Ve mezuniyet!

Henüz 18 aylıkken haftanın bir günü oyun grubuyla çıktığımız o uzun yolun ilk etabı, anaokulu hazırlık sınıfıyla sona erdi...

Yüzünü görmeden, sesini duymadan bir gün nasıl geçer diye diye, bir şeye ihtiyacı olduğunda anlaşılır mı, gerekli yardımı alabilir mi diye endişe içinde yollamıştım yarım gün yuvaya daha sonra. Haftanın üç günü yarım gün geçen yuva günleri, son iki yıldır tam gün olarak devam ediyordu. Kafadan bacaklı insan çizimlerimiz ebrulara döndü, makas tutmayı beceremeyen Leyla, gün geldi Anneler Günü için taçlar yapmaya başladı. Bugün hepimizin adını ve çoğu kelimeyi elyazısıyla yazan, doğum tarihini, ev adresini ezbere söyleyen, kendine güvenen, kendini tanıyan, istemediği şeyleri yapmayan, isteklerini ne yapıp edip yerine getirten, büyüyünce hem öğretmen hem balerin hem moda tasarımcısı olmak istediğini söyleyen bir kız çocuğu oldu. Gelecekte gerçekten hangi mesleği seçecek, yolu nereye uzanacak elbette kestiremiyorum ama biliyorum ki, anaokulu onun kişilik ve karakterinin oluşmasında çok önemli bir yer kaplıyor. Özgüvenli, sosyal, ilkokulda gerekli olan temel eğitimleri almış bir çocuk bugün Leyla. Başta okulumuz Halkalı Neşe Erberk Joyfull’un kurucuları Hülya Hanım’ın ve Aslı Hanım’ın, müdürümüz Emine Hanım’ın, Büşra ve Esra öğretmenin, tüm branş hocalarının ve adını sayamayacağım tüm çalışanların tek tek büyük emekleri var kızımın üzerinde. Onlara ne kadar teşekkür etsem az ve asla yetmez! Bu yüzden kelimelere sığmayacak kadar önem taşıyordu bu yılki gösterimiz... Çünkü gerçek bir aile olmuştuk ve artık ayrılma vakti gelmişti…


Aylar öncesinden başlamıştı hummalı çalışmaları. Ne kıyafetlerden haberimiz oldu, ne yapacakları gösterilerden; her şey sürprizdi! Müzik ve bale yetenek sınıfındaydı bir de bizimki. Yani birden çok kez çıkacaktı sahneye… Şaşırır mı, unutur mu diye düşünmedim bu kez öncekiler gibi. En büyük heyecanım kep giyecek olması ve onu ilk kez böyle görecek olmamdı. Yani başta öyle düşünüyordum…

Türk bayraklı tişörtüyle sahneye çıkıp da İstiklal Marşı’nı işaret diliyle söylediğini gördüğümde bende film koptu en başından. Yeri gelmişken söylemeliyim; işaret dili Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müfredata alınmalı mutlaka. Matematik, İngilizce veya coğrafya dersleri kadar önemli olduğunu düşünüyorum çünkü. Çevremizde, ailemizde, ülkemizde işitme engelli onca çocuk, yetişkin varken neden onlarla gerçek bir iletişim kurmayı öğretmiyoruz ki okullarda?


Mısır dansı, bardaklarla ritim gösterisi, bir kuğu gibi uçtuğu bale dansı derken o beklenen an geldi. Turuncular içinde, başında kepiyle sahneye çıkıverdi bizimki sınıf arkadaşlarıyla… O cüppe ve kep “Haydi bakalım Vecihe Hanım, gerçek hayat işte şimdi başlıyor” demekti bir anlamda benim için. Daha büyük bir sorumluluğun kapımızda olduğunu gösterdiği gibi, “Yahu bu çocuk gerçekten de büyüyor”un da ispatıydı. Ve daha birçok şeyin... Binbir duygu sadece beynimin içinde uçuşmuyordu, o duygular/korkular/endişeler gözlerimden akıp ellerim patlayana kadar alkış olarak da yansıyordu dışarıya… Sonra sağıma-soluma baktım. Yaşasın, tek değildim! Hepinizi anlıyorum demek geldi içimden, sonra yutkundum. Ama buradan söylüyorum; hepinizi anlıyorum ve sizin adınıza da çok mutlu oluyorum. Çünkü hayat tam da bu anlar için çok güzel ve sırada yaşanacak daha çok güzel şey var!

Sevgiyle…