Narsist konuşmacı durumuna düşmemek için neler yapabiliriz?

Narsist konuşmacı durumuna düşmemek için neler yapabiliriz?

Hepimizin minik birer Kanye West olduğuna dair bir distopyanın içindeyiz. Narsist konuşmacı, yani lafınızı balla kesip ısrarla kendinden bahsedenler... Bay West, sürçülisan ettiysek affola! Siz devam edin, lütfen.

Modern çağın yegane filozofu, ünlü düşünür Kanye West’in de söylediği gibi: “En zayıf noktalarımdan biri egomdur. Eğer ki ben, Kanye West; egomu bertaraf edebilirsem, herkes için umut var.”

Ben fetişizminin, diyalogları adeta birer monoloğa çevirdiği günümüzde; muhabbetin bile kendi eksenimizden çıkmasına tahammülümüz kalmadı diyebilir miyiz? Başınızın çok ağrıdığından, sevgilinizle olan sorunlarınızdan, iş hayatınızdaki başarılardan söz ettiğiniz anda; karşınızdaki gizli Kanye West usulca yanınıza yaklaşıyor, gözlerini gözlerinize dikip şöyle söylüyor:

Bir keresinde başım öyle ağrımıştı ki, yerinden çıkacak zannettim; bir keresinde sevgilimle öyle kavga etmiştik ki, en azılı aşk senaryolarına konu olur; bir keresinde öyle bir terfi almıştım ki, şirketin genel müdürü af dileyip önümde diz çökmüştü. Ben, narsist konuşmacı; hadi şimdi biraz da benden laflayalım! Aslına bakarsanız konuya iflah olmaz bir ‘benciyim benci!’ motivasyonuna sahip Kanye West’den girmemizin bir sebebi var: Yeni bir ‘first date’ talihsizliği olan Kanye-ing trendi. West’in yumuşak karnı olan egosu, müstakbel partnerine konuşma fırsatı tanımayan kişiyle ilk buluşma vakasına ilham olmuş durumda. Böylece sadece monolog tarzda, kendi kendine ve ilelebet kendisi hakkında konuşanlarla buluşma gafletine düşmeye ve bu kişiye maruz kalma haline Kanye-ing deniyor. Ancak dürüst olmak gerekirse minik Kanye-ing’ler ne yalnızca romantik ilişkilere; ne de yalnızca first date’lere gölge düşürmekle yetinmiyor.

Sosyolog Charles Derber tarafından ortaya atılan ‘narsist konuşmacı’ davranış biçimi, sözünüzü ısrarla balla kesenlere atıfta bulunuyor. ‘Nasılsın?’ sorusunu yöneltirken bile, saniyeler sonra kendisine de aynı sorunun yöneltilmesini ellerini ovuştura ovuştura bekleyenler, konuşulan her konuyu kendi deneyimlerine ya da düşüncelerine çekenler… Bir tek dileğimiz var, es verin yeter!

TRUMP-ING DİYEBİLİR MİYİZ?

Şimdi telefonunuzun ekranına ya da masmavi gökyüzüne, arka masaya gelen süslü tabaklara ve ellerinize uzun uzun bakıp Godot’yu bekler gibi karşınızdaki narsist konuşmacının susmasını bekliyorsunuz. Aklınızdansa ‘konu hangi ara buraya geldi?’ sorusu geçiyor.

Masanın ayağının sallanıyor olmasından, yeni aldığı mutfak masasına; oradan da yeni katıldığı yemek workshop’larına doğru bir yayın akışı içindeyken, aklınızdan geçen bir diğer soru ise ‘konuyu değiştirsem, tuzağına yine düşer miyim?’ olduğuna eminiz. Elbette ki bu terim son yıllarda ortaya atılmış olsa da narsist bir konuşmacıya maruz kalmak, yepyeni bir işkence yöntemi değil. Muhtemelen büyükanneniz, hatta onun annesi de yalnızca kendinden bahseden bir komşusunun varlığından söz edecektir. Ancak çağımızın sosyal medya alışkanlıkları ve ‘kendini sev’ mesajlarının, olayı kızıştırmakla kalmayıp diyalogları tıkayan bir ‘ben fetişizmine’ götürdüğü de su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Nasıl mı? Sosyal medyada rastladığınız ‘çok soru geldi, şimdi size deneyimlerimden bahsedeceğim’, ‘bugün nasılsınız?

Benim harika haberlerim var!’ klişelerini ya da Donald Trump’ın iç sesinin Twitter’da yankıladığı o ulvi tweet’lerini bir düşünün… Hiçbiri aslında diğerleriyle ilgilenmiyor, sadece ve sadece kendi düşüncelerini, sahip olduklarını ve deneyimlerini tüm dünyaya haykırmak için kullanılıyor. Emil Cioran’ın Çürümenin Kitabı’nda da ifade ettiği gibi: “Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar... Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler:

Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz…” İçimizdeki vaaz verme, deneyimlerimizi ne pahasına olursa olsun söyleme, ‘bence’yle başlayan ve aslında yeni olmayan düşüncelerimizi aktarmak için fırsat kollama refleksi hepimizin iç güdülerinde yatıyor. Ancak Cioran’ın da ifade ettiği gibi vaaz verme çılgınlığı, narsist konuşmacıların; her konudan kendine pay çıkaranların isteyerek ya da istemeyerek sürüklendiği ve beraberinde etrafındakileri de sürüklediği bir dilemma olarak tam karşımızda duruyor.

KANYE WEST’İNİ İYİ TANIMAK

Karşınızda duran narsist konuşmacıyı ‘2x hızlandırma’ moduna alıp bir türlü sonu gelmeyen ‘nokta’ya ulaşmak için; önce onun psikolojisini iyi anlamanız gerekiyor. Bu noktada Uzman Klinik Psikolog Emine Fettahoğlu Doğruyol’a narsist bir konuşmacının, kendisinin ne derece farkında olup olmadığını soruyoruz:

“Kişilerin, bu davranışı bilinçli ya da bilinçsiz yaptığı görülebilir; fakat bilinçli yapan bireylerin tam olarak narsist olduğunu söylemek doğru olmaz. Kendisini ifade edebilme özgürlüğü arayışında olan, toplumda yer edinmeye çalışan, sevilmek ve ilgi görmek isteyen kişilerde de bu davranışa sıklıkla rastlıyoruz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki narsist konuşmacı olarak bahsettiğiniz bu kişiler, başkalarının dertlerini, mutluluklarını küçümseme davranışında olurlar ve kendi yaşadıkları problemlerin, herkesin yaşadığı sorunlardan daha önemli olduğunu düşünürler. Başkalarının duygularını, bu anlamdaki gereksinimlerini anlamak istemezler; bu nedenle konuşma esnasında kendi hissettikleri duyguları ön plana taşımak genel tutumları olabilir.”

Kısacası ‘narsist konuşmacı’ davranış biçimi, bildiğimiz ruhsal bir rahatsızlık olan narsizmden farklı olarak değerlendirilmeli. Narsist konuşmacıları etrafımızdaki drama queen’lerde, sosyal medyadaki ‘influence fetişizminde’, sonu gelmeyen deneyim teşhirciliğinde ve hatta zaman zaman kendi içimizde bile bulabiliriz! Şimdi, yeniden başlıyoruz. -Nasılsın? +Biraz moralim bozuk. Filipinli bakıcıyla mı; yoksa İngilizce bilen Türk bir bakıcıyla mı anlaşsam karar veremiyorum. -Canım, biliyorsun Alyanaz’ı geçtiğimiz yaz İngiltere’de bir… Bu kez oldu mu? Hiç sanmıyoruz! Sevgili Kanye West, anlaşılan en az bir yüzyıl daha senin izindeyiz!



MERHABA, TATLI KANYE-ING!

Uzman Klinik Psikolog Emine Fettahoğlu Doğruyol’a narsist konuşmacıyı nasıl tanıyabileceğimizi sorduk.

• Kendilerini ruhsal ve fiziksel olarak aşırı beğenen, sürekli ilgi ve beğeni bekleyen, kendileri için özel ilgi bekleyen, her zaman en güzel makamı ve yaşantıyı hak ettiğine inanan kişilerdir.
• Benlik saygılarını dışarıdan gelecek ilgi, beğeni ve onaylarla beslemek isterler.
• Eleştiriye dayanamazlar, hep beğenilmek isterler.
• Başkalarının duygularına karşı empati geliştirmekte zorluk yaşarlar. Beklentileri karşılanmayan bu kişilerin öz saygıları çabuk düşer.

ANLAT, ANLAT DİNLİYORUM!

Peki, narsist konuşmacı durumuna düşmemek ve karşımızdakini gerçekten dinlemek için neler yapabiliriz? Uzman Klinik Psikolog Emine Fettahoğlu Doğruyol’un önerileri var!

• Dinlerken sıklıkla göz teması kurun.
• Dikkatleri dağıtan şeyleri ortadan kaldırın.
• Dinlerken empatik dinleyin, kendinizi onun yerine koyun.
• Sabırlı olun, odak noktanız konuşmacı olsun.
• Eğer varsa eleştirinizi sonraya bırakın, konuşmada verilen mesajı aldığınıza emin olun.
• İyi bir dinleyici olduğunuzu göstermek için konuşmacının sözünü bitirmesini bekleyin.

Yazı: Simay Engür

İLGİLİ İÇERİKLER