir aşırı düşünenin gününe konuk olalım. Kendisini önümüzdeki satırlarda ‘İlke’ ismiyle adlandıracağız. İlke, sabah uyandığında yeni bir iş görüşmesi için erkenden kalkacak ve hazırlanacak. Yol boyunca görüşmenin verdiği heyecanla çeşitli senaryoları kafasında simule ederek ihtimaller arasında kaybolmasıysa kuvvetle muhtemel. Olumsuz ihtimalle birlikte negatif bir ruh haline yaklaşan İlke, potansiyelini tam olarak yansıtamama tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Ona ne önerirsiniz? O anki durumun yanı sıra başka bir pencereden bakmak iyi bir aksiyon olabilir. Bunun için Sherlock Holmes olmaya gerek yok nasılsa. En yakın arkadaşıyla konuşarak yeni bir görüş duyabilir, destek alabilir ve iyi ihtimalleri yeniden hatırlayabilir. Ortalamanın üzerinde, mükemmelin bir tık altında bir iş görüşmesinin ardından ‘Acaba gerçekten arayacaklar mı?’ sorusuyla karşı karşıyayız. Ne yapmalı? Evet, bilinmezlik korkutucu ama denemeden bilemezdik. Görüşmeden hemen sonra hava biraz daha serinlemişken sabah aradığı dostunun çöpçatanlığını üstlendiği bir ilk buluşmaya davetliyiz. Yola devam ediyoruz…

İlke, hiç de fena geçmeyecek bir buluşma öncesinde ‘ya kötü geçerse?’ sorusunu bir türlü aklından çıkaramıyor. Sırası gelen sorular ise şöyle: Ne konuşacağız? Ne sipariş etmeliyim? Nasıl görünüyorum? Benden hoşlanacak mı? Anlatıldığı gibi biri mi? Bu soruların hiçbiri bir problemi çözmek için sorulmuyor. Aksine yalnızca problemin üzerinde durmasını sağlıyor. Sevgili İlke, dünyaya çarpmak üzere bir meteor yaklaşmadığı sürece senlik bir şey yok. Tabii, süper kahraman değilsen bunu da listenden çıkarabilirsin. Tüm sorularının yavaşça olağan akışında cevaplandığı buluşma hayli keyifli geçecek ve ikili yeniden buluşmak üzere vedalaşacak. Bu sırada İlke, keyifli ama bir o kadar düşünceli adımlarla eve doğru yol alacak. Tam da bu sırada ‘Acaba öyle söylememeli miydim?’ gibi sorularla zihnini meşgul edecek. Ona şunu hatırlatmakta fayda görüyoruz; gelecek tüm sürprizleri içinde barındırıyor. İyi veya kötü. Sen elinden geleni yaptın, bırak hayat seni şaşırtsın. Eve döndükten sonra sabahtan hazırladığı soğuk kahvesinden bir yudum alacak ve gündeme hızlıca göz atacak. Bu sırada çok uzun zaman önce başvurduğu yurt dışı eğitim programından kabul aldığı bir mail gelen kutusunda parıldayacak. Şimdi, yeniden düşünme zamanı! ‘Yapabilir miyim, nasıl olur, her şeyi bırakıp gidemem’ ve daha fazlası… Aşırı düşünen kişiler için harekete geçmek hayli zor bir eylem. Haklılar, çünkü bu bir tercih değil. Bazen beyin yerine sezgilere güvenmek ve tutkuların peşinde koşmak gerek; sezgilere fırsat tanımak için uygun bir zaman. ‘Ya başaramazsam? Geri dönmem gerekirse? Alışamazsam? Şu an bir işim var, ya orada bulamazsam?’ Evet, olumsuz duygularla yeniden buluşuyoruz. Tam da bu sırada kendimize daha fazla şefkat göstermeli ve eleştirel iç sesimizle karşılıklı anlaşmaya varmalıyız. Sahi, ona neden bu kadar kulak asıyoruz?

MÜKEMMEL BİR PLAN
Mükemmeli arayanlar, peşinde koşanlar ve o standartı yakalamak isteyenler bir adım atmadan önce mutlaka üzerine düşünür. Bu düşünme hali, aşırı seviyelere yükseldiğinde ise overthinking yani aşırı düşünme haliyle yüzleşiriz. Çok düşünenler, mükemmelin peşinde koşmanın olumsuz tarafıyla böylece tanışır. Çünkü mükemmeli yakalamak üzere sürekli düşünmek, ilerlemeyi engelleyen bir tümsek. Düşüncelerin düşünceleri kovaladığı anların günlük yaşama bir diğer etkisiyse dikkat dağınıklığı. Geçmişi, şimdiki zamanı ya da geleceği düşünürken tam anlamıyla ‘an’ kaçırılabilir ve dolayısıyla odaklanma sorunları yaşanabilir. Anksiyetenin bu denli sık karşılaşıldığı günümüzde, aşırı düşünme ile yüzleşmek pek uzak bir ihtimal sayılmaz. Uzm. Psk. Tuğçe Özer, öncelikle anksiyetenin kaygı ve endişe hali olduğunu hatırlatıyor. “Aşırı düşünme halinde de kaygılar ve korkular birbirini tetikliyor. Aralarındaki farkı ‘aşırılık’ olarak belirtebiliriz. Overthinking, anksiyetenin bir tık daha üstü yani daha fazlası aslında. Tam olarak hangisiyle mücadele ettiğimizi anlamak ise basit. Aşırı olan overthinking; tolere edebildiklerimiz, gündelik kaygılar ise anksiyetedir.”

AŞIRI EMPATİ SORUNSALI
Televizyonun gündüz kuşağında, çok satan kişisel gelişim kitaplarında ve kapalı gişe ilham veren konuşmaların kadrolu kavramı ‘empati’ ise bir başka ‘aşırı düşünme’ anahtar kelimesi. Hiç yoksa haftada bir kez kulağımıza çalınan, ayda bir mutlaka bir yerlerde okuduğumuz ve senede bir kez ‘dene!’ emir kipiyle önerilen empati kavramı, her ne kadar teoride sağlıklı ilişkilerin anahtarı olarak görülse de fazlası tıpkı şeker gibi zarar. ‘Elalem ne der?’ diye kısıtlanan nice hayatlar, ‘aman kimseyi üzmeyeyim…’ ile başkalarının çizdiği bir portreye dönüşüyor. Söz konusu romantik ilişkiler olduğundaysa empati zamanla yörüngeye girmek gibi tamamen partnere göre bir hayat sürdürmeye dönüşüyor. Uzm. Psk. Tuğçe Özer, kaybetme korkusu olan ve sevgisini de aşırı yaşayan kişilerin en belirgin özelliğinin bu olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu kişiler, empati yaparken bazen o kadar abartırlar ki kendilerini yorduklarının farkında olmazlar. ‘Acaba ne düşündü, acaba yanlış mı anladı, acaba kırıldı mı?’ diye düşünmekten kendi hayatlarına devam edemezler. Düşünsenize başkasının zihninde sürekli onun adına kararlar alıyor, sorguluyor bir de cevaplar veriyorsunuz…” Anlayacağınız, empatide aşırılık diğerler aşırılıkların da habercisi olabilir. Yani haberler kötü.

BUGÜNÜN GÜNDEMİ: BUGÜN
Mutlu anların, keyifli saatlerin başarılı bir kariyerin, aşk dolu bir ilişkinin ve emin adımlarla ilerlenen bir geleceğin habercisi bugündeyiz. Şu an, her ne düşünüyorsanız bir anlığına nefes alıp anın tadını çıkarmanın tam zamanı. Bırakın, yarınki muhtemel sorunları yarınki siz çözsün. Tıpkı dün yaşananları geçmişteki sizin çözdüğü gibi. Size düşen yalnızca bugün. Harekete geçmeyi engelleyen, düşünceleri bulanıklaştıran aşırı düşünme haline karşı en azından bir planımız var. Elbette profesyonel bir destek her zaman A planımız. Bu satırlar gözlerinizin önünde hızla geçerken, yarın sabah yeni bir güne başlayacağız. Perdeyi açacak, temiz havayı içimize çekeceğiz ve kulağımıza çalınan Ajda Pekkan’ın sesine gülümseyeceğiz. “Düşünme hiç, neden diye… Yorulma! O yıllar ki yaşanmayacak seninle bir kez daha…” Haklı, değil mi? Şimdi, harekete geçin. Hem de hiç düşünmeden!

‘OVERTHINKING’ İLE MÜCADELE RUTİNİ

  • FARKINDA OL
    Öncelikle neyi fazlasıyla düşündüğümüzün farkına vararak başlayabiliriz. Zihnin arka planında çalan o şarkıda ne diyor? ‘Ne düşünüyorum?’ sorusunu sorarak farkında olmak ilk basamak. Farkında olduğunuz anda zaten daha az düşündüğünüzü göreceksiniz.
  • MEŞGUL ET
    Dikkatinizi bir noktada toplayacak, sizi meşgul etmesinden hoşlanacağınız bir aktivite seçin. Özellikle evde olduğunuz dönemlerde spor yapmak, sağlıklı yemekler hazırlamak, yeni bir hobi edinmek gibi aktiviteleri deneyebilirsiniz.
  • RUHUNU DİNLENDİR
    Yoga ve meditasyon yapabilirsiniz. Bir tütsü yakmak şimdiki ana odaklanmanızı kolaylaştırabilir veya açık havada yaptığınız esneme hareketleri zihninizde daha bilinçli bir an yaratabilir. Dini bağlılığı olan biriyseniz ibadet ederken de kendinizi dinleyebilirsiniz.
  • ZAMAN AYIR
    Mükemmeliyetçi biriyseniz ‘düşünme’ rutinini erteleyerek kırabilirsiniz. ‘Şu an bunu düşünmene gerek yok, bunu akşam düşün’ diyerek kısa vadede düşünme eylemini ileriye atarak o ‘mükemmel’ rutinin dışına çıkabilirsiniz. Böylece aşırı düşünme eylemini belli bir zaman aralığına sıkıştırabilirsiniz. Mükemmeliyetçi bir yapıdan akışa uyan birine dönüşümün ilk adımını atabilirsiniz.
  • NOT AL
    Bir kağıda sizi strese sokan, mutsuz eden veya gerilmenize neden olan maddeleri yazın. Sonra onu buruşturup atın. Bunu yapma sebebiniz, aklınızda dolaşan tüm o düşünceleri kelimelerle somutlaştırmak. Çünkü soyut olan düşünceler büyütülmeye daha müsait. Başa çıkılamaz gibi geliyor ama öyle değiller. Sadece siz onları gereğinden fazla düşünüyorsunuz.