Kurgusal bir karaktere aşık oldunuz mu?

Kurgusal bir karaktere aşık oldunuz mu?

Bazen yakışıklı, bazen asi. Genelde romantik, bazıları zengin. Hepsi çekici ve çoğu çok zeki. Olağanüstü ya da gerçek olamayacak kadar iyi. Bir senaristin hayal dünyasının eseri olan bu kurgusal karakterlere karşı boş değiliz. Hatta aşık bile olabiliriz. Bir beyin fırtınasına giriyor ve soruyoruz: Neden?

Chuck Bass, Edward Cullen, Jay Gatsby, Sherlock Holmes veya Christian Grey… Bu isimlerden hangisini çok yakından tanıyorsunuz? Aralarından herhangi birine romantik hisler besleyenler aramızda mı?

KURGUSAL KARAKTERLERE AŞIK OLMAK GAYET NORMAL


Şimdiden söyleyelim; kurgusal karakterlere aşık olmak gayet normal ve sıkça rastlanan bir durum. Fakat bu bazen tehlikeli bir ilgiye dönüşebiliyor. Filmlerin, dizilerin, kitapların hatta video oyunların dünyasına romantik bir giriş yapıyoruz.

Her gün yüzlerce farklı imaja maruz kalıyor ve algılarımızın aralarından bazılarını seçerek hafızamızın onları kodlamasına izin veriyoruz. İzlediğimiz reklamlar; filmlerin ve dizilerin arasında bizi etkisi altında bırakmak ve tabiri caizse kandırmak için ciddi bir mesai harcıyor.

Büyük beyin fırtınaları ve araştırmalarla da bu amacı desteklemeyi ihmal etmiyorlar. Gelin görün ki onlarca kişilik ekiplerin mücadelesi başarılı bir senaristin elinden çıkan kurgusal karakterler kadar hayatımızda söz sahibi olamıyor.

İLK BÖLÜMDE KARŞILAŞILAN BİR AŞKIN PEŞİNDEYİZ


Her gün şansını deneyen, en sevdiğin rengin hangi yeşilin tonu olduğunu bilen, romantik jestlerle kalbini çalmaya çabalayan ve yakışıklığı dillere destan o aday bile bunu başaramıyor. Çünkü karar vererek aşık olmuyoruz. İlk bölümde, ilk sahnede ya da ilk sayfada karşılaşılan bir aşkın peşindeyiz!

Aşkın mevsim normallerinin altında seyrettiği bu dönemde, gerçek aşkı ekranları ya da kütüphanelerinde bulabilenlerin keyfi yerinde mi? Filmlerin ve dizilerin başrollerine ilgi duymak, hem de bunu romantik bir boyuta taşımak sanıldığı gibi yalnızca bir beğeni değil.

Kitap ve video oyunları gibi seçeneklerle de birleşerek bu tip hisler, yaşayanların gerçek hayatta elde edemediklerini deneyimlediği ve duygularını güvenli bir alanda simüle ederek yaşadığı bir süreç olabiliyor.

Ayrıca bağlanma sorunu yaşayan ya da romantik ilişkiler kurmakta zorlananlar da bu sayede hem hislerini keşfediyor hem de teorik bilginin pratiğine şahitlik etmiş oluyor. 



BAĞLANMA STİLLERİ ÇOK ŞEY İFADE EDİYOR

Uzman Klinik Psikolog Meltem Numanoğlu, kurgusal karakterlere ilgi duyan kişilerin çocukluklarına iniyor. Bağ kurma durumunun çocukluk döneminde oluştuğunu ve çevreyle kurulan ilişkilerle sürecin devam ettiğini belirtiyor. Bağlanma stillerimiz de tam da bu dönemde oluşuyor.

“Kaygılı bağlanan kişiler; film, dizi ve kitap karakterlerine daha çok bağlanarak gerçek hayattaki kişileri kurgusal karakterlerin yerine koyarak canlandırabiliyor. Bunun nedeni ise gerçek hayatta eksik olan duygu ve davranışların simülasyonunu yaşamanın büyük keyif vermesi. Güvenli bağlanma yaşayan kişiler de bağ kurabilir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, duyguların devam etmesi ve hayat akışında etkilerinin olması. Güvenli bağlanan kişi, film veya dizi karakteri hakkında kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra hayatına kaldığı yerden devam ediyor.

Bu tecrübeden çıkardığı sonuçlar, bilgilendirmeler dışında karakterleri odak noktası yerine koymuyor. Fakat diğer yönden kaygılı ve kaçıngan bağlanma yaşayan kişilerin karakterleri, duygu, düşünce ve olayları içselleştirmeleri daha mümkün oluyor.”

Anlayacağınız gerçek hayatta bağlanmada ne kadar başarısızsanız kurgusal karakterlere bağlanmada o kadar iyi oluyorsunuz. Peki, bu ne kadar iyi bir özellik?

FANTEZİ DÜNYASININ BAŞROLÜ

Ruby Sparks adlı 2012 tarihli romantik komedi türündeki film, daktilosunda yarattığı kadın karakterle gerçek hayatta karşılaşarak ideal aşkını bulmuş bir yazarın öyküsünü anlatıyordu. Türkçe’ye ‘Hayalimdeki Aşk’ olarak çevrilen filmde, yazar yalnızca kendi yarattığı bir karakterle karşılaşmakla kalmıyor…

Aynı zamanda yine daktilosu sayesinde karakteri dilediği gibi yönlendirebiliyordu. Rüya gibi değil mi? Aslında pek değil… Elbette romantik reflekslerle yanlış yönlendirmeler ve kişisel hırslar.

Yazı: Baran ALIŞKAN

İLGİLİ İÇERİKLER