'Fatih Ürek giderken bir duygu bıraktı: Işıkların altında kalan en derin şey, 'yalnızlık'
Bugün benim doğum günüm. Ve ben her sene bu köşelerde “Ne öğrendim?” diye başlayan uzun yazılar yazar, çoğu yıl zaman zaman geçirdiğim kötü olaylardan hiç bahsetmez hatta hiç yokmuş gibi yapar, cümleleri rengârenk süslerim. Yanına çicekler, böcekler çizerdim...
Hatta, “Öğrendim bir daha yaşamayacağım amaaaaannn” der akıllanmış gibi yapardım.
Ki öyle zanneder ama hiç akıllanmaz yine yaşardım.
Ama bu yazı o yazılardan olmayacak üzgünüm.
Hatta bu bir doğum günü yazısı da olmayacak. Hatta dizi dizi süslü cümleler de…
Çünkü bazı günler vardır; takvim anlamını yitirir, kutlama fikri insana uzak gelir.
İnsan yaşını değil, içindeki ağırlığı fark eder.
Ben bugün tam olarak oradayım.
Fatih Ürek’in gidişi ve giderken bıraktığı sözler, son yıllarda içimizde büyüyen o derin boşluğu bir kez daha görünür kıldı. Ne yazık ki!!!
Evet, Fatih çok erken gitti.
Zamansız gitti.
Garip gitti.
Sahnede gördüğümüz o ışıklı, gürültülü, kahkahalı hayatların ardında,
pek konuşulmayan bir yalnızlık vardı ve o yalnızlık da onunla birlikte gün yüzüne çıktı.
Ve bazen bir insan gider ve ardında sadece bir boşluk değil, uzun zamandır adını koyamadığımız duygular bırakır ya işte; Fatih’in ardından kalan da biraz buydu sanki.
Sosyal medyada dolaşan o video var ya hani; “Yalnızım” dediği ve hatta ve insanlardan yorulduğunu söylediği, insanların kötü olduğunu söylediği o cümleler…
İzlerken bir başkasını değil, kendimize çok benzeyen bir yeri gösteren sözler.
Çünkü bu yalnızlık tek bir kişiye ait değildi. Kalabalıkların içinde de, ışıkların altında da
insan kendini yapayalnız hissedebildiği, sahteliği görebildiği ve “Yeter” dediği noktayı anlattığı Fatih’in.
İşte ne yazık ki son yıllarda tam da oralardan geçiyoruz.
Bunu anlatmak zor. Ama bu duyguyu bilen, hisseden hemen tanıyor.
Şimdi; etraf dolu. İnsan çok. Ses var. Her türlü imkan çok fazla…
Ama samimiyet yok.
En zor olan da bu zaten.
En güvendiğin yerlerde, “dost” dediğin alanlarda yalnız hissetmek. Ve hep o bildiğin yerden yara almak.
Belki bu yüzden bu yazı bugün yazıldı. Tam da bu yaşımda. Hayatı yarıladığımı hissettiğim bir yerde.
Çünkü insan bazen yaş aldığında değil, yorulduğunda durup bakıyor kendine.
Ben de bugün öyleyim.
Daha cafcaflı, daha umutlu, “öğrendim” diye başlayan cümleler kurmak isterdim. Ama olmuyor üzgünüm. Artık kendimizi kandırma dönemi bitti.
Canım acıdığında “iyiyim” demek istemiyorum artık.
Her şeyi toparlayan, her şeye yetişen biri gibi görünmek de.
Hatta yalnızlığı parlatıp güçlüymüş gibi anlatmak da.
Çünkü ben de, pek çoğumuz gibi, en beklemediğim yerden yoruldum.
Tabii şimdi bu yazıdan sonra tamamen karamsarlık içinde debelendiğimi düşünmenizi idtemem.
Hiç değil, hatta hiç olmadığım kadar mutluyum.
Sadece hiç olmadığım kadar gerçekçiyim.
Tam da “Mış” gibi yapmadığım bir yerdeyim.
Olmamış, olmayacak dualara amin dememeyi öğrendiğim o yer de!!!
Bu yüzden de Fatih’in giderken belirttiği çok net gerçeklikteyim.
Güle güle güzel insan. Güle güle Fatih Ürek…
Ben Fatih Ürek’i hep gülümseyerek hatırlayacağım.
O kocaman gülüşüyle ve tavrıyla. Gerçekten neyse oydu, hiç oynamazdı Fatih.
Sevmediğini seviyormuş gibi de yapmazdı.
Giderken büyük laflar bırakmadı. Ama çok tanıdık bir duygu bıraktı.
Belki de bu yüzden bu kadar içimize dokundu.
Ve insan bazen tam da böyle anlarda şunu fark ediyor:
Bazı yazılar anlatmak için değil, dayanabilmek için yazılıyor.
Güle güle Fatih. Huzur içinde uyu…
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu'
'Bu dünyadan bir Haldun Dormen geçti'
'Kaynana Victoria Beckham ve travmaları'
'Victoria Beckham da olsa kaynana oldu mu, kaynanalılığını yapar'
'İstanbul sahnesine çıktı Tarkan, ama ne çıkış'
'Kırmızı halı konuşur, stil susmaz'
'Dünya yeni fark ediyor, biz uzun zamandır izliyoruz'