Sanal ben vs. gerçek ben

Sanal ben vs. gerçek ben

Yılın en önemli sorusu geliyor: Sosyal medyadan tanıştığım biri benimle buluşsaydı, sanal ben’ ve ‘gerçek hayattaki ben’ arasında ne gibi farklar bulurdu? ‘Felsefeyi epey meşgul eden ‘ben kimim?’ sorusu, sosyal medyada kolay şekil alan kimliklerimizle birlikte ‘kim olmak istiyorum?’ telaşına dönüştü.

Yazı: Simay Engür

Kittenfishing yani ‘sanal ilişkilerde başkası gibi davranmak’ insanlığın yeni ata sporu olmuşken, acaba siz verdiğiniz yanıt ile sınıfı geçebilecek misiniz?

100 bini aşkın takipçisi olan ve neredeyse 19 yaşında gibi görünen Çinli Qiaobiluo, günlerden bir gün sosyal medyada canlı yayına girer, bu minik fenomenin yüz filtresi aniden arızalanır ve aslında 58 yaşında bir teyze(!) olduğunu öğreniriz... Şaşırdınız mı? Aslına bakarsanız, bunun ancak bir film senaryosu olabileceğini düşündüğümüz günler çok geride kaldı. Söz konusu internetse; artık ancak şaşırmaya şaşırmak mübahtır; gerisi ise teferruat! Yine de bu pek trajikomik olay 2010 yapımı Catfish belgeselini yeniden gündeme getiriyor ve gerçeğin tahliye edildiği sanal dünyadaki ‘sahte kimlikleri’ yeniden havuz problemi olarak masaya yatırıyor. Catfish belgeseli, New York’lu bir fotoğrafçı olan Nev’in kilometrelerce ötedeki Meghan’la yaşadığı tutkulu aşkı konu alıyor. Nev’in sanal sevgilisi Meghan’la yüzleşmesiyse, 15 farklı sahte hesabın kapatılmasıyla sonuçlanıyor. Sizin anlayacağınız mendile pıt diye kan düşmesi, arabanın çıt diye çarpıp gözlere siyah ekran vermesiyle herkesi hıçkırıklara boğan nostaljik aşk hikayelerinin yerini bugün bir bakmışsınız ‘catfish’ ya da ‘kittenfishing’ olarak tabir edilen hazin sahte kimlikler alabiliyor. Peki, nedir bu kittenfishing? İnternette yaşınız, mesleğiniz, boyunuz, posunuz ve hatta cinsiyetiniz hakkında yanıltıcı bilgiler vermek anlamına geliyor. Özellikle tanışma sitelerinde çok sık rastlanan bu yeni trendin temelinde yatan ilk motivasyon, kişinin beğenilmesi mümkün olmayan yönlerini bir süreliğine gizleyerek, ilk buluşmayı ayarlayabilmek… Şimdi okları kendinize çevirin: Başka biri gibi davranmıyor olsanız da, sosyal medyada kendinizi çoğunlukla yanlış tanıtıyor olabilir misiniz? Aldatıcı fotoğraf açıları, billur gibi yapan yüz filtreleri ya da daha derine indiğimizde, bambaşka tavırlar, alışkanlıklar lanse etmek de aynı sınırlara giriyor. Evet, birini etkilemek amacıyla yapılan manipülasyonlar kulağınıza riyakarca geliyor olabilir. Ancak siz de içten içe sanal dünyada idealize edilmiş bir izlenim yaratmayı kafanıza taktıysanız, bir sahtekar olabilir misiniz? Peki, kim bunun daha masum olduğunu iddia edebilir ki?

Sanal kimlik kartı
Uzak geçmişte kimliğin özünü meslekler ve meziyetler belirlerken; tüketim toplumuyla birlikte neyi tükettiğimiz, ne satın aldığımız ve nelere sahip olduğumuz kimliğimizi belirliyor. Ancak dijital devrimle birlikte, terazi yine şaşıyor. Bugün benlik sunumundaki kriterlerin başında, sanal dünyada nasıl göründüğümüz geliyor. Sosyal medyada var olma hali, siz isteseniz de istemeseniz de sizi müthiş bir kimlik performansına sürüklüyor. Sonuç olaraksa benliğinizi sergilerken, gerçekten kim olduğunuzdan çok, diğerlerinin gözünde kim olmak istediğinize odaklanabiliyorsunuz. Aslına bakarsanız kittenfishing’i sonuna kadar inkar, kan, ter ve gözyaşı içinde karşılamanıza hiç gerek yok. Çünkü tüm bunlara bir de sosyolog Erving Goffman’ın gözünden baktığınızda taşlar yerine oturuyor. Goffman’a göre insanlar, farklı rolleri hayata geçiren aktörler. Tıpkı aktörler gibi alkış almak için, çeşitli roller geliştirir ve aldıkları geri bildirimlere göre de repertuvarlarından yeni roller seçebilirler. Kısacası onay görme arzusu, ilgi çekme içgüdüsü ve daha da önemlisi beğenilmeme korkusuyla insan, kimliğini istediği şekle sokabileceği bir ortama kavuştuğunda elinden geleni ardına koymuyor. Dozları değişse de herkesin içinden minik bir kittenfisher fışkırabiliyor. Evet, belki başka birinin fotoğrafını kullanmıyor olabilirsiniz; ama ‘makyajsız sokağa çıkmam’ klişesinin yerine ‘filtresiz fotoğraf koymam’ gerçeğini benimsemiş olma ihtimaliniz epey yüksek. Kittenfishing kümesine dahil olup olmadığınızı anlamak için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Benimle yüz yüze gelen biri boyuma, kiloma şaşırabilir mi? Gönül rahatlığıyla ‘hayır’ demenizin derecesine göre kittenfishing’le olan ilişkinizi belirlemeniz mümkün. Konu elbette ki fiziksel özelliklerle sınırlı değil, sanal ağların mikro evreninde nasıl davrandığınız, ilgi çekmek için ne denli paylaşımlara ihtiyaç duyduğunuz da bu olguyu besliyor. Tüm bunları gözden geçirdiğimizde, özsaygı ile dijital dünyada dikkat çekme çabası arasında ilişki olup olmadığını merak ediyoruz ve konuyu Uzman Klinik Psikolog Gonca Akkaya’ya danışıyoruz: “Sanal dünya günümüzün bir gerçeği ve kullanıcılar için birer vitrin. İnsanlar kendilerini olabildiğince iyi bir şekilde sunmak istiyor. Gün geçtikçe daha çok hayatımızın içine giriyor, bu dünyanın normları oluşuyor, insanlarsa üzerinde düşünmeden bu normlara göre hareket ediyor. Hele ki bu dünyanın içine doğan nesil için daha da geçerli bir durum... ‘Sosyal medya dili’ denen bir şey var, yazısız kurallar söz konusu. Paylaşılacaklar belli, paylaşılmayacaklar belli. Bu akımın dışında kalmak neredeyse imkansız diyebiliriz. Öte yandan kendiyle daha çok temas eden, gerçek ihtiyaçlarının daha çok farkında olan kişilerin sosyal medyadaki davranışlarının farklı olduğu bir gerçek. Kişi kendiyle ne kadar barışıksa, kendini sanal dünyada sunmaya o kadar az ihtiyaç duyuyor. Sosyal medya paylaşımları da kendi özüyle daha az tutarsızlık taşıyor.” Sizin anlayacağınız nasıl ki iş yerinde, evde, aşkta farklı rollere bürünüyorsanız, sosyal medyada da kişiliğinizin farklı yönlerini lanse ediyor ve onaylanma ihtiyaçlarınıza göre paylaşımlarda bulunuyor olabilirsiniz. Ancak hem fiziksel, hem de ruhsal olarak yüz yüze iletişimde olduğunuzdakinden ne kadar farklı bir karakter yaratıyorsanız, o kadar kendinize güvenmediğiniz bir gerçek. Fotoğraf paylaşmadan önce, dikkat çekme ihtiyacınızın dozunu gözden geçirmeye ne dersiniz?



Dikiz aynası
Onaylanma ihtiyacı ve dikkat çekme arzusu bir yana, sanal dünyada farklı kimlikler yaratmanın bir diğer nedeni de; dikizlenme arzusu. Yazar Hal Niedzviecki, Dikizleme Günlüğü isimli kitabında konuya bir de şuradan bakıyor: “Kendimizi izlenir kıldığımızda, insanların bizimle ilgili yorum yapmasını sağladığımızda belki ironik ama birey olduğumuzun bilincine varıyoruz. Dikizlenerek, ne kadar özel ve ne kadar farklı olduğumuzu başkalarına göstermek istiyoruz. Bu aynı zamanda, son derece sıradan ve normal bir insan olduğumuz anlamına geliyor; çünkü herkes gibi bizim de bir başkasına ihtiyacımız var.” Gözetlenme ve şeffaf hayatlar yaşama ihtiyacı günümüzün yeni gerçeklerinden; üstelik sanal dünyada nasıl davrandığımızı da büyük oranda etkiliyor. Aslına bakarsanız dikizlenmek kadar sahte hesaplardan başkalarını dikizleme takıntısından da söz edilebilir; ancak bu belki de bambaşka bir yazının konusu olabilir!

Kittenfishing bir rahatsızlık mı?
Bunun bir psikolojik rahatsızlık olup olmadığına gelince... Kendini sosyal medyada başka biri gibi göstermeye çalışmak, Uzman Klinik Psikolog Gonca Akkaya’ya göre tarifi zor sınırlar içeriyor. “Sanal kimlikle gerçek kimlik arasındaki ikilik keskinleştiğinde ruhsal rahatsızlıktan bahsedebiliriz. Bunun sınırını tarif etmek zor. Sanal dünyada sergilenen profiller kişinin kendisi için ideal olduğunu düşündüğü benliği betimler. İdeal benlikle gerçek benlik arasındaki aralık açıldıkça psikolojik sıkıntılar derinleşir.” Şimdi kendinize şu soruyu sormanızda yarar var: Sosyal medyadan tanıştığım biri benimle buluşsaydı, sosyal ‘sanal ben’ ve ‘gerçek hayattaki ben’ arasında ne gibi farklar bulurdu? Şimdi karar sizin!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.