Önce mutlu çocuklar

Leyla’nın hayatıma girmesinden beri her yeri geldiğinde kendimi istisnasız hep aynı cümleyi kurarken buluyorum: “Vallahi o nasıl mutlu olacaksa öyle olsun…”

Bu mantıktan hareketle kuralcı annelerin “Bebek doğduğu günden itibaren kendi beşiğinde, sonra yatağında yatarsa sana bağımlı olmaz. Hem yan yana uyursanız sonra ayrılamazsınız, sakın yapma!” kuralını da seve seve es geçtim, aldım koynuma kızımı… Böylece o benim göğsüme dokunarak derin derin uyudu, ben onun kokusunu içime çeke çeke yeryüzünde gerçekten meleklerin olduğuna inandım! Bunun gibi bir dünya şey sıralayabilirim size; genel geçer kuralları hiçe saydığım, içimden geldiği gibi davrandığım, daha doğrusu o ne isterse makul paydada ona ayak uydurduğum durumları…

Son iki yıldır ise her konu açıldığında, yanımdaki ne derse desin son cümlelerim hep şunlar oluyor: “Vallahi yarış atı yetiştirmeyeceğim. İlla ki doktor olsun diye bir derdim yok, hatta mümkünse olmasın! Sevdiği işi yapsın ileride; sanatla uğraşsın, sporla uğraşsın… Alsın çantasını sırtına dünyayı gezsin. Ben zaten erken yaşlardan beri çalışıyorum. O gelecekte ayakları yere sağlam basan bir kadın olsun yeter. Hırpalamasın kendini. İlla başarma odaklı olmasın. Hem kaybetmek de güzel!”

“Oh ne ala hayat, biz de isteriz bunu ama hayat bu lüksü vermiyor bize” demelerinizi duyuyorum hanımlar. Hiç de öyle değil inanın bana!

Hadi biraz özeleştiri yapalım; sizin olmak isteyip de olamadıklarınıza doğru yönlendiriyor olabilir misiniz evladınızı? O kursa giderken gerçekten hevesli mi mesela? Dersler, sınavlar gerekli tamam da, her sınavda ilk üçte olmak zorunda mı? Özgüveni yüksek, bugünün tadını çıkarmayı bilen; geçmişe takılmayan, gelecek yüzünden endişelenmeyen, paylaşmayı bilen, iş birliğini becerebilen, sevildiğini hisseden, sevmeyi bilen, size, arkadaşlarına, oyuncaklarına, arkadaşlarına, kendisine saygılı, sorgulayan, doğrularının peşinden koşan, bu anlamda hayli inatçı bir birey olup da örneğin simit satıyor olsa size yetmez mi? Ha bu arada hem doktor olup hem bu özelliklere sahip kimse yok bu hayatta demek istemiyorum aman! Önceliklerim başka diyorum. Ve sorguluyorum; Leyla’nın bu vasıflara sahip olabilmesi için ben yeterli miyim gerçekten? Sahi, sizde durum ne? Bu konuda kendinize ne kadar güveniyorsunuz? Özel öğretmenlere düşen görevler belli. Peki siz kendi içinizde gerçekten ‘tam’ mısınız? Hadi o zaman biraz düşünelim bunun üzerinde. Bakın Uzman Psikolog Aile ve Çift Terapisti Gamze Eser ne güzel toparlıyor meselenin özünü; tüm anne-babalara rehber niteliğinde… Okuyun ve sorun kendinize; çocuğum mutlu mu? Ve ben onun mutlu olması için bunların ne kadarına sahibim?


10 ALTIN YÖNTEM
TUTARLI OLUN
Tutarlılık, herkesin kendisi için istediği ama çoğu zaman karşısındakine uygulayamadığı bir kavramdır. Çocukların yetiştirildiği ortamda olması gereken en önemli davranış biçimi tutarlılıktır. Doğru rol model olabilmek; sözlerimizle davranışlarımızın birbirine örtüşmesi ile mümkün olur. Sürekli paylaşmanın olmazsa olmaz olduğunu konuşan bir babanın acil bir durumda ihtiyacı olan arkadaşına arabasını vermemesi, tutarsızlığın en basit örneğidir.

SEVGİNİZİ DOĞRU GÖSTERİN
Kuşkusuz her anne-baba çocuğunu çok sever. Önemli olan bunu doğru biçimde göstermek ve sevginin koşulsuz olduğunu öğretmektir. Koşullar ve istekler üzerine kurulmuş sevgi ilişkileri, hem karşılıklı güven sorgulamasına açıktır hem de temel olarak değersizlik hissi yaşatır. Her birey koşulsuz sevildiği zaman mutludur ve koşulsuz sevmeyi öğrendiği zaman huzurludur.

YAPABİLECEĞİ ŞEYLERİ ELİNDEN ALMAYIN
Çocuklar hangi yaş grubunda olursa olsun işe yaradığını hissetmek ister ve bu duygu var olma güdülerini güçlendirir; yeterlilik hissini pekiştirir. Merdivenden çıkmak, masa hazırlamak, kapıyı açmak ve bunun gibi her yaş grubuna uygun birtakım fiziksel eylemleri gerçekleştirmesine izin vermek, çocuğunuzun özgüvenini pekiştirir ve başarma duygusunu tatmasını sağlar. Bu duyguyu çocuğunuzun elinden almayın.

REKABETİ DEĞİL, İŞ BİRLİĞİNİ ÖĞRETİN

Rekabetçi yaklaşım her birey için uygun değildir. Herkeste aynı etkiyi göstermez. Ama iş birliği duygusu, bütünleştirici, öğretici ve içinde saygı barındıran bir duygudur. Takım sporları, grup çalışmaları, birlikte oynadığınız oyunlar, okul projeleri gibi faaliyetlerde birleştirici ve tamamlayıcı yaklaşımda bulunmayı tercih edin.

SAYGIYI ÖĞRETİN
Bireyin sahip olması gereken temel duygulardan biri de; kendisine ve başkalarına saygı duymasıdır. Çocuklarımıza bu durumu ancak davranışlarımızla gösterebiliriz. Onlar bizim aynamızdır. Ne konuştuğumuza değil, nasıl davrandığımıza bakarlar ve bu şekilde kendilerini yönlendirirler. Eşimize, arkadaşlarımıza gösterdiğimiz saygı, onlar için yol gösterici olur.

MÜKEMMEL DİYE BİR ŞEY YOKTUR
Mükemmel olmasını istemek çocuğa zarar verir. Kimse mükemmel değildir. Sizler de değilsiniz! Eksiklerimizi ve yapamadıklarımızı çocukların tamamlamasını istemek ve zorlamak mutsuz birey yetiştirmek için yapılan bilinçsiz davranışlardır.

GEÇMİŞTE YAŞAMAK VE YAŞATMAK

Sürekli yaşanmışlıklardan bahsetmek, yaşanan olumsuzlukları durmadan dillendirmek, yaptığı hataları affetmemek ve sürekli hatırlatmak, çocuklarınızın sizden uzaklaşmasına ve onları anlayacak başka birilerini aramaya iter. Bunun yerine affedin, dinleyin ve geçmişte yaşamayı bırakın.

ÖNEMLİ HİSSETTİRİN
Hepimiz sevdiğimiz kişiler tarafından değerli olduğumuzu hissetmek ve bilmek isteriz. Çocuklarımıza değerli olduklarını maddi temellerle gösteremeyiz. Bu sadece onların değerli olma algısını tamamen yanlış şekillendirmiş olmakla kalmaz; aynı zamanda mutluluğun temelini paraya dayandırmış oluruz. Önemli hissetmek için sizin güzel sözleriniz ve davranışlarınız gereklidir.

KIYASLAMAYIN
Kıyaslanmaktan hoşlanan birey yoktur. Hoşunuza gitmeyen, rencide edici ve özgüven kırıcı bu davranışı çocuklarınıza uygulamayın. Herkes dünyaya farklı parmak iziyle gelirken, okulda aldığı notlar, sosyal ve fiziksel becerileri yüzünden kıyaslanmayı hak etmez. Herkes özeldir! Hepimizin becerileri farklı farklıdır. Mutsuz çocuk, sürekli etrafındaki yaşıtlarıyla kıyaslanan çocuktur, unutmayın!

SORGULAMAYI ÖĞRETİN
Çocuklarınıza isteklerini, davranışlarını, söylemlerini sorgulamayı öğretin. Bunun için sorular sorun ve cevaplar bekleyin. Asla yargılamayın! “Ben öyle istiyorum, öyle olacak!” kalıbından uzak durarak yaklaşımda bulunun. Çocuğunuza ‘evet’ veya ‘hayır’ cevabını verirken, mutlaka gerekçesini de sunun. Bu sayede o da sorgulamayı, her söyleneni doğru kabul etmemeyi öğrenecektir.