Hata yapmasına izin verin!

Bu sefer size en sonda söylenecek şeyi, en baştan söyleyeceğim.

İlk sırada korkularımız, sonra endişelerimiz, en iyi olma ve mükemmel çocuğu oluşturma çabasıyla birleşince, ortaya ne çıkıyor dersiniz? En net haliyle; ürkek, çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan bile imtina eden, hayal kurmayı bırakan, kendisine söylenenin dışında hareket etmeye cesareti olmayan çocuklar, daha ileriki yaşlarda ise önceliği başkalarının duygularına veren, kendini kıymetsiz hisseden, inisiyatif kullanamayan, risk alamayan, alması gereken durumlarda ise ne yapacağını bilemeyen yetişkinler…

Ne o, kaşlarınız mı çatıldı? Oysa sizin ‘oluşturmak’ istediğiniz çocuk/yetişkin hiç de böyle biri değildi! Evet, hangimiz isteriz ki böyle bir evlat yetiştirmeyi? Ama ah o koruma kalkanlarımız! Ah “Sen dur, ben hallederim”lerimiz, “Aa, bak doğru yapamamışsın, olmamış!”larımız… Daha sayayım mı?

Başta tamamen ‘annelik’ içgüdüsüyle kuruyoruz bu cümleleri. “Aman yorulmasın, aman yapamazsa üzülmesin” diye düşüne düşüne… Ama iyilik yaptığımızı zannetsek de geleceğe kötü yatırım oluyor çoğu korumacı hareketimiz. “Koşma düşersin!”, “Hayır, çorbayı sen karıştıramazsın yanarsın!”, “Yatağını güzel toplayamamışsın, çekil ben yapayım!”, “Sen daha küçüksün, kendi kendine banyo yapamazsın” vesaire, vesaire… Gün içinde kaç kere kuruyorsunuz bu ve bunun benzeri cümleleri, hadi bir düşünün. Bu kadar olumsuz komutu peş peşe söyleyince bir çocuğa, ondan nasıl cesaretli, girişken olmasını bekleyebiliriz peki?

Oysa tehlikeli olacak durumları sadece uyarmakla yetinsek ve ne yapmak istiyorsa ona, denemesi ve bence en önemlisi yanılması için fırsat versek…

Annenizin uyarılarını hiçe sayıp, bildiğinizi okuduğunuz anları hatırlayın. Bir daha asla unutmadınız o ‘hata’nızı ve yapmadınız bir daha, kendimden biliyorum. Lafı dinleyip köşede durmaktansa, deneyip yanılmak en büyük tecrübe değil midir? Bizi biz yapan hatalarımız değil midir? Yanıla yanıla, yenile yenile, üzüle üzüle, bazen çok da acıya acıya bugünkü biz olmadık mı?
Almayın kaşığını elinden, bırakın kendisi yesin döke saça. Varsın sırtını sabunlayamasın. Koşarken aldığı hazdan daha kısa sürecek dizindeki yaranın iyileşmesi nasıl olsa. Susturmayın, konuşsun dilediği kadar, anlatsın onu heyecanlandıran okuldaki olayı. Hayat ikiniz için de daha güzel olacak göreceksiniz…

Sevgiyle...