Ya mutlu son olmazsa?

Ya mutlu son olmazsa?

Hayat her zaman planlandığı gibi gitmiyor, hamilelikler de bazen mutlu sona ulaşmıyor. Böyle bir durumda güçlü görünmek için hiçbir şey olmamış gibi davranmak yerine yasınızı doyasıya yaşamanız sonrası için çok önemli...

Yazı: Nilgün Yıldız Konakcı

Gerçekten isteyen herkesin hamile kalıp sağlıklı bebekler dünyaya getirmesi niyetiyle başlayalım bu konuya... Bazen maalesef siz ne kadar hazır olsanız da hamilelik tamamlanmıyor. Siz onu beklerken o zamanı gelmediğine karar veriyor. Peki ya sonra? İşte  bu sorunun cevabını bulmak bir anne adayı için çok da kolay olmasa gerek. Uzman Psikolog Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken,“Hamilelik bir kadının hayatındaki en önemli süreçlerden, dönüm noktalarından biridir. ‘Anne’ olmanın ilk adımıdır. Bir insana can vermek, dokuz ay karnında taşımak ve anne olmaya hazırlanmak duygusal, fizyolojik, psikolojik ve de manevi olarak kutsal bir deneyimdir. Bunun yanında çeşitli sebeplerle bu süreç düşük veya tıbbi bir operasyon ile sonlandığında genelde anne adayı derin bir ‘kayıp’ deneyimi yaşar” diyor.

Kayıp, içerisinde çeşitli karmaşık duyguları barındırıyor; hayal kırıklığı, üzüntü, çaresizlik, öfke, suçluluk, ümitsizlik gibi. Bu, kadın için bir kimlik kaybı olduğu kadar, geleceğe dair ümitlerin ve hayallerin de kaybı oluyor. Kişinin yaşadığı düşüğe verdiği anlamlar bu deneyimi oldukça sarsıcı ve travmatik bir hale getirebiliyor. Psikolog Şirin Hacıömeroğlu Atçeken, “Her ne kadar henüz doğmamış bir bebekten hatta fetüsten bahsediyor da olsak, hamileliğin ilk anlarından itibaren beden kendini bu deneyime hazırlıyor, bedende birçok değişiklik oluyor, hormonlar salgılanıyor. Bu sırada anne bebeğine bağlanmaya başlıyor. Bunun sonlanması ise travmatik bir deneyim. Düşük ve kayıp yaşayan kadın kendini ‘yas’ hissinin içinde buluyor” diyor.

Düşük yaşayan kadınlarla ilgili en sık gözlemlenen sorunlar tabii ki eğer gerekli destek alınmamış ve yas tutulup tamamlanmamış ise; depresyon, kaygı bozuklukları, panikatak, travma sonrası stres bozukluğu, fiziksel problemler (örneğin baş, sırt, boyun ağrıları, mide sorunları, deri döküntüleri), geçmiş kayıpların tetiklenmesi, geleceğe dair umutsuzluk, yeniden çocuk sahibi olma konusunda endişeler, kronik stres ve gerginlik, günlük hayatta tahammülsüzlük, ilişkisel problemler özellikle karı-koca ilişkisinde bozulma ve tamamlanmamış yas belirtileri oluyor.

DEPRESİF HİSSETMEK ÇOK NORMAL
Psikolog Atçeken şunları söylüyor: “Depresif hissetmek çok normal çünkü ortada çok gerçek bir kayıp ve üzücü bir olay var. Ortaya çıkan, anneyi ve çevresindeki diğer insanları da etkileyen karmaşık bir sürü duygu var. Bu depresif hal bir süre devam edebiliyor. Bunun süresi birkaç günden, birkaç haftaya kadar değişebiliyor fakat bir ayı geçiyorsa mutlaka bir uzmana başvurmakta fayda var. Fakat çoğu zaman bir süre sonra yas tutuldukça bu depresif hal de azalıyor ve kişi yeniden günlük hayatına ve eski ruh haline dönüyor. Bununla beraber, araştırmalar düşük yapmış kadınların gelecekte sağlıklı bebekler doğursalar da doğum sonrası depresyonuna ve çocuklarıyla bağlanma problemleri yaşamaya daha meyilli olduklarını gösteriyor. Bu sebeple düşük yaşandığında üzerini kapatmamak, duyguları yok saymamak ve gerekli duygusal, gerekiyorsa da psikolojik destek almak gerekiyor.



BABALARI DA UNUTMAYALIM
Nedense bu tür bir olay yaşandığında sadece fiziksel olarak da acı çeken anneye odaklanılıyor. Oysa babalar da bu durumdan en az anne kadar etkilenebiliyor. Tüm bu duygusal, zihinsel ve psikolojik süreçler baba adayları için de geçerli. Her ne kadar baba adayları hamileliğin fiziksel değişimlerini bedenlerinde yaşamıyor da olsalar, son zamanlarda yapılan araştırmalar, babaların da duygusal ve psikolojik olarak eşlerinin hamilelik sürecinden çok etkilendiğini gösteriyor. Hatta düşük sonrasında depresyon ve kaygı bozuklukları yaşayan erkekler de oldukça fazla. Oysa toplumda maalesef babaların bu duyguları görmezden geliniyor, bastırılıyor ve sanki bu sadece kadınları ilgilendiren bir süreçmiş gibi görülüyor. Çoğu zaman yasını yaşayamayan ve duyguları göz ardı edilen erkek bunu fiziksel problemler ve öfke olarak dışa vuruyor. Eğer baba adayı da bu olay sonrasında yaşadığı bu sıkıntılar için destek almazsa çocuk isteme konusunda kaçınmalar yaşayabiliyor veya kaygılarını bir sonraki çocuk deneyimine yansıtıp çok endişeli ve zor zamanlar geçirebiliyor.

SONLANDIRMA KARARI VERMEK
Hamilelikte Down Sendromu gibi anomalilerle ilgili sorunlar da görülebiliyor. Psikolog Atçeken, “Down Sendromu gibi bir anomali sebebiyle hamileliğin sonlandırılmış olması yine beraberinde birçok karmaşık duyguyu getiren bir olay. Anne-baba adayı çok zorlu bir düşünsel süreçten geçiyor çünkü burada hamileliği sonlandırmakla ilgili bir seçim söz konusu oluyor. Suçluluk duygusu, derin bir hayal kırıklığı, duruma karşı isyan, üzüntü, kayıp, yas, öfke, endişe ve çaresizlik en sık yaşanan duygulardan. Bu ve bunun gibi süreçler yaşayan ebeveyn adayları, daha sonraki hamileliklerde de benzer sıkıntıları yaşamaktan dolayı endişe duyabiliyorlar. Hatta bazen bu kaygı ile daha sonra sahip oldukları bebekleri sağlıklı doğmuş dahi olsa çok uzun süre doktor doktor gezdirip çeşitli testler yaptırabiliyorlar” diyor.

TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER
Özellikle birden fazla düşük yaşamış bir anne adayının hamileliğinde dokuz ayını diğerlerinden daha zor geçirme olasılığı daha fazla oluyor. Eğer kişi bunu yaşamışsa fizyolojik bir sıkıntısı olma ihtimali de daha yüksek. Bu sebeple tüm hamilelik sürecini iyi ve güvendikleri bir doktor ve gerekiyorsa bir psikolog desteği ile geçirmek anneyi rahatlatıyor.

ÖNCE ŞOK, SONRA İNKAR ARDINDAN İSYAN
Bu süreci sağlıklı atlatmak için düşük yaşamanın bir kayıp ve yas deneyimi olduğunu fark etmek, durumu küçümsememek ve üzerini kapamaya çalışmamak gerekiyor. Aynı şey bunu yaşayan kadının çevresi için de geçerli. Yas süreçlerinde genelde; önce şok, sonra inkar, ardından durumun gerçekliğiyle yüzleşildiğinde yoğun bir öfke ve içsel pazarlık, daha sonra depresyon ve en son da durumu kabullenme ve hayatını yeniden düzenleme yaşanıyor. Kişinin kendisine bu süreçlerin her birini yaşaması için izin vermesi ve böylece  yasını tamamlaması önemli. Aksi takdirde tutulmayan yas, kişinin hayat kalitesini çok düşürüyor, depresyon, kronik stres ve kaygı düzeyini artırıyor ve bir şekilde kişinin hayatının ilerleyen yıllarında farklı deneyimlerde yeniden ortaya çıkabiliyor. Yas ve iyileşme sürecinde kişinin aile ve sosyal desteği, özellikle de eşinin desteği çok önemli. Konu hakkında özgürce konuşabilmek, duygularını anlamak, birbiriyle paylaşmak ve diğerleri tarafından anlaşılması da sürecin sağlıklı atlatılmasında önemli bir rol oynuyor. Böylece bu büyük stres ve kayıp travmasının ilişkiyi erozyona uğratmak yerine tam tersi daha da güçlendirmesi sağlanabiliyor. Eğer tüm bunlara rağmen düşük yaşayan kadın bunu atlatamıyorsa mutlaka profesyonel destek almasını öneriliyor. Aksi takdirde tutulmamış yas, depresyon, endişe ve stres bir şekilde gelecekteki çocuklarına da aktarılabiliyor.



POST-KÜRTAJ SENDROMU

Yaşanan travmayla ilişkili stres benzeri tepkilerin ortaya çıkmasına Post-Kürtaj Sendromu deniliyor. Yard. Doç. Dr. Şaban Karayağız, “Kürtaj tıbbi zorunluluk gereği yapılıyorsa kadın pazarlık dönemini daha kısa bir sürede aşıp bu durumu kabullenebiliyor. Ancak kadın bu süreci psikolojik açıdan sağlıklı bir şekilde atlatamazsa kaygı ve huzursuzlukla başlayan süreç kişinin günlük yaşantısını etkilemeye başlıyor. Kadın kendi isteği ile kürtaj yaptırmış olsa bile ruh ve beden sağlığı olumsuz etkilenebiliyor. Pişmanlık, vicdan azabı, ömür boyu bu durum nedeniyle kendini suçlama ya da kabullenememe gibi duygu karmaşaları yaşayabiliyor. Bunlar uzun sürmediği ve zamanla ortadan kalktığı durumlarda normal kabul edilebiliyor. Kürtaj sonrası yaşananlar her kadında değişkenlik gösteriyor. Suçluluk duygusunun yanı sıra kürtaj olmaya kesin olarak karar vermiş ve koşullarının bunun için uygun olduğunu düşünen kadınlarda ise bu tür durumlar neredeyse görülmüyor. Bazen kürtaj sonrası klinik depresyon gibi durumlar da yaşanabiliyor. Uzun sürmesi halinde bir uzman yardımı alınması önemli” diyor.

YENİ BEBEĞE YER AÇIN
Psikolog Şirin Hacıömeroğlu Atçeken, “Düşük yaşayan bir kadının tekrar hamile kalmaya karar vermeden önce kaybettiği bebeği ile ilgili duygularıyla yüzleşmiş ve yasını tamamlamış olması önemlidir. Böylece yeni bebeğe duygusal dünyasında yer açmış olur ve daha rahat, sakin ve huzurlu bir hamilelik geçirir. Aksi takdirde yeniden düşük yapma korkusu yaşayabilir ve bu korku ve endişelerini karnında gelişmekte olan bebeğine (ve hatta doğacak çocuklarına) geçirebilir. Artık çok net biliyoruz ki hamilelik sırasında annenin endişesi, stresi, korkuları salgıladığı hormonlarla birlikte bebeğine geçiyor. Ayrıca, eğer düşük nedeniyle karı-koca ilişkisi yara almışsa, gerginlik tolere edilememişse ve çift öfkesini ve bastırılmış duygularını birbirine yansıtıyorsa çift terapisi alınmasını öneririm” diyor.

BEBEKTE ANOMALİ VARSA…
Hamileliği zorunlu olarak sonlandırma ya da düşük söz konusu olduğunda, eğer anne hamileliğin devamını istiyor ve çocukta anomali (özür) yoksa ayrı bir duygu durumu ortaya çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Şaban Karayağız, “Eğer çocuk anomalili ya da hamileliğin annenin sağlığı açısından mutlaka sonlandırılması gerekiyorsa ayrı bir durumdan söz edilir. İstenilen hamileliklerde yaşanan kayıplar sonucunda bir yas süreci ortaya çıkıyor. Bu yas süreci genellikle 10-20 gün arasında kısa bir sürede sonlanıyor. Eğer zorunlu olarak sonlandırılması gereken bir hamilelik ise bu durumu anne adayı daha kolay atlatabiliyor” diyor.



ALTI AYA KADAR SÜREBİLİR
Temelde ilk bir ay içerisinde bu travma sonucunda akut stres tepkisi gelişebiliyor. Bir aydan sonra altı aya kadar da travmayla ilişkili stres bozukluğu olabiliyor. Altı aydan sonra başlıyorsa, buna ‘geç travma bozukluğu’ deniliyor. Duygusal olarak sonraki hamileliklerde anne adayı önceden yaşadığı travmayı zihninde yeniden canlandırabiliyor. Bu yeniden canlandırılan duygusal hafıza sonucunda kadın kendisi gebe kalmasa bile, gebe kalan bir yakınından haberdar olması dahi bu travmayı tekrar gün yüzüne çıkartabiliyor.

YAS SÜRECİ 20 GÜNÜ GEÇMEMELİ
Yas sürecini üzerinde yani 20 günden sonra devam eden değersizlik, yetersizlik ve suçluluk duyguları ortaya çıkıyorsa sonrasında depresyon belirtileri görülebiliyor. Travma ile ilgili kaygı bozukluğu gelişmişse (aşırı uyarılmışlık hali ve ağlama nöbetleri gibi) gevşeme egzersizleri ile bu süreç daha kolay atlatılabiliyor. Yard. Doç. Dr. Şaban Karayağız, “Tamamlayıcı tedavi olarak akupunktur kullanılıyor. Bu tedavi, kaygıyı azaltabiliyor ve bu süreçte kadına yardımcı olabiliyor. 20 günden uzun süren yas reaksiyonunda ya da bir haftadan fazla süren huzursuzluk, çarpıntı, uyku düzensizliği ya da kabuslar varsa, çok sık ağlama nöbetleri geçiriyorsa bir psikiyatriye başvurmak gerekiyor” diyor.