Enis Arıkan

Enis Arıkan

Jet Sosyete’nin Tony’si, Alice Müzikali’nin Tavşan’ı ve en çok da sosyal medyanın Enis Arıkan’ı... Hakkında merak ettiklerimizi, yüzde yüz filtresiz ve çat diye story atar gibi samimiyetle yanıtladı.

Röportaj: Simay Engür
Fotoğraf: Ozan Kıymaç
Styling: Özgür Yüksel
Saç ve Makyaj: Murat Akbulut


Karşınıza oturacak kişi Enis Arıkan’sa, ağzından çıkacak her kelimeye katıla katıla gülmek için tetikte bekliyorsunuz... Ama bir yandan da ekipçe sette onu beklerken, gerçekten de göründüğü kadar komik ve samimi olup olmadığını konuştuk aramızda. Tüm çekim boyunca ise, yıldız tozu yutmuşluğundan kaynaklanabilecek bir ‘star kaprisi’nin zerreciğine rastlar mıyız diye bekledik. Sanki en ufak bir ‘işte bak o kadar da samimi değil!’ sinyali görsek derin bir ‘oh’ çekecektik. Zannediyoruz ki Enis Arıkan’ın olayı tam da burada başlıyor: Seçilmiş insan mükemmelliğinde görünmeye çalışmıyor, yeri doldurulamayacak kadar gerçek, mış gibilerden çok ama çok uzak ve evet tüm samimiyetiyle çok eğlenceli. Merak ediyoruz, 36 yaşındaki bu adam hayatımızdan çekip gitse ne olurdu? Muhtemelen ailemizden, mahallemizden, ana sayfamızdan bir can dostumuz eksilmiş gibi hissederdik. Enis Arıkan isminin altını tiyatro üzerine eğitim aldı, şu oyunda şu dizide oynadı veya şu ödülleri aldı diye doldurmaya hiç gerek yok. Enis Arıkan’ı sevmek, gerçekten de kalpten gelen bir rasyonel eylem.

Bir yandan Jet Sosyete’ye devam ediyorsunuz, diğer yandan belki de Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük müzikal yapımlarından birinde rol alıyorsunuz. Kariyerinizin en parlak dönemi diyebilir miyiz?
Evet, öyle de denebilir. Gülse Birsel’in kaleminden çıkan Jet Sosyete’de olmak beni çok mutlu ediyor. Bir yandan Alice’te olmak da çok heyecanlı! Hayatımda hep istediğim ve isteklerim için çabaladığım bir dönemim diyebiliriz.

Alice Müzikali’nin prömiyer gecesinde sahneye ilk adım attığınızda ne hissettiniz? İlk performansınızla, son performansınız arasında ne gibi farklar var?
Tiyatro sahnesinde olmak benim için her zaman çok heyecan verici. Bir müzikalde oynamak konservatuvardan beri hayalimdi. Düşüncesi bile hep heyecanlandırıyordu. Oyunun ilk günü bu heyecanı düşündüğümden de fazla yaşadım. Böyle büyük bir prodüksiyonun içinde olmak, 2 bin 500 kişinin karşısına çıkıp canlı şarkı söylemek ve dans edip oynamak, ne olursa olsun hiç deneyimlemediğim bir şeydi. İlk oyun heyecanla, panikle geçti. Şimdi çok eğlenerek tadını çıkara çıkara oynuyoruz.



Gerçek Enis Arıkan’a benzesin ya da hiç alakası olmasın; oynadığınız her karakterden hayata dair cebinize koyduğunuz bir ders oluyor mu? Tavşan karakteri hayata dair size neler getirdi?
Oynadığım her karaktere çalıştığım süreç içerisinde yoğunlaşarak, elimden gelenin en iyisini yapıp nokta koymayı tercih ediyorum. Dersimi bizzat yaşadığım tecrübelerimden almak çok daha sağlıklı ve kalıcı oluyor sanırım. Tavşan hem Alice’in okuyucuları hem sinemada izleyiciler için eminim ki çok eğlenceli bir karakter. Bu karakteri oynamaktan büyük keyif alıyorum ama siz de takdir edersiniz ki oynadığım karakterler sürekli benden bir şey alıp bana bir şey verse, bu çok yorucu olurdu. Kariyerimde şahane bir yeri olacak, kattığı en güzel şey bu sanırım. Türkiye’de ilk kez böylesine donanımlı ve şık bir şovun içinde en istediğim karakteri oynamak, hem bana hem karaktere daha da değer kattı diye düşünüyorum.

Tony karakteriyle iki sezondur ekrandasınız. Bir Gülse Birsel senaryosunun içinde olmak nasıl hissettiriyor?
Gülse Birsel kaleminden çıkmış bir işte oynamak hep hayalimdi. Bana Tony karakteriyle gelindiğinde hissettiğim mutluluğu size anlatmam mümkün değil. Bu ekibin bir parçası olmak ve Gülse ile çalışmak harika bir deneyim oluyor benim için. Yaklaşık iki yıl dizilerde rol almadım; eğer Gülse bir işe başlarsa ve beni almak isterse önümde bir engel olmamalı diye hayaller kuruyordum. Ve bir gün beni aradı, hayalim gerçek oldu.

Aslında çok fazla yetenekli oyuncu var fakat bir veya iki proje sonra kaybolup gidebiliyorlar. Sizin yıldızınızı parlatan dönüm noktası neydi sizce?
Aslında çok sıkıldığım, bunaldığım bir dönemde sosyal medyayı fark edip kendimi eğlendirmeye başlamamla değişti her şey. Sonra insanlar da benimle eğlenmeye başladı. Gerçek Enis’i görünce sanırım sevdiler.  Dolayısıyla aslında sosyal medyanın hayatıma girmesi ve devamında gelişen olaylar diyebiliriz.

Gerçekten de sosyal medyada insanlar sizinle birlikte çok eğleniyor. Peki bu ‘insanları güldürme’ meselesi bir komedyen disiplinine benzer şekilde bir ‘görev’ mi sizin için?
Benim için güldürmek bir iş değil. Kendim gibiyim, hep böyleydim ve yine böyle olacağım. İnsanların samimiyetime güvenmesi ve bana gülmeleri çok güzel. Hayatım boyunca hep mutlu olmak ve etrafımdakileri mutlu etmek istedim. Dolayısıyla bu misyonun iş hayatıma da taşınmış olması, beni ayrıca mutlu eden bir etken.

Modern çağda bir distopya hayal edelim. Bir sabah uyandınız ve tüm devletler ortak kararla sosyal medya mecralarının hepsini ortadan kaldırmış. Bu size ne hissettirirdi?
Okullar tatil olmuş gibi ama elbet geri dönüşü olacakmış gibi hissederdim.

‘Akıllı telefonlardan izleniyoruz, her adımımız kontrol altında, kendi kaderimizi seçemiyoruz bile!’ gibi komplo teorilerine inanıyor musunuz?
Bu durum artık bir komplo teorisi değil bence. Bu engelleyebileceğimiz bir durum da değil. Teknolojinin ve internetin bu denli gelişmesi yüzünden olan bir olay aslında… İnanmak veya inanmamak değil, bu zaten bir gerçek.



Eğlenceli ve pozitif bir duruşunuz var, dolayısıyla her daim ‘komik’ olmanızla ilgili de mutlak bir beklenti var. Bu bir noktada sinir bozucu bir hal almaya başlıyor mu?
Sinir bozucu olduğunu düşünmüyorum. Sokakta yürüdüğümde bazen insanlar yanıma gelip, “Canın mı sıkkın?” gibi cümleler kuruyor. Halbuki o sırada bir şey düşünüyorum, vitrine bakıyorum ama onlar her daim gülmem gerektiğini düşünüyor. İster istemez böyle bir beklenti oluşuyor ama bu benim için hiçbir zaman bir stres unsuruna dönüşmedi.

Bize kendinizle ilgili, belki de kimsenin bilmediği ne söylerseniz çok şaşırırız?
Gözlerim kapalı duş alamam! Boğulacak gibi hissediyorum…

Çalışmamak özgürlük mü, yoksa depresyon sebebi mi sizce?
Ben çalışmadan artık duramam, bu tempoya çok alıştım. Hep böyle devam etmesini isterim. Evde bir gün dinlendiğim zaman canım sıkılıyor, bir şeyler yapmak istiyorum.

Kendinizle barışık mısınız? Değiştirmeye çalıştığınız bir yönünüz var mı?
Aslında çok barışık değilim, kendimi çok beğenmem. Takıntılarım vardır. Bu yüzden sosyal medyada kusurlarımı söyleyip kendimle dalga geçiyormuş gibi yapıyorum ve kendimle barışmaya çalışıyorum. Küçük zekamla kendimi kandırmalar diyelim.

Halihazırda geliştirmekte olan bir tutkunuz var mı?
Açıkçası, sahnede şarkı söyleyebilmek bir tutkuydu benim için. Hep şarkı söylerdim; ama içimden! Şan dersi alarak geliştiğimi görmek, söylemediğim şarkıları rahatlıkla söyleyebilmek bana kendimi iyi hissettiriyor. Artık sahne üzerinde çalışarak üstesinden gelebildiğim bir şey haline geldi. Geç olsa da öğrenip yaptığım için mutluyum, diyebilirim.

İleriki yıllarda biyografik bir filminiz yapılsa, sizi hangi oyuncu oynardı?
Timothee Chalamet’e Türkçe öğretelim, biraz büyütelim, birkaç konservatuvara daha gönderelim. Timothee de benim kadar zayıf çünkü. Doğru cast olabilir.

Gelecek planlarınızda neler var? İnsanlar sizi komediyle bu denli eşleştirmişken ve siz de onları nasıl güldüreceğinizi çözmüşken; komedi türünde bir senaryo yazma düşünceniz var mı örneğin?
Keşke yazabilsem. Ama ben masa başı insanı değilim. Story çekmekten senaryoma konsantre olamam, komik değil de dramatik cümleler eklerim ağlarız. Ben oynayayım en iyisi, riske girmeyelim.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.