"Zihin Yogası" ile kaleminizi güçlendirin

2014 yılında kurduğu Yaratıcı Yazarlık Atölyesi ile 500'den fazla yazar adayına eğitim veren Lüset Kohen Fins ile "Metanioa"yı ve atölye çalışmalarını konuştuk.

Yazı: Burçin Öztınaz

"Yaratıcı Yazarlık Atölyesi" ne zaman açıldı?’’

2013 yılında senarist, yönetmen Cem Başeskioğlu ile birlikte butik bir sanat okulu açmaya karar vermiştik. Bu hayalimizi aynı çatı altında 2014’te gerçekleştirmek anlamlı bir edinim oldu bizim için. İlk Cihangir’de başladık, bir yıldır da Nişantaşı’ndaki atölyede çeşitli eğitimler veriyoruz. Kitap yazmak isteyen, sinema filmi çekmeyi düşünen herkese kapımız açık.

Yazarlık eğitimleri vermeye nasıl karar verdiniz?

Deneme yanılma sistemi uzun metraj bir kurgu roman yazarken de geçerli. Kendinize has bir anlatım tarzı oluşturmak için yetenek ve istek haricinde teknik donanım ve tecrübe de gerekiyor. Zamanla bu birikimimi diğer yazarlarla paylaşmak istedim. Her seferinde de üzerine bana ait bulgulardan oluşan yeni modüller ekledim. “Metanoia” adını verdiğim ve patentini aldığım bir hayal gücü esnetme egzersizi oluşturdum. Sinema ortamında karanlıkta gerçekleşiyor. Bu deneyimin püf noktası;  zamanı iyi yönetebilmek.

Metanoia tam olarak nedir?
İki saat süren, özel olarak çekilmiş fotoğraflarla içsel bir yolculuğa çıkabileceğiniz, hayal gücünüzü zorlayan, dilinizin çözülmesine yardımcı olan ve olaylara karşı alternatif çözümleri kendi kendinize bulmanızı sağlayan bir özgürlük ortamı. Bu çalışma ayrıca topluluk içinde kendinizi ifade etme becerilerinizi ve öz dürüstlük derecenizi somut bir şekilde değerlendirmenizi sağlıyor. Kelime anlamı olarak değerlendirirsek, herhangi bir şeyin ötesi anlamına gelen ‘meta’ ile Latince bilgi anlamına gelen ‘noia’ birleşince, Bilgi Ötesi adını verdiğim bu teknik, isim sahibi olmuş oldu. Amaç, bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığımız birçok şeyi unutarak hayatı yeniden yorumlayabilmek.

Yazı yazma kabiliyeti nasıl geliştirilebilir?
Hayatta neye merak salarsak onunla ilgili karşımıza farklı kanallardan bir sürü bilgi çıkar. Aynı şey edebiyat için de geçerli. Roman yazmak bir sanat disiplinidir, dolayısıyla resim, tiyatro, müzik heykel ve sinema gibi emek ve eğitim ister. İşin doğrusu, pratik ve teorik mutfak bilgi edinmek şarttır. Yemek pişirme metodlarıyla o kadar çok benzerlik gösteriyor ki, bazen düşünmeden edemiyorum; acaba yemek kursu kıvamında bir yazarlık atölyesi yapsam, roman yazmak isteyenler vurgulamak istediklerimi daha net anlar mı diye. Sonuçta işin içinde bolca metafor var.

Eğitimin içeriğinden biraz bahseder misiniz? Ne gibi çalışmalar bekliyor katılımcıları?

Yazarken düştüğümüz tuzaklardan tutun, müsveddeler arası geçiş tekniklerine kadar farkındalık yaşamamız gereken bir sürü nokta var. Bunların ne olduğunu tam olarak kavrayamadığımızda, karşımıza tıkanıklık adını verdiğimiz bir engel çıkıyor. Atölye katılımcılarıyla birlikte bu engeli aşmanın yollarını, yazdıklarımızı daha etkili ve anlamlı kılmanın yollarını keşfediyoruz. Sadece atölye katılımcıları için hazırladığım ‘Roman Okuma ve Yazma Sanatı’ adlı bir ders kitabım da var.  Birçok katılımcı bu ders kitabını aynı zamanda ‘tarafsız kitap eleştirmenliği’ eğitimi olarak tek bir seansta almayı da tercih ediyor. Ülkemizde donanımlı kitap eleştirmenleri olması şart. Profesyonel yorum, okuyucu kadar çağdaş Türk edebiyatının da standartlarını yükseltecek. Taraf tutmadan ve etki altında kalmadan dürüst geri bildirim alabilmek, yazar için de okuyucu için de bir lüks olmaktan çıkmalı.



Siz de kişisel olarak daha önce yazarlık atölyerine katıldınız mı?
Evet, 2011-2012 yılları arasında On Derin Ayak İzi’ni yazarken benzersiz bir yazarlık atölyesine katıldım ve dünyanın en prestijli yayınevlerinden HarperCollins’in Authonomy adlı yazar yetiştirme okulunda on sekiz ay boyunca çok değerli yazarlardan teknik eğitim aldım.    

Atölyenize sadece yazar olmak isteyenler mi geliyor? Katılımcı profilinde kimler yer alıyor?
Şimdiye kadar 500’den fazla yazar, blooger, köşe yazarı ve akademisyenle çalıştım. Çoğu, bu konuda bilinçli oldukları için roman yazmanın çok farklı bir deneyim olduğunun farkındaydılar. Öte yandan, ülkemizde hayatını kaleme almak isteyen cesur insanlar, mesleği veya hayata bakış açısı ne olursa olsun dünyaya bir eser bırakmak isteyenler de var. Nefes koçu, masör, iş adamı, aktris, psikiyatrist, nörolog, astrolog, yönetici, rüya yorumcusu, eczacı, moda tasarımcısı… Meslek gurupları o kadar renkli ve birbirinden farklı ki… Bazen de bu bana göre değil, çok zormuş deyip eğitimleri yarıda bırakanlar oluyor.

Yayınlanmış üç kitabınız bulunuyor. Bu kitaplardan kısaca bahseder misiniz?

İlk olarak On Derin Ayak İzi’ni yazdım. Hayata dair söyleyebileceğim her şeyi de bu kitapta anlattım. 2013’te Uluslararası HarperCollins Authonomy altın madalyasına layık görülen bu kitap, aslında dünya yaşamını sinema filmi tadında bir kurguyla gözler önüne sermeye çalıştığım bir metropol romanıydı. Arkasından Enginar Mevsimi ve Hasta Bakıcı geldi. Bu üç kitabın tek ortak özelliği ise, onları sinema filmi izler gibi rahatlıkla okuyabilmeniz. Konu, üslup veya tema olarak benzer yanları pek yok, hatta belki bu üç kitabı aynı kişinin yazdığını düşünmezsiniz bile.