Özel birine mektup

Sen çok özelsin, o çok özel biri ve hepimiz aslında çok özeliz. En azından öyle düşünüyoruz… İçimizdeki sese kulak veriyoruz ve yanıtını aradığımız soruyu birlikte soruyoruz: Ben özel biri miyim? Gerçekten soruyoruz.

Özel birine mektup

Yazı: Baran Alışkan

Kendinizi parmak iziniz gibi özel hissediyor musunuz? Bir annenin rahminde gelişmeye başladığımız ilk andan bu yana hepimize fazlasıyla özel olduğumuz hissettirildi. Zeki, güzel, başarılı, güçlü ve daha birçok sıfatla onurlandırılarak sırtımıza taşıyamayacağımız yükler bindirildi. Günler birbirini kovaladı ve bugün aynadaki yansımamızı izlerken özel biri olduğunuz kanısından neredeyse emin olduk. Aman dikkat, Yunan mitolojisinden aşina olduğumuz Narkissos da böyle düşünmüş ve kendine olan hayranlığından vazgeçememişti. Hikayenin sonunda Narkissos, su içmek için eğildiği nehir kenarında kendi yansımasından büyülenecek ve kendini seyrederek ömrünü tüketmişti. Narkissos’u büyülendiği nehrin kenarında bırakarak gerçek dünyaya dönüyoruz. Özel biri gibi hissetmek konusunda ‘özel’ olarak konuşmak istiyoruz.

EBEVEYN ETKİSİ

Sırtımıza yüklenen gösterişli sıfatlar, öncelikle ailelerimizden miras bir yük. Küçük yaşlardan itibaren çoğunlukla ebeveynler çocuklarının ‘özel biri’ olduğuna kendilerini ve çocuklarını ikna ediyor. Psikolog Aslı Tanel, konuyu psikanalitik bir açıdan yorumlayarak her ebeveynin çocuğunda kendi yansımasını gördüğünü söyleyebileceğimizi ifade ediyor. “Bazı anne ve babalar, kendilerini çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışırlar. Örneğin, küçüklüğünde bale yapamamış bir anne, kızını bale kursuna yazdırabilir. Mühendislik okuyamamış bir baba, çocuğuna mühendislik okuması için baskı yapabilir. Ebeveynler, çocuklarını kendi yansımaları olarak gördüğü için ve kendileri gerçekleştiremedikleri başarıları çocuklarının gerçekleştirmesini istedikleri için çocuklarını özel görmeye yatkın olabilirler.” Onlara göre, yeteri kadar çalıştığımızda her şeyi başarabilir, biraz kendimize özen göstersek fit olabilir, kafamızı işten biraz kaldırsak ‘ideal eş adayı’mızı bulabiliriz. Tüm bu düşünce yapısının sonucunda kendimizi özel hissetme ihtiyacı geliştirmiş olabileceğimiz maddesini bir kenara not düşüyoruz.

İLHAM PERİSİ: POPÜLER KÜLTÜR

Küreselleşen dünya birbirine benzer hayatlar yaratmak konusunda büyük başarı gösterdi. Aynı yapımları izleyen, aynı trendleri takip eden ve aynı şekilde yaşayan aynı hayatları çok yakından tanıyorsunuz. Medyanın ve popüler kültürün ‘bireyselliği’ ve ‘özel olma hissini’ körüklediği modern çağ, ister istemez kendine has bir tek tip yarattı. Popüler kültürden ilham alan modern insan, motivasyon konuşmalarından aldığı yetkiye dayanarak kendi biricikliğini, mutlak haklılığını ve yanılmazlığını da ilan etti. Bu duruma en yakın örneklere iş hayatında ve sosyal yaşamda şahitlik edebiliriz. Kendi düşüncesinin yanılmaz olduğundan eminler, her zaman haklılar ve sadece kendi olduğu için bile ayrıcalıklı olmayı bekleyenler... Mutlaka böyle biri var, değil mi? ‘Ben’ kavramının öne çıktığı bu dönem hepimizde ayrıcalıklı olma hissini yaşatabilir. Peki, sıradan olmak korkulduğu kadar kötü bir şey midir? Psk. Aslı Tanel, sıra dışı olmak olumlu ve özel bir özellik gibi görünse de herkes sıra dışı olmak istemez diyor ve ekliyor: “Sıradan biri olmak, her zaman olumsuz bir özellik değildir. Sıradan biri olmak insana ‘herkesin yaşadığı şeyleri ben de yaşıyorum, bunları yaşayan sadece ben değilim, bu yolculukta yalnız değilim’ fikri verebilir.” Olumlu tarafından baktığımızdaysa Psk. Tanel’in şu sözlerine kulak veriyoruz: “Popüler kültürü takip etmek ve trendleri kişilik ile entegre olacak, iç içe geçecek kadar benimsemek kişiye kolaylık da sağlayabilir. Bir topluma, gruba ait olmak, aidiyet hissetmek kişiye yarar sağlayabilir.” Ortak bir kültürde yoğrulduğumuz bir hayatta, herkesin farklı ve özel olduğunu kanıtlama çabası içinde olduğumuzu varsayarsak, yeterince özel veya farklı olmamak korkutucu gelebilir. Korkunun motivasyon için iyi bir tetikleyici olduğunu da kabul ediyoruz. Yine de kalemimizden dökülen ‘sıradan olmaktan korkma!’ maddesiyle bir alt satıra geçiyoruz.

‘BANA ÖZEL’ BİR ETKİ

İnternete sıkı sıkıya bağlı akıllı telefonların ekranlarında yaşananları da görmezden gelemeyiz. “Arkadaşlar merhaba, üzerimdekini çok sormuşsunuz ‘bana özel dikildi…” ya da “Duvarımdaki portre ‘nereden?’ diye sorulmuş ama az ünlü ressam dostum benim için özel olarak yaptı.” Özel biblolar, özel halılar, özel kıyafetler ve özel insanlar. Dünyanın yeni oyun kurucuları influencer’lar, kimileri için çok şanslı, muhteşem ve seçilmiş kişiler olarak görülüyor. Adeta ‘influenced’ (etkilenmiş) olmak üzere sıraya giren binler -belki de yüz binler- karşılarındaki gösterişli hayatı ve yaşayanı özel biri olarak buluyor. Bu da karşılığında kendini özel hissetmek adına da etkilenmeyi getiriyor olabilir. Olamaz mı, olabilir! Belki de bu yüzden sürdürülemeyen hobiler, ikinci kez giyilmeyen crop top’lar, anahtar sığmayacak çantalar alıyor ve özel biri olmak ya da öyle hissetmek umuduyla benliğimize yeni yeni katmanlar ekliyoruz. Bu satırları belli belirsiz not defterimize geçirerek ‘bunu bir düşünelim!’ diyoruz.

Romantik bir anda yıldız kaydığında, talih yüzüme güldüğünde, deniz manzaralı bir masa bulduğumuzda, rakiplerimizi arkada bıraktığımızda belki de bir bebeğin gülümsemesine ortak olduğumuzda özel hissediyoruz. Çabasız şıklık gibi çabasız bir ‘özel hissetme’ halinden epey memnunuz. Bu hissiyat kan ter içindeki telaşımızı da özetleyecek cinsten. Tam bu anlarda kendimizi özel hissediyor muyuz? Evet, kaç kişi bize özel bu anları yaşayabilir ki? Basitçe düşünürsek, çoğumuz benzer şekillerde hayata geldik. Aynı zamanlarda konuşmaya başladık ve yürümek için epey çaba sarf ettik. Taklit yoluyla konuşmayı öğrenmeye başladık ve devamında alarmlarla dolu bir hayata uyanarak atıldık. Yalnızca insanız değil mi? Daha fazlası olmak isteyen bir grup kalabalık insan grubuyuz. Neden böyle düşünmek istiyor olabiliriz? “İnsanın kendini özel hissetmesi olağan hatta sağlıklı bir durumdur. Hayatımızda kendimizi biricik ve özel hissetmemizi sağlayan pek çok faktör olabilir. Romantik partnerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız, sevdiğimiz insanlar, yaptığımız iş, hobilerimiz; hepsi kendimizi ve hayatımızı özel kılan, bizden bir parçadır” diyor Psk. Aslı Tanel. Yukarıda bahsettiğimiz ‘özel biri gibi hissetme’ konusunun üzerinde durduktan hemen sonra şu sözleri ekliyor: “Belki de kendimizi özel hissetmek zorunda değiliz. Fakat, kendini sevmek ve kendine değer vermek; psikolojik olarak sağlıklı bir hayat yaşamanın koşullarının ilk sıralarında yer alıyor. Kendi değerimizi tahlil edebilmek, kendimizi tanımaktan geçiyor. Duygularımızı, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyleri, bize acı vermiş olan ve bizi mutlu eden deneyimleri, ihtiyaçlarımızı, ne yapmaktan hoşlandığımızı ve ne yapmaktan hoşlanmadığımızı tanımak; sonrasında ise bu tanıdığınız duyguları ve maddeleri hayata geçirmek, kendimizi tanımanın, özel hissetmenin ve hatta mutlu olmanın yolu olabilir.”

HİKAYENİN SONU…

Bu dakikalarda hala şüpheleri olan ‘ben özel biri miyim?’ diye soranlar olabilir. Mutlaka birileri için özel olduğunuzdan eminiz. Kendi değerini kendi belirleyenler ise çoktan kararını vermiştir zaten. Yine de parmak iziniz kadar özel ve biricik, bir toplumun üyesi gibi sıradan ve herkes gibi olduğunuzu da ekleyelim. Başka birine ‘özel’ hissettirmek ise en kolayı. İlk etapta iyi bir dinleyici olmak, empati yapabilmek, nezaket, bir günaydın dileği ve teşekkür yeter. Kendi ihtiyaçlarını dinlemek ve çıkmaz sokaklarda bir uzmana danışmak da kişisel olarak ilk yapılması gerekenler. Tüm dünya, hepimize aynı kodlarla özel olduğumuzu hissettirmeye çalışıyor olabilir, aynı anda tüm dünya size kendinizi değersiz de hissettirebilir. İşte, yaşamak diye buna denir! Hikayenin sonunda tüm dünyanın dediklerinin pek önemi yok. Önemli olan sizin ne düşündüğünüz. Şimdi not defterimize son bir soru yazıyoruz: Ben kendimi özel hissediyor muyum? Cevap hepimizin kaleminin ucunda!