Bomboş zamanlar

Bomboş zamanlar

Modern dünyanın dijital nimetleri sayesinde Warhol’ün ‘herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak’ sözü gerçek oldu ve ‘boş zaman’ artık ‘şov zamanı’na dönüştü. Mesele nasıl iyi olduğumuzdan çok, nasıl iyi algılanırız olduğundan beri belki de bir şeyler yanlış ilerlemeye başladı. Boş zamanı dolu zamana çevirmek hala mümkün! En azından umut var!

Yazı: Simay Engür

Boş zaman, çağlardır en az güzellik kavramı kadar değişken bir anlam içerir. Antik zamanlarda, derin düşünce ve ruhun arındırılması için değerlendirilen serbest zamanlar; Romalılar tarafından eğlence, spor, oyunlar, gladyatör dövüşleri gibi etkinliklerle günümüzdeki anlayışa paralel olabilecek bir şekilde değerlendiriliyordu. Endüstrinin gelişmesiyle birlikteyse boş zaman, lüksü sergileme ve prestij sağlama kaynağı olarak modern bireylerin gösterişli kağıttan kuleleri halini aldı. Bir düşünün, yoganın derin felsefesi, üflesek uçacak anlık selfie’lere dönüşürken; alışveriş yapmak suni mutluluklara ve yurt dışı gezileriyse bir üst sınıfa göz kırpışa evrilmedi mi? Bizim ‘ben zamanı’ dediğimiz dar vakitler, kapitalizmin arka bahçesi olmuş olabilir mi? Modern dünyanın kuralı aslında çok basit: 8 saat uyku, 8 saat iş ve geri kalan 8 saat ise zorunlu olmayan aktivitelerin bütününü kapsayan boş vakitler... Bu ‘özgür’ 8 saatin farkında bile olmadan, kendinizi sürekli meşgul ve yorgun hissediyorsanız panik yok, çünkü kesinlikle yalnız değilsiniz.

Harcanan para değil, belki de zaman
Teknoloji sayesinde, maillerinizi telefondan okuyup neredeyse tüm zorunlu işlerinizi hızlı ve kolay bir şekilde bitirebiliyorsunuz. Bu size hem zaman hem fiziksel güç kazandıracakken her geçen gün daha da yorgun gözlerle ekranınıza bakmanıza neden olan ne? Cevap basit; tüketim toplumunun çekim alanına girdiniz! Lunapark misali sizi içine çeken alışveriş merkezleri, herkesi hayalindeki ideal vücut ölçülerine doğru tam gaz koşturan spor salonları ve eğlenme vaadiyle satın aldığınız yüzlerce biletle birlikte dev bir sirkin içinde boş vaktinizi ‘değerli’ harcamaya çalışıyorsunuz. Peki ne yapmanız gerekiyor? İlk adım modern zamanda, boş zamanların bile dev bir endüstrinin av sahası olduğunun farkına varmak. Birbiriyle yarış haline giren eğlence sektörü, işten arta kalan vaktinizi yalnızca bir şeyler tüketme konusunda sizi yönlendiriyor. Şimdi durun! Evet sadece durun! Durmak belki de en çok ihtiyacınız olandır. Ve baştan başlayın...

Nedir bu başımıza gelen?
Neredeyse tüm sosyal ilişkilerimizde devasa bir klişe bulutu tek bir soru cümlesiyle yüzümüze çarpıyor: “Boş zamanlarında neler yapıyorsun?” Evet, bir insanı tanımak istiyorsanız ne işle meşgul olduğundan ziyade arta kalan zamanda ne yaptığına bakmanız gerekir aslında. Ne de olsa boş zamanlar tamamen özgür iradenizi konuşturduğunuz zaman dilimleri. İflah olmaz bir ‘boş zamanlarımda kitap okurum’cuysanız siz de birçokları gibisiniz. Ancak kabul etmek gerekiyor ki havalı görünmek için, çok daha fazlasına ihtiyacınız var. ‘Serbest zamanlarımı nasıl daha havalı gösterebilirim?’ diyorsanız, son derece zekice davranmalısınız. Çünkü siz evde tembellik hakkınızı sonuna kadar kullanırken, diğerleri jet hızıyla iş yerlerini terk edip event’lere koşmuş, bilirkişi edasıyla eğlence mekanlarında dans etmiş ve pazar sabahı kuşluk vaktinde kahve ve kitap story’sini paylaşmış olabilir. Boş vaktin ekmeğini yemekten daha zor bir şey varsa, o da ayağınızı internet paketinize göre uzatmaktır. Başkaları ne yaptığınızı görmeyecekse, serbest zaman aktivitelerinin hiçbir önemi olmayabilir mi? Bu nedenle değil mi bir konserde ya da sergide çıplak gözle göremememiz hiçbir şeyi. Bir mekana girdiğinizde, atmosfere ‘tamam’ dediğiniz an elinizin sağ arka cebinizdeki telefona uzanması ve hatta evde kahvenizi sehpanın üzerine koyup ayaklarınızı uzattığınız an bir anda kadraj peşine düşmek ve kahvenin yanına bir de kitap iliştirivermek... E devir değişti tabii boş zamanın anlamı da. Yazar Gülten Akın aslında yıllar önce konuyu çok da güzel özetlemişti: “Ah, kimselerin vakti yok. Durup ince şeyleri anlamaya…” Yalnızca kitap okuyarak, müzeleri dolaşarak, ruhu doyuran konserlere giderek yani her türlü entelektüel etkinliğe katılarak boş zamanınızı değerlendirmeniz gerekmiyor elbette. Çünkü günün sonunda her bir etkinlik, Instagram profilinizde tıklanmayı bekleyen; bir gösteriş aracı olarak kalacaksa, vaktiniz gerçekten de bomboş geçmiş demektir! Örneğin spor yapmak istiyorsanız, bunu gerçekten sağlıklı olmak ya da kendinizi aynada daha iyi görmek için yapmalısınız. Aksi takdirde 12 aya böldürdüğünüz spor salonu taksitleriniz, ‘herkes spor yapıyor’ diye vakit öldürdüğünüz bir kopya hayat biçimine dönüşecek. Asıl soru şu olmalı: Boş vaktimde kimse beni görmeyecek olsa, şu an gerçekten ne yapmak isterdim?



Kopya hayatlar
Yeraltı Edebiyatı’nın en popüler yazarlarından Chuck Palahniuk, Gösteri Peygamberi kitabında şöyle söylüyor: “Menajere göre, bir insanı aziz yapan en önemli faktör, medyada ne kadar yer aldığıdır. Çarmıha gerilme sırasında İsa’nın izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana erteler miydi, diye düşünmeden edemiyorum.” Karmaşık görünse de anlatmak istediği şey çok basit: Ne kadar yüksek statüde olursak olalım, birçoğumuz sırf başkaları görsün diye hayatımızı kurguluyoruz. Başkalarını kıskandırma içgüdüsüyle yaptığınız her şey, kendi yaratıcı alanınızı ve dinlence anlarınızı yağmalıyor olabilir. Kendinizi popüler kültürün ‘tüket!’ dediği her eğlenceli aktiviteye katılırken ya da başkaları görsün diye kurguladığınız planlar içinde yakalıyorsanız, kopya hayatlar yaşayan bir birey olduğunuzun farkına varmanız gerekiyor.

Siz de herkes gibi misiniz?
Peki size bahşedilen(!) 8 saati, verimli değerlendirip değerlendirmediğinizi nasıl anlayabilirsiniz? Öncelikle boş zamanınızı algılama biçimlerinizin birbirinden farklı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu nedenle boş zamanlarınızda ne yapacağınızı söylemek mümkün değil, ancak Sosyolog David Riesman’a kulak vererek 5 adımda ‘herkes’ gibi davranıp davranmadığınızı anlayıp kendinize yepyeni yaratıcı zamanlar sağlayabilirsiniz.

Bu soruların yarısından fazlasına ‘evet’ yanıtını veriyorsanız değişim şart!
• Çok satanlar rafındaki kitapları okuyorum.
• Herkesin izlediği popüler filmleri izliyorum.
• Trend halini almış spor aktivitelerini, ötekileşmemek için yapıyorum.
• Çoğunluğun onayladığı markaları satın alıyorum.
• Çeşitli eğlencelere, zorunlulukmuş gibi bir gruba dahil olma kaygısıyla katılıyorum.

Neler yapmalı?
• İlk kural yaptığınız her şeyi sadece kendinizi ve sevdiklerinizi düşünerek yapın. Uzağınızda olanlar hayatınız hakkında yorum yapma özgürlüğüne sahip elbet ama direksiyon sizde olmalı. ‘Birileri’ ne düşürse düşünsün.

• Duvara bakın. Evet boş zamanınızı değerlendirmeye zihninizi boşaltarak başlayın. Hiçbir şey yapmamak bazen kendinize yapabileceğiniz en iyi iyiliktir.

• Akşam ne pişireceğinizi düşünmek yerine akşam eşinize ne anlatacağınıza odaklanın. Karnınızı doyurmak kolay, ruhunuzu beslemeniz zor.

• Gittiğiniz bir etkinlikte ya da spor salonunda cep telefonunuzu çantanızdan çıkarmayın. Anın tadına varın. Sevdiklerinizin gözünün içine bakın.

• Dürüst olun. Yapmayı sevdiğiniz şeyleri savunun, arkasında durun. Daha kültürlü ya da sofistike görünmek için kendinize oyun oynamayın. O gün canınız kebap yemek istiyorsa kebap yiyin, suşi istiyorsa suşi...

• Doğada yürüyüş yapın. Bu, fiziksel ve ruhsal olarak sizi besleyecek.

• Müzik dinleyin. Çalışırken bile yapabilirsiniz. En güzeli ise kimsenin henüz keşfetmediği bir notayı keşfetmek. Araştırmacı olun.

• Başkalarının ne yaptığı umrunuzda olmasın! Başkalarının ne düşüneceği de inandığınız bir şeyden sizi hiçbir zaman alıkoymasın.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.