Esma Dereboy: Küçük bir atölyeden dünyanın farklı noktalarına...

Klasik desenlere modern uyarlamalar…

Esma Dereboy: Küçük bir atölyeden dünyanın farklı noktalarına...

RÖPORTAJ: BARAN ALIŞKAN

Esma Dereboy ve seramiğin bağı, doğduğunuz topraklar dolayısıyla organik ve sarsılmaz bir bağ. Tartışmasız bu bağı ve aranızdaki muhteşem uyumu nasıl keşfettiniz?

Anadolu’yu kendine yurt edinen sayısız uygarlıkların gelip geçtiği topraklarda ve onlardan kalan eserlerin arasında yaşıyoruz. Beslendiğimiz, esinlendiğimiz o kadar çok desen, figür, motif var ki... Kütahyalı olunca ister istemez seramik ve çini ile iç içe bir hayat yaşıyorsunuz. Bu bakımdan şanslı olduğumu söyleyebilirim. Ailemin desteği, Güzel Sanatlar Lisesi’nde okumam, öğretmenlerimin ilgi ve yönlendirmeleri beni hem teşvik hem de motive etti. Akademik eğitimim sonrasında da her fırsatta kendimi bir çini atölyesinde buldum. Çamur seramiğe, renkler desene ellerimde dönüştükçe, seramik de artık benim vazgeçilmez bir parçama dönüştü.

Levnalevn, Gelin, Snoha ve İz gibi birçok koleksiyona imza attınız. Yaratım sürecinde ihtiyaç duyduğunuz ilhamı nereden aldınız? Bu ilham ve ortaya çıkan ürünler nasıl bir hikayeye dönüştü?

Tüm koleksiyonlarım benden izler taşıyor. İlham kaynaklarım hep yaşadığım süreçler. İlk koleksiyonum olan Levnalevn’de 14’üncü yüzyıl ve1 6’ncı yüzyıl çinilerinden esinlendim. Gelin koleksiyonu, evlendiğim dönemi; Karahisar’ı, çok dua ettiğim ve sabır dilediğim bir dönemi temsil ediyor.

Siyah dantellerle bezeli Yas, derin yasımı; Snoha, yokluğu, kırılganlığı ve geçmişe yaptığım yolculukları; Saf ise adından da anlaşılacağı üzere hayatın bana sunduğu, minnetle kabul ettiğim tüm saf duyguları, olguları ve hikayeleri temsil ediyor. Son koleksiyonum İz ise kızım Nil’e adadığım hayatımda iz bırakan eserler bütününden oluşuyor.

El yapımı ürünler hiç şüphesiz büyük bir özveri ve yeteneğin eseri olarak karşımıza çıkıyor. Siz yaratım ve üretim sürecinde neler yaşıyorsunuz? Bir ürün karşımıza çıkmadan önce sizinle birlikte hangi aşamalardan geçiyor?

Üretim süreci aslında klasik çini ya da seramikteki gibi başlıyor. Boyut kazandırma tarafı ise son derece meşakkatli ve yorucu. Özgün kabartma tekniğimi uygulayarak seramiklere keskinlik, netlik ve yükseklik kazandırıyorum. Ben yüzde 40’lara varan firelerle çalışıyorum. Yani hata kabul etmeyen ve zorluklarla dolu bir süreç… Bir eserin sıfırdan son halini alması ise yaklaşık bir buçuk ayı buluyor. Kontrol edemediğiniz ve öngöremediğiniz birçok parametre var ve bunlar da sanırım işin en zor kısmı.

Esma Dereboy’a ait bir eserde mutlaka neyi görürüz? Sizin imzanızı taşıyan bir eseri nadide yapan ve sizin hayal gücünüz ile yeteneğinizin eseri olduğunu gösteren detayları merak ediyoruz…

Yapılmamışa olan merak herkeste olduğu gibi bende de vardı. Yüzyıllardır süregelen sanatta o kadar çok usta vardı ki kendime bir yer bulmak için farklı olmam gerekiyordu. Bu ilkeyle yola çıktım. Geleneksel desenlere bağlı kalarak geliştirdiğim kabartma tekniğinin çini ve seramikte tek uygulayıcısıyım. Bu teknik ile seramiklere keskinlik, netlik ve yükseklik kazandırarak onlara yeni bir boyut katmaya çalışıyorum. Eserlerimi nadide yapan şeyin, eserlerin kendimden izler taşıması, uyguladığım kabartma tekniği ve başkalarının da hayatındaki izleri yansıtabilmesi olduğunu düşünüyorum.

Küçük bir atölyede başlayan maceranız bugün dünyanın farklı noktalarında imzanızı taşıyan eserlerle devam ediyor. Yarın ve sonrasında hayalleriniz ve planlarınız sizi muhtemelen nereye götürecek?

Sanatın hiç bitmeyen bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Hayallerim ve planlarım gibi, bazen çoğalan bazen de azalarak devam eden bir yolculuk… Yaptığım işin gelişmesini düşünmekten hiç vazgeçmedim. Dolayısıyla hayallerimin beni nereye götüreceğini hep beraber göreceğiz.