Prag’da dört masal gün

Prag’da dört masal gün

Dört gün. Sadece dört gün kendinizi yenilemek, yeni bir dünya tanımak ve zihninizi boşaltmak için yeterli. Öyleyse rotanız, büyüleyici mimarisi ve tarihi ile Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri olan Prag olsun.

Yazı: Deniz Küçükhüseyin Çakmakçı

Bir rivayete göre Hitler, emekliliğinde(!) burada yaşamayı düşündüğünden 2. Dünya Savaşı esnasında burayı özellikle bombalatmamış. Şehre sadece bir kez bomba düşmüş. Sonrasında gelen komünizmin de etkisiyle şehir bir masal kitabı gibi kalmayı başarmış. Yollar cetvelle çizilmiş gibi... Binaların her biri nefis. Yapıların üstüne bakmak yetmiyor, tepelerine de bakmak gerekiyor. Sokakların her biri ayrı bir güzelliğe çıkıyor. Şehir baştan sona sanat eseri, bir açık hava müzesi.

1989’un sonlarında Çekoslovakya’da yaşanan öğrenci ve halk ayaklanması ile komünist yönetim düşürülmüş ve Çekoslovakya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti olarak ikiye bölünmüş. Ve bu sürece, hiç kan dökülmediği için ‘kadife devrim’ denmiş. Zaman içinde de Çek Cumhuriyeti adını Çekya olarak değiştirmiş.

Bu yazıyı okuyorsanız ve Prag’a ilk kez gidecekseniz, benim size tavsiyem ekstra herhangi bir yere, müzeye, sergiye, gösteriye gitme planı yapmanıza gerek yok. Gücünüz, kuvvetiniz yerindeyse de metroyu, tramvayı, otobüsü boş verin. Tabana kuvvet! Prag’da her yere bakmalı ve baktığınız her şeyi görmelisiniz. Bakmakla görmek arasındaki farkı en net yaşayabileceğiniz yer burası olabilir.

Gezip görülecek pek çok yer var; Prag’da her şeyin müzesini yapmışlar. Mumya, işkence, seks, komünizm, fosil, Apple, lego, oyuncak, bira, resim, müzik, heykel, Kafka... Saymakla bitmez, her yer, her şey müze.

Google size en turistik, mutlaka gitmeniz gereken yerleri söylüyor elbette; Prag Kalesi, astronomik saat, Petrin tepesi, kiliseler, sinagoglar, meydanlar… Bunları ve daha birçoğunu görün. Bense size en çok etkilendiğim şeyleri yazayım, gitme şansınız olursa oraları da görün ve en az benim kadar bayılın isterim.



Mutlaka yolunuzu düşürün
Prag’ın çıkardığı en ünlü isim Kafka. Ünlü yazarın doğduğu ve hayatı boyunca yaşadığı yer burası. Kafka’nın dilindeki o melankolik, yalnız hal tam da Prag aslında. Evet Prag sakin, yavaş, puslu ve hafifçe depresyon ruhu taşıyor bana göre de. Depresif ama umutsuz değil, huzurlu. Her köşesinde oturup uzun uzun düşün, yaz, çiz. Yalnız seyahat sevenler için de, benimki gibi nefis bir arkadaş grubu ile de bence en doğru rota.

Bu Ortaçağ’dan kalma şehrin dört bir yanı Kafka. Heykeller, doğduğu, oturduğu evler, sevdiği kafeler… Prag’da Kafka’nın izini sürmelisiniz.

Kafka okuyup Prag’a gitmek şehri bir başka gözle görmenizi sağlayabilir. Ama bu biraz da Kafkavari umutsuz bir bakış olacağından, hafifçe tehlikeli buluyorum doğrusu. Kafka okumadan Prag masalsı, Kafka okuyup gidince kasvetli gelebilir. Kafka’yı dönünce okumak en iyisi. Uyarması benden.

Uyarmak deyince, aklınızda olmasını isteyeceğim bir diğer konu da Prag’lıların çok turist canlısı olmadıkları. Kibar olmayalım, hiç değiller. Kendi çabanızla varsınız Prag’da. Hiçbir Avrupa ülkesinde görmediğim kadar yabancı ve soğuklar. Yardım isteyeceğime kendimi şu köprüden atarım diye hafifçe bir gurur yapıyorsunuz. Tavsiyem, gideceğiniz yerleri seyahat öncesi araştırıp belirlemeniz, telefonunuz üzerinde işaretlemeniz. Böylece gururunuzla, başınız dik, kimseye sormak zorunda kalmadan bu enfes kentin tadını çıkarabilirsiniz. Bu konuyu kısaca şu şekilde özetleyebilirim. Prag’da yaşayan bir arkadaşım şunu söyledi: Bir garson size iyi davranıyorsa bilin ki o Slovaktır!



Çek heykeltıraş David Cerny’nin kentin dört bir yanına dağılmış çeşitli ve tuhaf diye tanımlanan eserleri var. Bunlardan en meşhuru Crawling Babies adında devasa emekleyen bebek heykelleri. Hareketli, modern bir Kafka heykeli (Head of Kafka) de var ki, 42 metal plakanın dönmesi ve en sonunda Kafka’nın yüzünün ortaya çıkması ile kendine hayran bırakıyor.

Ama benim için en görülmeye değeri, Vltava Nehri kıyısındaki Old Town (Eski Şehir)’da bulunan sokaklardan birindeki bir binaya yerleştirilen psikanalizin babası Sigmund Freud’un gerçek boyutlarındaki heykeli. Ne özelliği var derseniz; heykel havada diye cevap veririm. Muhtemelen altından geçmiş ve görmemiş insanların sayısı bir hayli fazladır. Sigmund Freud heykeli binanın tepesine yerleştirildiğinde, olan bitenden habersiz Prag sakinleri arasında ‘İntihar eden var!’ paniğine neden olmuş.

Eski Şehir’i bir diğer bölge olan Mala Strana’ya bağlayan Charles Köprüsü (Karluv Most) en popüler köprü. Çok ihtişamlı, her geçişinizde farklı bir detay fark ediyorsunuz. Gerçi bu Prag’daki her yer için geçerli. 14’üncü yüzyılın ortalarında inşa edilmiş ve bence hala o yüzyılda gibi. Burada Mission Impossible filminin çeşitli bölümleri çekilmiş. Prag’ın kendisi de film gibi olduğundan birçok filme plato olması normal.

Mala Strana bölgesinde ‘dünyanın en dar sokağı’ diye lanse ettikleri tek kişilik yaklaşık 20 metre uzunluğunda bir aralık var. Başına sonuna bir düğme ve yeşil-kırmızı ışık koymuşlar. Geçmek isteyen düğmeye basıyor ve yeşil yanınca geçiyor. Öbür tarafa geçince başka bir dünya ile karşılaşmıyorsunuz, çıkmaz sokak olduğundan tekrar şanslıysanız sıra beklemeden aynı yöntemle geri dönüyorsunuz. Hiç dar sokak görmemiş gibi ‘vayyy’ diyorsunuz.

Mala Strana ile hemen yanı başındaki Kapma Adası’nı ayıran minik kanal ise çok romantik. Üstünde sarkan ağaç dalları, kenarlarındaki Orta Çağ evleri ile enfes bir görüntüsü var.