Bırakmaya hazır mısınız?

Bırakmaya hazır mısınız?

Hayatımızdaki olumsuz duygulara ve bunların yarattığı hallere veda etmeye istekli olduğumuzu sanıyoruz ama bazen aslında yaşamımızı o negatif duygulara bağımlı olmamız sayesinde sürdürüyoruz. Fark edelim; bırakmaya gerçekten gönüllü müyüz?

Yazı: Özlem Çetinkaya/Pozitif dergisi

"İçindeki Sen" kitabının yazarı olan Özlem Hatipoğlu bir duygu terapisti. Saint Benoit Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre serbest avukatlık yapan Hatipoğlu, o süreçte mutlu olmamış. “Şimdi tam olarak istediğim hayata sahibim; enerji terapisti olarak çalışıyorum, seanslar yapıyorum, seminerler veriyorum. İlk kitabımı yayınladım. İnsanlara, ben yapabildim, siz de yapabilirsiniz diyorum, onları bu konuda cesaretlendiriyorum. İnsanların kalplerine dokunuyorum, onların duygusal durumlarını düzeltmeye destek oluyorum. Bundan daha büyük bir mutluluk yok, inanın” diyor.

Siz bir duygu terapistisiniz ve isminiz de bir duyguyu ifade ediyor. İnsanların isimleri ile hayatlarında yaşadıkları duygu yoğunlukları arasında bir bağ olduğunu düşünüyor musunuz?
Bunu hiç düşünmedim ama olabilir. Geçen günlerde ‘Yorgun’ soyadlı biri ile tanıştığımda anlam veremediğim bir şekilde enerjim düşmüş, kendimi yorgun hissetmiştim. İsimlerin enerjilerinin bilinçaltında mutlaka bir etkisi vardır ama ben özel olarak isimlerle hiç çalışmadım.

Danışanlarınız size genelde hangi duygularından arınmak için geliyorlar?
Genelde üzüntülerini ve korkularını toplayarak bana geliyorlar. Kimileri yıllarca bu duygulardan kurtulmak için uğraş vermiş insanlar. Ne zaman ki bu uzun süreçlerden yılıyorlar; o zaman destek arayışı başlıyor.

Aşk acısı çekenler ilk sıradadır diye düşünüyorum…

Haklısınız. Sevgilisinden ayrılıp gelen çok danışanım oluyor. “Unutmak istiyorum” diye geliyorlar.

Unutuyorlar mı?
Unutuyorlar.  Aslına bakarsanız sevgili meselesinin içinde başka duygular var; ben kişiyle çalışma yaparken o duygulara iniyorum. Önce o anki sevgiliden ayrılma olayından başlıyoruz, en sonunda değersizlik duygusundan çıkıyoruz. İnsanın bir başkasına olan ihtiyacı, kişinin değersizlik hissinden kaynaklanıyor. Ancak birisi bizi sever ve isterse değerli olduğumuzu düşünüyoruz.

Değersizlik duygusu, su yüzündeki birçok duygunun temelinde yatan başkahraman sanırım. İnsanın kendisini değersiz hissetmesi çok yıpratıcı.
Evet. Değersizlik duygusu ile çalışırken altından çok enteresan şeyler çıkıyor. Şiddetle geçmiş çocukluk travmaları, terk edilmiş çocukluk, tecavüz, taciz…..

Çocukluğu bu kadar travmatik geçmeyen birçok insan da kendisini değersiz hissedebiliyor ama...
Tabii ki. Özellikle bizim jenerasyonumuz anne-babaları tarafından sürekli susturularak büyüyen, birey olamamış kişilerden oluşuyor. Bizim zamanımızda çocuklar anlamaz, çocuklar lafa karışmaz ve hatta büyüklerle aynı odada bile oturmazdı. Üşüyüp üşümediğimize bile anne ya da baba karar verirdi. Böyle bir ortamda insanın kendi değerini fark ederek gelişmesi çok mümkün değil.

Bir de güven duygusu çok önemli diye düşünüyorum. Bu duyguyu neden bu kadar hayati kılıyoruz sizce?
Yuvada olmak istediğimiz için güven duygusuna çok ihtiyaç duyuyoruz.

‘İçimdeki Sen’ isimli bir kitabınız var. Orada, “Varlığına güven, başka bir şeye ihtiyacın yok” diyorsunuz. Varlığına güvenmek ne demek?
Varlığına güvenmek; en basit tanımı ile üç boyutlu yaşamın içindeyken, “kendine güvenmek” demek. İnsanlar genelde başkalarından yardım bekler, hep kurtarılan olmak ister. Oysa, insan başkalarına değil de kendine güvendiğinde adımlarını rahatça atabilir, kapıların açıldığını, korkularının gereksiz olduğunu görebilir. Aslında orada söylemek istediğim; hepimizin içinde aynı öz olduğu. O öz, o kadar güçlü, güzel ve güven verici ki onu hissettiğimizde güvenmek için başka hiçbir şeye ihtiyacınız kalmaz.

Onu nasıl hissedeceğiz?
Meditasyonla... Aslına bakarsanız, belli bir frekansa geçip zihni temizlemekle demek daha doğru belki de. İnanın bana, ona bir kere ulaşan bir daha oradan gelmek istemiyor. İnsan özünü fark ettiğinde varlığına güvenerek yaşar.

Sizce duygular zihnin bir ürünü mü, yoksa var olanla birlikte mi geliyorlar?
Bazı içgüdüsel duygular var; korku gibi. “Kaç buradan, öleceksin” korkusu mesela. Bu iyi ve işimize yarayan bir duygu ama düşüncenin ürettiği de bir sürü duygu var. Biz genellikle bunu yaşıyoruz çünkü fazla düşünüyoruz. “Yarın sınavım var, ya kötü geçerse” diye düşünmeye başlıyoruz ve korkuyu, kaygıyı, endişeyi kendimiz yaratıyoruz.

Ne gereksiz aslında… Kendi elimizle kendi hayatımızı zorlaştırıyoruz.
İnsan an'da olduğunda hiçbir sorunu yoktur. Şu anda ben burada sizinle oturuyorum, bitti. O kadar. “An”da olduğumda bir yerimde çıkan sivilceyi de dert etmem, yarınki sunumun nasıl geçeceğini de… Elimde çıkan bir yaraya “Geçer nasılsa” diyebilmeliyim. O sivilce bana bir şey göstermek istiyorsa zaten büyüyecektir.

Peki aşk? Ne tanımı yapılıyor ne de çaresi bulunabiliyor. O da öğrenilen bir duygu mu?
Aşk dediğimizde, kalbin çarpması gibi bir şeyden bahsediyorsak, o biraz kimyasal bir şey. Beyin dopamin üretiyor ve siz kendiniz olmaktan çıkıyorsunuz. Neyse ki bunun bir süresi var ve bir zaman sonra aklınız başınıza geliyor. Keyifli olduğu kadar hastalıklı da bir duygu bence.

Duygular kontrol edilebilir mi?

Kesinlikle evet.

Nasıl yapacağız bunu? Özellikle aşk ve öfke duyguları… Bu iki duyguyu yönetmekte zorlanıyoruz en çok...

Aşkın nasıl kontrol edileceğinden çok emin değilim (gülüyor) ama öfkeyi kontrol etmek çok basit; nefesle öfkenizi kontrol edebilirsiniz.



Burnumuzdan solurken, nefesle sakinleşmek… Dediğiniz kadar kolay mı bunu yapabilmek?
Evet. Bunun için çok basit bir teknik anlatayım. “Çok sinirliyim” diye başladığınız anda orada bir an durup, öfke duygusunu tanımlamanız gerekiyor. O duyguyu avucunuzun içine aldığınızı düşünün. Kendi bedeninizden çıkarıp avucunuza aldığınız öfkeye bakın ve “Bu bir öfke” deyin. Duyguyu bedeninizden çıkardığınızda, onun artık sizinle bir ilgisi kalmıyor. Duyguyu tespit et, bedeninden ayır. O zaman zihin duygunun üzerine bir ışık gönderiyor ve onu söndürüyor.

Öyle durumlar oluyor ki karşındakinin sana söylediklerini hazmedemiyorsun. Öfkeden çılgına dönüyorsun.
Tercih sizin. Ya dediğim gibi duyguyu dışarı alacaksınız ve enerji alanınızı temiz tutacaksınız, ya da sürekli, “Bana bunu yaptı, şunu dedi” diyerek içinizdeki öfkeyi besleyeceksiniz. İnanın bana beslenmiş bir öfkenin kimseye faydası yok.

Öfke de aslında derinlerde yatan başka duyguların dışa vurumu değil mi?

Evet. Olay anında yaşadığımız öfkeler düğmelerdir. Size içerilerdeki bir başka şeye dikkat etmenizi göstermek için ışık yakar. Dolayısı ile asıl yapılması gereken çalışma, “Bu öfkeyi neden yaşıyorum?” diye sormaktır. Altından bir dolu şey çıkabilir; değersizlik hissi, ciddiye alınmamak, önemsenmeme… Çocukluktan gelen bir sürü şey bugünkü öfkemin esas nedeni olabilir.

Çocukluk insanın hayatında sanıldığından çok daha önemli değil mi?

Sadece çocukluk değil, anne karnındaki dönem bile bizim kişiliğimizin gelişiminde çok önemli. Ben çalışmalarda rahim kayıtlarına kadar iniyorum. Çocukluğunda sevgi ile büyümüş bir birey ama yine de sevildiğini hissetmiyor, kendisini değersiz buluyor. Rahim kayıtlarına indiğinizde, aile bireylerinden birinin bebeği erkek beklediğini fark ediyorsunuz. Bebek kız olarak dünyaya geldiğinde birilerini mutlu edemediğini, yeterince değerli olmadığını hissedebiliyor.

“Çocuktur anlamaz” diyor, yanlarında sürekli konuşuyoruz ama aslında anne karnında bile bebeğin bile farkındalığının gelişmiş olduğunu hatırlamamız gerekiyor sanırım…
Aynen öyle… Birçok kişi hayatında bir problem yaşamamış olmasına rağmen kendisini neden değersiz hissettiğini sorgulayıp duruyor.

Bazı insanlar kötü duyguların içinde yaşamayı seviyor. Mutsuzluktan beslendiğini düşündüğüm insanlar tanıyorum. Onlar için yapılabilecek bir şey var mı?

Kişinin kendisinin o duygudan çıkmayı istemesi gerekiyor. Haklısınız; kimileri o kötü duygudan besleniyorlar ama bunun farkında değiller. Depresyonda olan bir hanımla bir çalışma yapmıştım. Bir süre çalıştıktan sonra, “Ben bu depresyonu seviyorum çünkü insanlarla arama mesafe koymak için onu kullanıyorum” dedi. O farkındalık anı o kadar muhteşemdi ki! Danışan farkına vardı ve depresyonu bitti, ilaçları bıraktı. Kimileri de var ki o duyguya tutunuyorlar ve asla vazgeçmek istemiyorlar. Ben korkularla da çalışıyorum; uçak fobisi, hayvan fobisi olanlarla… Onlar bu korkudan kurtulmayı çok istedikleri için bir veya iki seansta sorun çözülüyor.

Korkulardan kurtulmak için onun üzerine gitmek bir çözüm mü?

Tabii. O şekilde yavaş yavaş korkuyu uzaklaştırabilirsiniz. “Bak işte yapıyorum, bir şey olmuyor” dersiniz ama bazı korkuların altında başka temel korkular var. Onların üzerinde çalışmak gerek. Örneğin uçak korkusunun altında ölüm korkusu vardır. Yüzme korkusu yine ölüm korkusu ile ilişkilidir. Bebekliğinde annesi banyo yaptırırken yüzüne su gelmiş ve bir an nefessiz kalmış biri yüzme fobisi geliştirebiliyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.