Anti Kahramanlar

Anti Kahramanlar

La Casa de Papel dizisinde Profesör, Breaking Bad’de Walter White ve elbette eskilerden Joker ya da Fight Club’ın Tyler Durden’ı... Liste elbette uzayıp gider. Çünkü filmler, diziler, kitaplar ve hatta belki de gerçek yaşamdaki anti kahramanlara yani kötü karakterlere içten içe duyduğumuz hayranlık şüphe götürmez. Biz de beş oyuncuya favori anti kahramanını sorduk. Karşınızda ‘anti kahramanları sevmek’ üzerine deneysel bir çalışma.

Röportaj: Simay Engür
Fotoğraf: Pelin Kaçar
Styling: Zeynep Şimşek
Saç: Tayfun Kaydok
Makyaj: Nuvit Tiryaki
Fotoğraf Asistanı: Samet Türkan
Styling Asistanları: Tuğba Çeştan, Evrensel Gül


Kıyafetler için; Beymen, Serdar London, Thomas Sabo, Penti, Lanvin, Hatice Gökçe, Brandroom, Closh, Tuvana Büyükçınar, Hakan Akkaya, Swarovski’ye teşekkür ederiz.



Alper Saldıran
Anti kahramanlara neden sempati duyuyoruz?

Mesleğim gereği oynadığım hiçbir karaktere iyi veya kötü diye bakmam. Her insan seçimleriyle yaşar. Bunun sonucunda iyi veya kötü demek, dış dünyanın onu nasıl algıladığıyla ilgilidir. Kimse durup dururken iyi ya da kötü olmaz. Herkes kendince haklı. Bizlerse kötü olarak anılmamak için birçok duyguyu dışarı vurmadan öldürürüz. Kötü karakter dediğimiz insanlar genellikle bu duyguları dışarı vuranlar. Belki de bu yüzden onları çaktırmadan seviyoruz. İnsan bütünüyle steril bir canlı değil, sonuçta hepimizin defoları var.

Bu karakteri seçmenizin özel bir hikayesi var mı?
Tony Montana acayip bir karakter. Pisliğin içinde büyümüş. Dünyayı böyle bir yer sanıyor, öyle görmüş. Sonra da en pislik olmak için uğraşmış. Mesela bir müzik çevresine düşseydi belki de en iyi müzisyen olmak için kullanacaktı bu hırsını. Tabii bir de bu rolü Al Pacino’nun oynaması var. Başka bir aktör bu rolü oynasaydı, onu sevmeyebilirdik.

Peki, sizin süper gücünüz ne?
Negatifi pozitife çevirmek sanırım, çünkü ben çözüm adamıyım. Yıkıcı, işleri çıkmaza sokan çok fazla insan var dünyada. Ben kendi adıma yapıcı olmayı seçtim. Yaşamak zaten zor zanaat; daha da zorlaştırmanın bir anlamı yok, kolaylaştırmak varken. Bence güç yapıcı olmak.

Yakın zamanda gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Her yıl gerçekleştirmek istediğim hayallerim var. Oynarken önce beni, sonra seyirciyi şaşırtacak roller oynamak istiyorum.

Yılbaşında film izlemek isteyenler için öneride bulunabilir misiniz?
Charlie Chaplin’den Modern Zamanlar.

Yılın ilk sabahına hangi şarkıyla uyanmak istersiniz?
Queen, Show Must Go On.

İleride otobiyografik bir filminiz çekilse, yaşlandığınız dönemi hangi usta oyuncunun canlandırmasını isterdiniz?
Tom Hardy olabilir.



Şebnem Hassanisoughi
Anti kahramanlara neden sempati duyuyoruz?

Ben insanların kötü ya da iyi olduğunu değil, her insanın duruma göre nihayetinde keder ya da sevince yol açan eylemleri tercih ettiğini düşünüyorum. Buna iyi, kötü olmak değil, iyilik ya da kötülük etmek de diyebilirim. İstikrarlı biçimde yıkıcı davranan karakterlerin çekiciliği arzu, tutku ve isteklerinin yoğunluğundan geliyor bence. Onları izlerken insana dair bir hali, daha derin anlama imkanı oluyor. Çünkü hepimiz içten içe safi iyilik ya da kötülük fikrinin hakikat olmadığı, zaaflarımız sayesinde biricik olduğumuzu biliyoruz. Yani bence söylediğinizin aksine karanlık yönleri anlamak ve insanı olduğu haliyle sevebilmek için de imkan sunuyorlar.

Bu karakteri seçmenizin özel bir hikayesi var mı?
Burada bu yanıtı vermek çok gülünç ama popüler kültürle aramız pek limonidir. Hele son yıllarda ana akımla bile pek muhabbetimiz yok. Görseli kuvvetli kadın anti kahramanların çoğunun da ‘hadi siz de bununla idare edin’ kontenjanından olduğunu görüyorum. Aslında Marla Singer kitabına uygun bir anti kahraman bile değil. 90’ların sonunda alternatif ergen tayfaya musallat olmuş bir figür. Dört bir yanımız onun tarzını uygulayanlarla doluydu ve neredeyse gına gelmişti. Bir anti kahramana gönderme fikrini duyduğumda aklıma gelen tüm roller çok sıradan görünen insanlardı. Çoğu zaman en çok ilgimi çekenler onlar. Gelebildiğim en yakın zamandaki popüler figür Marla oldu. Zira son 20 yıldır Jüpiter’de ikamet ediyorum. Olumlu ya da olumsuz, kuvvetli hisler duyduğum her şey merak uyandırıyor. O yüzden neden olmasın. Üstelik çok eğlenceli bir hal, tavır ve de tarz.

Peki, sizin süper gücünüz ne?
Hislerimin varlığını kabul edip zarafetle onlara yaşam hakkı verebilmem. Bir de sahiden ölümlü oluşum.

Yakın zamanda gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Gezmek, başka yerlerde uyanmak, yaşamak! Kirkenes, Sri Lanka, Fas, Berlin kim bilir…

İleride otobiyografik bir filminiz çekilse, yaşlandığınız dönemi hangi usta oyuncunun canlandırmasını isterdiniz?
Philipp Seymour Hoffmann oynardı. Çok iyi oynardı!

Yılbaşında film izlemek isteyenler için öneride bulunabilir misiniz?
Stories We Tell.

Yılın ilk sabahına hangi şarkıyla uyanmak istersiniz?
Sevgilimin kendi dilinde söylediği bir şarkı.



Cansel Elçin
Anti kahramanlara neden sempati duyuyoruz?

Dünyada boş yere kötülük yapan insan yoktur. Bir kere kötü insan diye bir şey yok. Her şeyin bir nedeni var. Bunun nedenlerini de bildiğimiz zaman, insanları bir şekilde haklı bulmaya çalışıyoruz. Her şey çocukluktan geliyor aslında; insan çocukluğunda kötü deneyimler yaşadığında, kabul etmeyip onu yine de kötü bulabiliyoruz. Ama bir şekilde anlayabilirsek bizim de merhametimiz ve duyarlılığımız ön plana çıkıyor. Bazen de affedebiliyoruz ve bu yüzden sempati oluşuyor. Elbette ki gerçek hayatta bu karakterlere asla sempati oluşmaz. Ama sinemada aktör performans sergilediği zaman sempati oluyor. Mesela Koku filminde Jean Baptiste, kötü bir ortamda doğuyor ve yetimhanede kötü şartlarda büyüyor. İleride yaptığı şeyleri de hayranlıkla izliyoruz. En sonunda kendini öldürüyor. Christopher Nolan’ın çektiği Batman’de Joker; “Seni öldürmek istemiyorum, seni öldürebilirim ama öldürmek istemiyorum. Çünkü ben kötüyüm, sen ölürsen ben yaşayamam ki… Sen varsan ben varım, ben varsam sen varsın” diyor. İyiliği anlatmak için kötülüğü, kötülüğü anlatmak de için iyiliği göstermek lazım. Bu da tamamen Shakespeare yönüyle bir yaklaşım. Felsefi bir yaklaşımla bakıyoruz yani.

Bu karakteri seçmenizin özel bir hikayesi var mı?
Jack Nicholson’ın performansını izlediğimde küçüktüm. Joker çok yaramaz, villain dediğimiz bir karakter. Az önce dediğim gibi Nolan’ın çıkardığı filmde, Joker aslında Batman’in önüne geçti. Çünkü daha köşeli ve felsefesi olan bir karakter. Filmlerde, kötüler her zaman insanların daha fazla ilgisini çekiyor. Belki insanların içinde var yaramazlık. Onları da sinemada, filmde, gerçek hayatta olmayan şeyleri performans içinde sergilediğimiz zaman ciddi olmadığını, gerçek olmadığını bildiğimiz için daha eğlenceli geliyor.

Peki, sizin süper gücünüz ne?
Benim şöyle bir gücüm var; çabuk unutuyorum, anında yok sayabiliyorum. Bir durumu, kendimi yıpratmamak için hemen unutabiliyorum. Tabii ki de moralim bozulabilir, üzülebilirim ama unutabilme kapasitem yüksek. Bu da sanırım spordan kaynaklanıyor. Yıllarca tenis oynadım ve teniste 6-0 yenilirken, maç bir anda lehinize dönebilir ve kazanabilirsiniz. Ya da tam tersi önde gidiyorsunuz ama bir anda saçma bir puan kaybedip, moralinizi bozabilirsiniz. Bu da size maçı kaybettirir. Tiyatroda da aynı durum var. Sahnede herhangi bir şeye kafanız takılırsa, performansınız düşebilir. Sporun ve sanatın sayesinde bir şeyleri takmamayı öğrendim. Yani bazı olumsuz durumların geçmişte kaldığını bilip önünüze bakmayı hedeflerseniz, üstesinden gelebilirsiniz.

Yılbaşında film izlemek isteyenler için öneride bulunabilir misiniz?
Bill Murray’nin oynadığı Bugün Aslında Dündü tam bir yılbaşı filmi! Sevgilinizle pikenin altında, kahvenizi ve bitki çayınızı alıp izleyebileceğiniz en güzel aşk filmlerinden.

Yılın ilk sabahına hangi şarkıyla uyanmak istersiniz?

My Funny Valentine.

İleride otobiyografik bir filminiz çekilse, yaşlandığınız dönemi hangi usta oyuncunun canlandırmasını isterdiniz?
Jim Carrey!