Hipertansiyonla mücadelede öncelik düzenli kontrol

Hipertansiyonla mücadelede öncelik düzenli kontrol

Ülkemizdeki 18 yaş üstü yetişkinlerin üçte birinde görülen hipertansiyon, çoğu kez bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmıyor. Ancak sistemik hastalıklar ve yaşamsal birtakım hatalar, bu sorunun kişinin sağlığını ve hayat kalitesini bozmasına yol açıyor.

Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal

Düştüğünde tuzlu ayran, yükseldiğinde limon... Belki tansiyon değerlerinde oynama denilince aklınıza gelenler ilk anda bunlar ama atardamarların içindeki kan basıncını tanımlayan bu durum temelinde, aslında çok daha fazlasını barındırıyor. Kalp kası kasıldığında, atardamarlara kan pompalanması sırasında ölçülen basınç sistolik; kalp kası gevşediğinde kanın damarda durması esnasında ölçülen basınç da diyastolik basınç olarak adlandırılıyor. Tansiyon ölçümünde sistolik (büyük) ve diyastolik (küçük) kan basınçlarına bakılıyor. Kan basıncının yüksekliğine ise hipertansiyon deniliyor. Büyük tansiyonun 120- 130 mmHg, küçük tansiyonun ise 70-80 mmHg arasında olması normal kabul ediliyor. 140/90 mmHg ve üzerindeki değerler ise yüksek yani hipertansiyon sınırında sayılıyor.

Yetişkinlerin üçte biri hipertansiyon hastası
“Sessiz düşman” terimi, hipertansiyon için sıklıkla kullanılıyor. Bunun temelinde; hastalığın yıllarca hiçbir belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine hasar verebilme olasılığının bulunduğuna dikkat çeken Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehtap Emek, “Ülkemizde TEKHARF ile Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından yapılan çalışmalara göre; Türkiye’de yetişkin olarak kabul edilen, 18 yaş üzeri popülasyonda hipertansiyon görülme sıklığı yüzde 31,8. Bu da her üç kişiden birinin (erkeklerin yüzde 27,5’inde, kadınların da yüzde 36,1’inde) yani yaklaşık 15 milyon kişinin hipertansiyon hastası olduğuna işaret ediyor. Daha da önemlisi, bu gruptaki her üç kişiden ikisi yaşamını hipertansiyon hastası olduğunu bilmeden sürdürüyor” diyor. Hipertansiyonla mücadelede, belli aralıklarla kan basıncı ölçümü yapmak önem taşıyor. Hastalığın en bariz belirtileri arasında; baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, görmede bozukluk ile sık idrara çıkma yer alıyor. Kan basıncının çok yükseldiği durumlarda çift görme, dilde peltekleşme, yüzde ve vücutta karıncalanma gibi belirtilere de rastlanabiliyor.

Çok az hastada neden saptanabiliyor
Hastaların yüzde 90-95’inde hipertansiyona neyin yol açtığı bilinmiyor. Bu duruma primer, birincil nedenli veya esansiyel hipertansiyon denildiğini yani hastalığın bilinen bir rahatsızlığa bağlı olmadığını belirten Dr. Emek, “Ancak genetik yatkınlık, kilo fazlalığı, stres, aşırı tuz tüketimi, hareketsizlik ve fazla alkol tüketimi hipertansiyonun ortaya çıkma olasılığını arttırıyor. Kalan yüzde 5-10’luk hasta grubunda ise hipertansiyon bilinen ve tanısı konulan başka bir rahatsızlığa bağlı gelişiyor. Sekonder yani ikincil nedenli hipertansiyon olarak tanımlanan bu hastalık en sık böbrek, hormonal ve doğumsal kalp hastalıkları ile beyin tümörleri ve lezyonlarının yanı sıra kullanılan ilaçlar nedeniyle ortaya çıkıyor” diyor.

Tuz tüketimini sınırlamak gerekiyor
Hipertansiyon açısından, ailesel yatkınlık önemli bir risk faktörü. Bunun yanında aşırı tuzlu beslenmek, uzun dönemde damar sertliğine yol açarak hipertansiyona neden oluyor. Tuz alımıyla kan basıncı arasındaki ilişkiyi gösteren Intersalt araştırmasına göre; günlük altı gramlık tuz artışı büyük tansiyonun dokuz mmHg yükselmesine yol açıyor. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olmayan kişilerin bile aşırı tuz tüketimi nedeniyle bu tabloyla erken yaşta karşılaşabildiğini belirten Dr. Emek, Dünya Sağlık Örgütü’nün günde ortalama 6 g tuz tüketilmesini önerdiğine de dikkat çekiyor. Böbreklerin hücrelerinde oluşan enfeksiyon ya da tahribatlarla böbrek damarı ve hücre toksisitesi gibi hastalıklar da kan basıncını yükselten sağlık sorunları arasında yer alıyor. Organa gelen damarlarda daralma, kireçlenme veya plakalaşma nedeniyle kan akımı bozulduğunda, böbrekten salgılanan bazı maddeler damarları kasarak kalbin daha hızlı çalışmasına, bunun sonucunda da hipertansiyona yol açıyor.

Uyku apnesi de risk yaratıyor
Kan basıncını yükselten problemlerden biri de hareketsiz yaşam ve kalori alımındaki artış nedeniyle, günümüzün önemli sağlık problemlerinden sayılan obezite! Kilo artışı sonucu kalbin daha fazla kan pompalamak zorunda kalmasının, kalp ve damarlar için ayrı bir yük oluşturduğunu, bunun da kan basıncını yükselttiğini belirten Dr. Emek, şöyle devam ediyor: “Günümüzde hatalı beslenme alışkanlıkları, hipertansiyonun görülme sıklığında yaşanan artışın en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Örneğin; aşırı yağlı ve karbonhidrattan zengin beslenme sonucu vücutta artan yağ dokusunda kan basıncını artıran bazı maddeler salgılanıyor. Bu maddeler de damarların daha fazla kasılmasına ve böylece tansiyonun artmasına yol açıyor. Diyabet hastalarında hipertansiyon gelişme riski ise normal popülasyona oranla daha fazla görülüyor. Hastalık damar direncini, damar duvarındaki yapısal liflerde değişkenliği ve damarlarda sertleşmeyi arttırıyor ki bu da tansiyona zemin hazırlıyor.” Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan uyku apnesi de yüksek tansiyon üzerinde etkin rol oynuyor. Yapılan çalışmalara göre, uyku apnesi sorunu olan kişilerde hipertansiyon gelişme riski normal popülasyona göre iki kat artırıyor. Ayrıca sigara ve alkol tüketimi de uzun vadede vücuda zarar vererek, sekonder nedenlerle yüksek tansiyon gelişimine yol açabiliyor.



Detaylı taramalar yapılıyor
Hipertansiyon tanısında, alanında uzman bir hekim kontrolünde yapılan muayene ile hastalığın derecesi ve tedavi süreçleri belirlenebiliyor. Ancak doğru teşhis için minimum iki-üç muayene ve her seferinde en az iki kan basıncı ölçümü yapılması gerektiğini vurgulayan Dr. Emek, şiddetli vakalar söz konusu olduğunda ise tanının tek muayenede elde edilen ölçüm sonuçları esas alınarak da konulabileceğini söylüyor: “Kan basıncı ölçümlerinden önce hastanın sessiz bir odada, birkaç dakika oturması önem taşıyor. Bir-iki dakika arayla en az iki ölçüm yapılması, ilk iki ölçüm birbirinden büyük ölçüde farklıysa, ek ölçümlere geçilmesi gerekiyor. Kan basıncının 140/90 mmHg üzerinde olması kişinin hipertansiyon hastası olabileceğini gösteriyor. Tanıda ayrıca detaylı fizik muayene, elektrokardiyogram, ekokardiyografi, 24 saatlik kan basıncı izlemi ve laboratuvar testleri de yapılıyor. Hipertansiyona neden olabilecek ikincil nedenler araştırılarak, hastalığın yol açabileceği beyin, göz, böbrek, kalp ve damar sistemi gibi organ hasarları da ortaya konuyor.”

Tedavide öncelik yaşam şekli değişikliği!
Tedavi edilmeyen hipertansiyonun en önemli sonucu kalp-damar hastalıkları oluyor. Kan basıncı yeterince kontrol altına alınamadığında ortaya çıkan diğer önemli rahatsızlıklar ise beyin kanaması, felç, kalp ve böbrek yetersizliği, kalp krizi ile görme kaybı olarak sıralanıyor. Hastaya başlanacak tedaviyi belirleyen en önemli faktörleri; eşlik eden başka hastalığın olup olmadığı, kardiyovasküler risk grubu, hipertansiyonun neden olduğu hedef organ hasarı varlığı ile hastanın takip tansiyon değerleri oluşturuyor. Örneğin, bir hastanın diyabeti ve yüksek kolesterolü yoksa, sigara içmiyorsa ve tansiyon düzeyleri hafif yüksekse sadece yaşam tarzı değişikliği bile tedavi açısından yeterli olabiliyor. Tüm hastalarda tedaviye başlarken öncelikli olarak yaşam tarzı değişikliği üzerinde durulması gerektiğini belirten Dr. Emek, “Hastaların; etkili beslenmeye yönelik değişiklikler, azaltılmış tuz alımı, kilo kaybı, ölçülü alkol tüketimi ile düzenli fiziksel egzersiz açısından bilgilendirilip, yüreklendirilmesi gerekiyor. Diğer tüm tedaviler gibi hipertansiyon tedavisinin de kişiye özel olması önem taşıyor. Kullanılan tansiyon ilaçlarının bağımlılık yaptığı ya da zararlı olduğunu düşünmemek, sürekli ve uzun dönem ilaç kullanmanın getirdiği yan etkilere dayanarak bundan kaçınmamak gerekiyor. Günümüzde kullanılan ilaçlar; tansiyonu düzenlerken, kalp-damar sistemini koruyarak böbreklerin bozulmasını da engelliyor. İlaç tedavisinde sadece tansiyonun kontrol altına alınması değil, diğer organların da korunması amaçlanıyor. Tedaviye uyum çok önemli olmakla birlikte hastaya uygun ilaç seçimi de büyük önem taşıyor” diyor.

Hormon tedavisi, hipertansiyonu olumsuz etkiliyor
Premenopozal kadınlarda hipertansiyon görülme olasılığı, aynı yaştaki erkeklerden daha düşük oluyor. Bunun yanı sıra iyi kolesterol düzeyi yüksek, kötü kolesterol düzeyi ise düşük seyrediyor. Menopoz sonrası hormonların değişimine bağlı olarak (östrojen seviyeleri menopoz öncesi dönemin 10’da birine iniyor) obezite, hipertansiyon ve kolesterol düzeylerinde değişimle birlikte kalp hastalığı riski de artıyor. Son yıllarda yapılan çok sayıda çalışmaya göre; menopoz sonrası uygulanan hormon tedavisinin kalp hastalığı riskini azaltmadığının saptanarak, önerilmediğine dikkat çeken Dr. Mehtap Emek, “Menopoz sonrası hormon tedavisi alan kadınlarda, hiç tedavi olmayanlara göre hipertansiyon riski yüzde 25 oranında artış gösteriyor. Doğum kontrol hapı kullanımının da tansiyon riskini arttırdığı biliniyor. Hipertansiyon gelişme riski, doğum kontrol hapı kullanma süresi ve yaşla birlikte artıyor” diyor.

Dikkat!
Dr. Mehtap Emek, hipertansiyon hastalarının yaşamını sağlıklı ve konforlu sürdürebilmesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini şöyle sıralıyor:
1. Tansiyon ilaçlarınızı, doğru ve düzenli kullanın.
2. İlacınızı, doktorunuzun belirttiği saatte tansiyonunuzu ölçmeden alın.
3. Doktor önerisi olmadan ilaç kullanımını sonlandırmayın.
4. Yılda bir kez mutlaka doktora giderek kalp, göz ve böbrek taramalarınızı yaptırın.
5. Doktorunuzun önerisi dışında ilaç ve bitkisel preparat kullanmayın.
6. Ağrı kesicilerden uzak durun.
7. Haftada en az üç gün, 30 dakika tempolu yürüyüş yapın.
8. Sigaradan uzak durun.
9. Karın yağlarından ve fazla kilolardan kurtulun.
10. Yaşamınızdaki stres faktörlerini azaltmaya çalışın.

Tüm bu önerilerin, aynı zamanda tansiyonunuzdaki ani düşmeleri engelleyeceğini de unutmayın.

* Formsante dergisinden alınmıştır.