Burçin Terzioğlu: Tablodaki kadın

Sakin ve doğal. Huzurlu ve cool. Merhametli ve anlayışlı. Kurşun dizisiyle ekranlara dönen Burçin Terzioğlu, kendini ve yeni dizisini en doğal şekliyle anlatırken, doğanın bir parçası olduğumuzu unutmadığımız bir çekimle bizimle...


Röportaj: Filiz Şeref
Fotoğraf: Semih Kanmaz
Styling: Şeyda Sözüer
Saç: İbrahim Zengin
Makyaj: Melis İlkkılıç
Fotoğraf Asistanları: Hasan Doğanay, Salih Çelik
Styling Asistanları: Aybike Mislina
Makyaj Asistanı: Hidayet Korkmaz
Set Asistanı: Bala Katırcı

Kendi gibi. Yani nasıl? Sonbahar çekimine pek yaraşır bir kadın bir kere. Riva’da içinde bulunduğumuz, mevsimin en güzel detaylarının, harika bir dağ evinin, yeşilin ve sarının en anlamlı tonlarının, ağacın, bitkinin ve tüm diğer doğa detaylarının özenle çizildiği o muhteşem kanvas doğa tablosundaki kadın işte o. Tablodaki o güzel, biraz gizemli ama bir o kadar da cool kadın; resmin içine girip de yanına usulca yaklaştığınızda size huzurlu bir ‘merhaba’ diyor. Sakinliği, sükuneti, anlayışı ilk anda sizi etkisi altına alıyor. Şehrin kaosundaki yoğun, yorucu insanlardan biri olmadığını hemen hissettiriyor. Eline telefonu bir kere bile almayışıyla, doğanın, doğalın bir parçası olduğunu da ispatlıyor. Sürekli gözlem yapan derinlikli bakan güzel gözleriyle, siz sordukça anlatıyor. “Başlangıcı da sevdim bitişi de. Hepsi hayata dair şeyler. Yaşadıklarımı attım haybeye devam ettim yürümeye. Ne takılıp düştüğüme hayıflandım ne koşup coştuğuma şımardım” dediğinde, yaşadıklarının onu nasıl geliştirdiğini, nasıl olgunlaştırdığını görebiliyorsunuz. Onun kendine kurduğu bu güzel tablodaki dünyanın, nasıl bir yer olduğunu sorduğumuzda ise, “İçine kapanıp günlerce çıkmak istemediğim, perdesinden koltuğuna tablosundan bardağına benim kokan huzurlu bir evim var ve tabii ki içeri girip çıkan özenle seçilmiş insanlar. Severek yaptığım, yorsa da, bazen zor olsa da alternatifini bulmak istemediğim bir mesleğim var. Sabahları aynaya baktığımda yaşımı sevdiğim bir ben var. Hüzün, gözyaşı yok mu? Tabii ki var. Onlara da işlerini yapmaları için zaman tanıyorum sonra da geri yolluyorum” diyor. Buraya kadar her şey, o tablodaki kadının üzerine tam olarak uyuyor. Değerleri, hayat savaşı ve ayakta duruş şekli ise tabloyu tamamlıyor. Bir tur atıp birlikte doğanın içinde, tarzını tam olarak yansıtan modern bohem ve pastoral karışımı stiline odaklanıyoruz... Ortaya tablo gibi fotoğrafların çıkması işte bu detaylardan sonra oluyor. Evet, işte karşınızda Burçin Terzioğlu’nun çok farklı; yani kendi gibi olduğu bir çekim ve kendini en doğalından ifade ettiği bir sohbet.

O tablodan çıkmak isterse bir gün kendisini nerede bulacağımızı da iyi biliyoruz: Deniz kenarına bakacağız; ve içindeki resmi renklendirmeye çalışıyorken bulacağız onu, orada yenilenip uyanıyor olacak pozitif düşüncelere... Yani; yepyeni bir tabloda yine tüm asilliğiyle yerini alacak...



Yeni diziniz Kurşun ve canlandırdığınız karakter hayatınızın şu an başrolünde olmalı. Yeni dizi sizi nasıl bir ruh haline taşıdı?

Yazdan çıkmış, dinlenmiş, çalışmak isteyen bir Burçin vardı zaten görüşmelere başladığımda. İçime sinen bir projeyle enerjim yüksek dönmek istiyordum, tam da öyle oldu. Yapımıyla, senaryosuyla, oyuncu kadrosuyla, kanalıyla tamamdır diyebileceğim bir diziydi Kurşun. Şu an, içimde hep olan eğlenceli, duygusal, aşık, azimli, inançlı karakterlerle birleştirip 70’lerin Leylasını doğru yorumlamakla meşgulüm. Heyecanlı ve umut doluyum. Yeni başlangıçlar her zaman biraz ürkütür beni ama başka bir motivasyon verir hayata karşı. Yüksek ve meraklı bir ruh halindeyim kısacası.

Bunca yıllık oyunculuk tecrübesinin ardından, bir diziye başlarken kendinizi ne derece profesyonel hissediyorsunuz; hala amatörlük ve kaygı, endişe gibi duyguları yaşıyor musunuz?
Setle ilk tanışan biri kadar heyecanlı oluyorum. Profesyonellik hep bir alttan hissettiriyor kendini ama amatörmüşçesine, yeni öğrenir gibi bakıyorum sette olanlara. Her işin başında böyle olurum. İlk bölüm karakteri bulmak ve oturtmaya çalışmakla geçer. Korkular bir bırakmaz yakamı. Ta ki insanlar o kadını sevip kabul edene kadar ve ben de ‘oldu galiba’ diyene kadar çabalar dururum.

Pek çok dizide rol aldınız. Bu diziyi farklı kılan yanı ne oldu, bu dizinin sizi en heyecanlandıran yönü nedir?
Bir dönem dizisi olması çok etkiledi beni. Adalet arayışındaki açıkların sorgulanma şekli, Leyla’nın mesleği, aile kavramındaki ihtiyaçları ve kayıpları çok gerçek geldi. Kostümü, saçı, makyajı eğlenceliydi. Herkes çok inanıyordu projeye ve bu hissedilir şekilde içine aldı beni.

Her şeyden önemlisi iyi bir ekip sanıyorum. Ve sizin ekip de bir o kadar şahane....
Herkes çok profesyonel; ne yaptığını, niye yaptığını, nereye varacağını biliyor çekerken ve oynarken. Huzurumuz ve eğlencemiz her gün bizimle. Ağız tadımız çok yerinde şükür.



Birçok mesleğiniz oldu oyunculuk yaparken bugüne kadar. Şimdi, bir gazeteciyi canlandırmak nasıl bir duygu?
Yıllardır gazetecilik yapan arkadaşlarım var. Hem çektiğimiz 70’lerde hem günümüzde sıkıntılı yanları olan bir meslek. Evet, birçok mesleğim oldu oyunculuk yaptığım yıllar içinde. Doktor, yazar, avukat… Şimdi gazetecilik. Merakını ve azmini seviyorum gazeteciliğin.

Gününüzde bir diziyi başarılı kılan en önemli etkenin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Senaryo geliyor ilk sırada galiba. Ama tek başına bir şeyin iyi olması yetmez tabii. Bu birbirine bağlı bir zincir. Oyuncuları, rejisi, kanalın yayın günü, her şey bir bütün başarı için. Hikayesini anlatım şekli çok önemli mesela, o dünyaya inandırmak seyirciyi kostümüyle, mekanıyla, diliyle. Bir de hiç adını koyamadığım bir büyü var. Hem seni oynarken mutlu eden hem seyirciyi ekrana bağlayan.

Daha önce canlandırdığınız tüm karakterlerin içinde bulunduğu bir odaya girdiniz. Önce hangisine sarılır öperdiniz? En özlediğiniz hangisi?
Odaya girer girmez yanıma iyi bir dost arardım. Güvenilir, eğlenceli, yanında sıkılmak mümkün olmayan, her şeye rağmen hayata gülen gözlerle bakan… Sırtını korkmadan yaslayabileceğin… Tabii ki canım Deniz (Merhamet), sarılıp sıkıştıra sıkıştıra öperdim onu. Sonra Deniz’in elinden tutup dünyanın en güzel Ayşegül’ünün yanına giderdim (Poyraz Karayel). Hayranlık ve özlemle sarılırdım ona. Poyraz’a olan aşkını anlatırdı bize, Denizle ağlardık onu dinlerken, anlardık da biraz ne de olsa biz de çok aşık olduk hayatımızdaki adamlara. Bizleri Poyraz kadar sevdiler mi bilinmez ama anlardık işte. Ayşegül’le Deniz’i tanıştırırdım belki, yolları dünyada kesişmedi ama sonları benzer yazıldı. Biri bir benzincide diğeri bir arabanın içinde vedalaştı benimle. Sonra üçümüz biraz duygusallıktan çıkalım deyip Azad’a giderdik. Azad (Ezel) tüm saflığıyla ‘babamı çok özledim’ derdi. ‘Annem nerede?’ derdi. Yine düşerdik elem çukuruna. Ne de olsa hepimiz yaralıyız, eksiğiz, 1-0 yeniğiz şu hayatta. Yoksun bir yanımız anadan, babadan… Olsun derdik yaşadıklarımız kar yanımıza. Koşardık Rüya’nın (Hakan Muhafız) yanına; bize sert olmayı, kırılmadan kırmayı öğret derdik. Kıyamazdı bize, kabukları bir bir kırılıp ölümsüzlüğün de ne zor olduğunu anlatırdı. Sonra bir deniz kenarında ayaklarımız suda şizofrenliğin tadını çıkarırdık sessizce.



Oyunculuk alanında kendinizi nerede, nasıl görüyorsunuz? İlerisi için kurduğunuz hayaller var mı? Onlara ne kadar yakın hissediyorsunuz kendinizi?
Ben kendimi şurada görüyorum gibi bir algıda olmadım hiçbir zaman. Mesleğimi seviyorum ve en önemlisi de ona çok saygı duyuyorum. Küçük yaşlardan beri yaptığım ve her yeni gün yapmaktan da büyük keyif aldığım bir mesleğe sahip olduğum için şanslıyım. Hayal kurmanın hayatın her alanında mucizevi bir etkisi olduğuna inanırım. Bu işe başladığım ilk andan itibaren hep hayallerim oldu. Her yeni gün yeni hayallerim oluyor elbette. Sırayla zaman içinde gerçekleştiklerini görmek de ayrı motive ediyor insanı hayata karşı. Bir hayalim gerçekleştiğinde yeni hayallere doğru yolculuğum başlıyor.

Tek, aynı dünya içinde yaşıyoruz gibi düşünsek de, kimilerine göre aslında hepimiz kendi yarattığımız dünyanın içinde yaşıyoruz. Sizin kendinize kurduğunuz, şu an içinde bulunduğunuz dünyadan biraz bahsedebilir misiniz? Nelere yer var, nelere yer yok, neler değerli... Nasıl bir dünya kurmak istediniz kendinize ve başarabildiniz mi?
İçine kapanıp günlerce çıkmak istemediğim, perdesinden koltuğuna tablosundan bardağına benim kokan huzurlu bir evim var ve tabii ki içeri girip çıkan özenle seçilmiş insanlar. Bana iyi gelen koruyan kollayan dostlarım var. Severek yaptığım, yorsa da, bazen zor olsa da alternatifini bulmak istemediğim bir mesleğim var. Sabahları aynaya baktığımda yaşımı sevdiğim bir ben var. Elimdekinden başkasını düşlemek ve yapamamak hayal kırıklığı yaratırdı. O yüzden var olan dünyamda çok mutluyum. Hüzün gözyaşı yok mu? Tabii ki var. Onlara da işlerini yapmaları için zaman tanıyorum sonra da geri yolluyorum. Eğleniyorum, geziyorum, yiyorum, içiyorum daha fazlası için kendimi harap etmiyorum. Fazlası kendiyle birlikte sorumluluk getirir, mutsuzluk getirir. Bu dünyamı günün birinde bir sahil kasabasında devam ettirebilirsem benden iyisi olmaz. Bir de bazı değerlerim var değişemeyecek bu dünyada. Vicdan, empati, merhamet… Bildiğinden şaşmamak, onurun için savaş vermek. Kimseye boyun eğmemek, çıkar ilişkisi kurmamak. Bunlar benim çok önem verdiğim şeyler, beni ben yapan değerler. Onlar olmazsa kendime kurduğum dünya güzelleşemez.



Sizi en iyi anlatan kelimelerin hangileri olduğunu düşünüyorsunuz?
Merhametli, adaletli ve iyi dost.

Modunuz kolay düşer mi? Böyle zamanlarda tekrar yükselmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Düşer tabii ki herkes kadar. Çiçeğimin solması, arabamın bozulması, şarjımın bitmesi, gömleğime kahve dökülmesi, tırnağımın kırılması… Bunlardan onlarcası gün içinde bir can sıkar değil mi? Ne aptalca, ne saçma. Sonra daha büyük dertler duyarız. Bir kendimize geliriz. Haberleri izlerim, mesela ülkenin durumunu, cinayetleri, ekonomiyi, ıssızlığı, tacizleri, kazaları, savaşları, küresel ısınmayı, doğa katlini. Ve bu kadar acımasız zor zamanlarda nefes aldığıma şükrederim. ‘Kime nasıl iyi gelebilirim?’ derim. Ama önce iyilik kişide başlar. Önce benim iyi, güçlü, mutlu olmam gerek, dokunduğum insanlara bunları yansıtmak için. Şükrederim sağlığıma, işime, sevdiklerime, sevenlerime. Meditasyon yaparım, düşen modumu yükseltir hemen. Doğaya veririm kendimi. Beni bulamadıysanız deniz kenarına bakın, içimdeki resmi renklendirmeye çalışıyorumdur, orada yenilenip uyanıyorumdur pozitif düşüncelere.

Hemen herkesin belli bir konuda ya da hayata dair farkındalığının geliştiği, aydınlanma dönemi oluyor. Sizin de böyle belirgin bir aydınlanma döneminiz oldu mu?
Birkaç kez. Mesela büyük kayıplardan sonra. Önce acını yaşıyorsun, sonra o acıdan ölmediğini görüyorsun. Daha da güçleniyorsun. Bakış açın değişiyor sıkıntı gibi görünen şeylere. Bir de hayatımda köklü bir değişiklik yapmıştım. Her şeye sıfırdan başlamıştım. Tam ‘bitti her şey, nasıl doğrulurum’ derken yeni kapılar, yeni mutluluklar açıldı önümde. Sırtımı sağlama yani işime dayadım. Daha bir sıkı sarıldım sevenlerime. Daha bir kıymet bildim, kendimin de hayatın da.



Şans sizce hayatınızda nerede duruyor?
Tam ortasında bence. Fakat tek başına şans piyango kazandırır belki ama onu da gidip almak gerekir. Yani bir eylem, şansı destekler. Evren hareketi alkışlar. Kendimi bildim bileli çalışıyorum ben. Hep daha iyisine hep daha doğrusuna çabalıyorum. O sırada ödüllendiriliyorum şans tarafından. Kendini sunuyor bana. Ben de minnettarlığımı ve şükran duygumu hiç kaybetmiyorum. Sırtımı sadece ona yaslamıyorum tabii.

Evlilik kelimesi ile yakınlığınız ne boyutta?
Uzaktan akrabam olur evlilik. Eski yıllardan tanıdığım çok da görmek için efor harcamadığım. Ben hep hayatta istediğim şeyi yaptım. Başlangıcı da sevdim bitişi de. Hepsi hayata dair şeyler. Yaşadıklarımı attım haybeye devam ettim yürümeye. Ne takılıp düştüğüme hayıflandım ne koşup coştuğuma şımardım. Çıkacaksa karşıma beni mutlu edeceğine inandığım biri, denerim imza atmayı. Onun da bunu çok istemesi lazım tabii. Yok bulamazsam inançları denk olanı bana, tek yürürüm yine. Yalnızlıkla ilgili derdim yok. O yüzden çok da önemli değil olayı resmileştirmek. Aşk olsun yeter.

Kadınlık içgüdüsüyle yaklaşırsak; çocuk denilince sizde nasıl hisler uyanıyor?
Çok seviyorum çocukları. Arkadaşlarımın kızları, oğulları onların saflığı bana hep iyi geliyor. Konu benim olmasına gelince hala korkuyorum galiba. Karşılıksız sevginin en büyük kanıtı, onu da görüyorum. Belki bir gün… Tüm doğrular bir araya gelirse düşünmeye zaman kalmadan anne olurum, kim bilir!



Son yıllarda kadın haklarını savunan pek çok aktivistlik örneği var. Kadınlar özellikle erkeklere karşı omuz omuza durmaya çalışırken, diğer yandan pek çok örnek hala kadının birbirine ettiğini başkasının etmediğini de gösteriyor. Kadınların birbirlerine karşı da omuz omuza olduklarını düşünüyor musunuz? Sizin çevrenizde durum nasıl?
Benim kendi özel çevremden bahsetmem gerekirse biz her zaman birbirine her konuda destek olan dostlarız. Ama bahsettiğiniz konunun da çok örneğini görüyoruz hayatın akışında. Zaman zaman kadınlar arasında bir güç savaşı başlayabiliyor ve o başladığında egolarına yenik düşüyorlar sanırım.

Sporcularımız son yıllarda ödül üzerine ödül alıyorlar. Siz profesyonel bir sporcu olsaydınız, hangi sporu yapmayı tercih ederdiniz?
Ülkece gurur duyuyoruz onlarla. Çok iyi yaptığımdan değil ama yüzücü olmak isterdim.

Güzellik kavramına yaklaşımınız nasıl? Her ne kadar kusurlu güzellik son yıllarda öne çıksa da, sokaklar sanki bu algıyı desteklemiyor. Kadınlar yine kusurlarıyla mutsuz. Estetik, günümüzde hiç olmadığı kadar normalleşti. Güzellik sizin için nasıl bir algı?
Önce kişinin kendini mutlu hissetmesi önemli. Nasıl mutlu oluyorsa. Sadece güzelliği bir kabul görülme olarak düşünmemesi gerek. Ama baktığımızda sosyal medyada kendine benzemeyen, birbirine benzeyen yüzlerce kadın var. Aynı dudaklar, aynı elmacık kemikleri. Kendimizle mutlu olmayı becersek şahane olur. Estetiğe hiç karşı değilim sadece abartmadan ve doğru yapıldığı sürece. Klişe olacak belki ama içten dışa güzellik değişmez bir şey. Güzel kadın sıfır beden, uzun bacaklı, hokka burunlu olmalı algısı dünyada yıkıldı, umarım burada da o kalıplardan kurtuluruz.

Etiketler: #Burçin Terzioğlu