Geçmişte değil, anda yaşayın

Geçmişte değil, anda yaşayın

Güzel günlerin hatıralarında yaşamak, hep onları düşünerek bir hayat sürmek... Belki fark etmiyorsunuz ama aslında bu durum sizi mutsuz ediyor. Oysa anda kalıp, geleceğe umutla bakmak tüm hayatınızı baştan aşağı değiştirecek ilk adımı atmanızı sağlıyor.

Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal

Her pazartesi sabahı “Bu hafta nasıl geçecek?” diye isyan ederken, bir de bakıyoruz cuma günü gelmiş çatmış!İnsanoğlu, “zaman”ın geri döndürülemez ve satın alınamaz en kıymetli hazinesi olduğunu ise ne yazık ki fark etmiyor. Dolayısıyla geçen zamanın ve anın kıymetini bilemiyor. Psikolog Özge Hıdıroğlu, bu konuyla ilgili şu uyarıda bulunuyor: “Zaman; en kolay harcadığımız ama hiç farkında olmadığımız bir kavram. Onu yakalayamıyoruz, geriye alamıyoruz, durduramıyoruz.”

Hayat akışında güzel!
Bazıları da önüne bakmak yerine, geçmişte yaşadıklarına takılarak anı yaşamay�� es geçiyor. Eski ilişkilerine, geçmiş güzel günlerine, belki de hayat şartlarına sıkı sıkıya sarılıyorlar. Geçmişte yaşamanın, özellikle depresyon hastalarında sıklıkla görüldüğüne dikkat çeken Psk. Hıdıroğlu, “Böyle biri de anda kalamayıp, anın getirdiklerini fark edemiyor, ondan faydalanamıyor ve sonuçta anı kaçırdığı için kendini mutsuzluk döngüsünün içinde buluyor. Tabii ki geçmişimizi unutamıyoruz ama sürekli o dönemde yaşamak da kişiye ağır bir yük getiriyor. Oysa an hep değişkendir. Kişinin takılı kaldığı geçmişi onu geriletip, adım atmasını engelleyerek, anın güzelliklerini görememesine yol açıyor. Bu da hep kaçırılan fırsatlar anlamına geliyor” diyor. Geçmişe takılmak yerine anda kalabilmek kişiyi mutlu kılarak, akışta yaşamasını sağlıyor. Hayat böyle güzel oluyor. Oysa nsanlar buna çok fazla müdahale ederek ya geçmişine sımsıkı tutunup, anılarından bir an olsun ayrılmıyor ya da geleceğini düşünerek, bundan tamamen uzaklaşıyor. Fakat mutlu insanların ortak paydası, anı yakalayıp, hayatını onun şartlarına adapte etmek oluyor. Tatile gittiğinde bunun farkına varıp, oraya gidiş amacının hakkını vererek güzelce dinlenip, eğlenerek, motive olmuş bir halde gündelik hayatına dönen kişiler bunlara örnek olabiliyor. Oysa geçmişine takılıp kalmış biri denize bakarken, dinlenirken bile anda kalamadığı için tatilden gerekli faydayı sağlayamıyor ve rutine döndüğünde belki de daha fazla yükle birlikte kaldığı yerden devam ediyor hayatına.

Gerektiğinde destek almak önemli
Kişinin yaşamış olduğu travmalar, olumsuzluklar da onun işlevselliğini negatif yönde etkileyerek, anda kalmasını zorlaştırabiliyor. Travma geçmişi olan bir kişi; başından geçen olayla ilgili çeşitli tetiklenmeler yaşayarak, onunla ilgili görüntüler gözünün önüne gelebiliyor ve bu durum nedeniyle anda kalmak zorlaşabiliyor. Psk. Hıdıroğlu, eğer kişi travmaları ya da hayatındaki olumsuzluklar nedeniyle anda kalmakta zorluk çekiyorsa, yaşadığı durumla ilgili mutlaka profesyonel destek alması gerektiğinin altını çizerek, bunun tersi bir durum yoksa anda kalmanın biraz da yaşanan olaylara ve acıya bakış açısıyla  ilgi olabileceğini belirtiyor: “Yetiştiğimiz çevre, kültür, aile yapısı, genetik faktörler, hayattan beklentilerimiz hepsi anda kalışımızı etkiliyor. Yaşama karşı algılarımızı etkileyen birçok durum da aslında geçmiş ve gelecekle ilgili oluyor. Çok az durumda, olaylar andaki haliyle algılanıyor.”

Anda kalmak gerekiyor
Geçmişi ve geleceği fazla düşünmeye gelirsek... En başta bu durumun kişinin yaşam işlevselliğini olumsuz etkilediğini söylemek gerekiyor. Kişi eğer sürekli geçmişiyle yaşar, o zamanki olumsuzluklara takılıp kalırsa, duygudurumu bundan olumsuz etkileniyor. Hep mutsuz, kederli ve hüzünlü oluyor. Bu durum çok aşırıya kaçtığında da kişinin sosyal ilişkilerinde, iş hayatında aksamalar meydana geliyor. Dolayısıyla bu da yaşamdan zevk almayı olumsuz etkiliyor. Gelecek için çok fazla endişelenildiğinde ise yoğun stres nedeniyle iş hayatında da aksamalar oluyor. Psk. Hıdıroğlu, “Yaşadığımız hayat, andan ibaret” diyerek, şöyle devam ediyor: “Kişi, yaşadığı anın farkına varamayıp, anı yakalayamadığı için geçmişten getirdiklerine ya da gelecekte olacaklara odaklanırsa yaşamdan zevk alma olasılığı bir hayli azalıyor.”



İşin sırrı kabul etmek
Bu sorunlar, yaşamı zorlaştıracağından bir an önce çözüm bulmak gerekiyor. O zaman ilk iş olarak, geçmişte yaşananları kabul edin!Çünkü her şey kabulle başlıyor. İnsanın önce kendini, daha sonra da hayatındaki geçmiş tüm o durumları ve insanları kabullenebilmesi hayatını hafifletebilmesinin ölçütü oluyor. En son da içinde bulunduğu anı kabullenmek gerekiyor. Psk. Hıdıroğlu, yaşadığımız anı kabullenemediğimizden ya geçmişte ya da gelecekte yaşadığımıza dikkat çekerek, şöyle devam ediyor: “Gelen anı şefkatle kucaklayıp, akışına bıraktığımızda anın bize sunduklarını da fark ediyoruz. Bu nedenle geçmiş yaşantılarınızı sevin, kabullenin ama fazla sahiplenmeyin. Geçmiş sizin bir parçanız, asla yok sayamazsınız ama onunla da gününüzü yaşayamazsınız. Geçmişle aranıza sınır koymayı bilmeniz gerekiyor. Elbette geçmişteki güzel anılarınız sizi mutlu kılıyor, aklınıza geliyor ancak unutmayın ki insanın en mutlu olduğu zaman, yaşadığı andır.”

Önce kendinizi sevin
Anı yaşayıp, geleceğe umutla bakmak mümkün. Yeter ki siz ne yapmanız gerektiğini bilin. Psk. Özge Hıdıroğlu, yaşama dair yeniden motivasyon sahibi olmak için neler yapılabileceğini Formsanté okurları için sıralıyor:

• Önce kendinizi sevin. Geleceğe daha umutla bakabilmek için geçmişinizle barışın. Kişiliğinizin eleştirdiğiniz, beğenmediğiniz yönlerini de kabul edip, kendinize şefkat göstererek yola çıkın. Kişisel farkındalığınızı arttırın. Nelerin sizi mutlu ettiğini, nelerden zevk aldığınızı, hayattan beklentilerinizi keşfedin.

• Geçmişinizi kabullenin. Yaşanan iyi ya da kötü anılar tabii ki aklınıza gelecek. Bunları yok saymayın ancak geçmişteki anları göğüsleyerek, bugünün önüne geçmesine izin vermeyin.

• Kabul etmediğiniz tüm hatalarınız için kendinize şefkat gösterin. Onları kabullenip, size rehber olmasını sağlayın.

• Kendinize zaman ayırın, bir hobi edinin. Bu sayede kendi sınırlarınızı gördüğünüz, daha önce denemekten kaçındığınız birçok yönünüz ortaya çıkacak. Ayrıca insanın ürettikçe, hayattan daha fazla zevk alacağını unutmayın.

• Kaygı ve stresle baş edebilmek için meditasyon ve yoga gibi bedeni, zihni dinginleştirecek aktiviteleri hayatınıza dahil edin.

• Hayata nasıl ve nereden baktığınıza dikkat edin. Birçok olayın etkisinden kurtulamamanızın nedeni, onlara yüklendiğiniz anlamlar olabilir.

Biraz kaygı herkese iyi gelir!
Anı yaşamak derken, konuyu “carpe diem” ile sınırlamak doğru mu? Yani sadece anı yaşayıp, gelecek için az da olsa kaygılanmamak ne denli gerçekçi bir yaklaşım olur? Psk. Özge Hıdıroğlu, carpe diem felsefesinin günümüzde çok yanlış anlaşıldığıyla söze girerek, şöyle devam ediyor: “‘Carpe diem’, Horatius’un bir dizesinde geçen ‘anın tadını çıkar, zamanı yakala, anı yaşa, günü yaşa’ anlamına gelen bir özdeyiş. Bu anlam, çok farklı yerlere çekilip hedonizm yani daha hazcı bir felsefe olarak algılanıyor. Sanki anın hoşumuza giden yönlerini alıp, bizi mutsuz eden ve hoşlanmadığımız kısımlarını yok saymak olarak algılanıyor. Oysa bu felsefe; geçmişi boşver, gününü gün et, gelecek için de plan yapma, kaygılanma anlamına gelmiyor. Tam tersi; bugünü yaşarken, geçmişi bulaştırmadan ama geleceğine de kaygılanmadan anda kalarak, gününü dinleyerek yaşa fikrini ifade ediyor. Carpe diem, insanoğlunun zamanı farkındasızca yaşamasına bir vurgu yaparak, anda kalıp kısa zamanımızı, hayatımızı güzelleştirmek, olumlu yönde değiştirmek için geçmişe ve geleceğe odaklanmadan nasıl yol alınabileceğini bize gösteriyor. Bu noktada, içinde bulunduğumuz an bizi mutlu etse de etmese de o anı olduğu gibi yaşayabilmek önem taşıyor. Öte yandan tabii ki belli bir düzeyde gelecek kaygısı taşımak gerekiyor. Çünkü belli düzeyde kaygı kişiyi motive ediyor.”

*Formsante dergisinden alınmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.