Zirveye doğru

Zirveye doğru

Bir süredir radarımızda olan Ayça Ayşin Turan’ın tam olarak kelebeğe dönüştüğü, kozasından çoktan çıkmış olsa da, kanatlarını yavaş yavaş çırpmaya başladığı noktadan uzaklaşarak artık zirveye uçtuğu günlerdeyiz. Evet, bu kez Çağatay Ulusoy ile başrolde oynadığı ‘Hakan: Muhafız’ dizisi ile kanatlarının tüm rengini keşfedeceksiniz. Bu keşiften hemen önce onun samimi karakterini de keşfedin isterseniz...

Röportaj: Filiz Şeref
Fotoğraf: Fırat Meriç
Styling: Rutkay Öziş
Saç: İbrahim Zengin
Makyaj: Melis İlkkılıç


Sonbaharın varını yoğunu toplayıp gitmeye hazırlandığı ve kışa teslim olmaya hazırlandığımız o yağmurlu günde, asansör ile çekimi yapacağımız loft’a çıkarken keşfettiğimiz çocuksu gülümsemesinin yanındaki güçlü duruşu, olgun tavrının yanındaki samimi endişeleri onun dengeli kişiliğinin ipuçları oluyor bize. Gün boyu üzerinizde yarattığı etki ile şöyle düşünmeye başlıyorsunuz; o her şeyden biraz biraz, belki de en çok kendinizden bir parça bulabileceğiniz ‘dürüst’lükte kadınlardan. Sizin bizim gibi biri olduğunu anlamak bizim için zor değil; ancak kendisinin de bunun farkında olması onun kanatlarına en güzel rengi de ekleyen şey...

Doğuştan gelen özellikleri onu bir adım öne çıkarıyor gibi görünecek olsa da bu yanılsama onu kanlı canlı gördükten çok kısa süre sonra yok oluyor... Üstelik, yaptığı işin en farkında olan ünlülerden biri olabilir. “Oyunculuk bence oyundan çok, başka bir evrende benzer bir imgenle farklı birine dönüşüm hali olarak oldukça fantastik” derken, canlandırdığı karakterleri de üzerine dikilen bir elbiseye benzetiyor.

Ayça Ayşin Turan’ın yeni bir keşif olmadığı aşikar olsa da, bizim için onu en ‘güçlü’ hissettiğimiz dönem bu dönem oldu. Bir süredir özellikle de Meryem dizisi ile birlikte göz hapsimizdeydi ama sanki asıl 2019 onun yılı olacak gibi görünüyor... Kısa sürede bir süper kahraman hikayesinin içinde kendini bulan bu genç kadını ve 14 Aralık’ta vizyona girecek olan, ilkleri yaşayacağımız dizi hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak isterseniz, sizi böyle alalım.



Dünya çapında çok izlenen dijital bir platformun dizisinde oynuyor olmak, üstelik de bu dizi vesilesiyle ilkler arasında rol almak, size tam da şu anda kendinizi nasıl hissettiriyor?
Netflix, dünya çapında bir platform ve bu platformda ülkemizden çıkan ilk orijinal yapımda yer alıyor olmak tatlı bir heyecanı da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla böylesine büyük bir bütünün parçası olmak güzel bir his.

Her dizi her karakter eminim ki size yeni şeyler katıyor. Bu kez, bu dizi vesilesiyle kendinize, oyunculuğunuza dair neler keşfettiniz?
Oyunculuk benim için hem masalsı hem de zorlu bir yolculuk. Düşünsenize belki hayal bile edemeyeceğiniz karakterlere hayat veriyorsunuz, bu süreçte de karakterle birlikte karşılıklı bir etkileşim halinde oluyorsunuz. İki canlı organizmanın aynı bedende birbirlerinden beslenerek gelişmesi gibi. Üstelik bu canlandırdığın karakterlerle insanların hayal dünyalarına dahil olup bazen onlara umut veriyorsun, bazen onların bir parçası, bazen de söylenmemiş cümlelerinin sözcüsü, bir nevi dili oluyorsun. Bu yolculukta da hem öğretmen hem öğrenci olarak başlı başına paha biçilemez bir keyif, keşif ve yolculuk yaşıyorsun. Leyla’yla yolculuğumuzda da ayakları yere daha sağlam basan güçlü kadın formumu kendimde keşfetmiş oldum.

Leyla karakterine nasıl hazırlandınız? Bir rol için genellikle nasıl bir hazırlık süreciniz oluyor?
Aslında ‘Hakan: Muhafız’ süreci benim için çok hızlı gelişti. Önümde çok kısa bir zaman vardı. Bu zamanda da karakterle bütünleşmek, onu derinleştirmek, boşluklarını doldurmak ve ayaklarının yere sağlam basmasını sağlamak için elimden geldiğince hızlı adapte olmaya çalıştım. Bir karaktere hazırlanırken o karaktere yarayacak her şeyden beslenmek gerekiyor. Baktığında karakter her ne kadar bir sayfada doğsa da üzerine yapılan kolektif ve bireysel çalışmalarla daha da şekillenmeye başlar ve sete çıktığında hayat bulur. Ben rolü üzerinize dikilen bir elbiseye benzetiyorum. Bedene tam oturmadığında sizi rahatsız eder ve görünür kılar, bedeninize tam oturduğunda ve siz onu taşıdığınızdaysa onunla bir bütün olursunuz ve görünmez kılınırsınız. Dolayısıyla hazırlık sürecinden başlayarak bir rolü üzerime giyerken Ayça’yı görünmez kılmaya çalışmak en önem verdiğim noktalardan biri.



‘Acaba neden bu kız?’ diyenlere yanıtınız ne şekilde olur?
Çok kolay bir cevabı var; farklı karakterlerde kadınlara hayat vermeyi seviyorum ve Leyla da onlardan biri.

Süper kahraman hikayesi çekmek zor muydu?
Süper kahraman hikayesinde olmak kısa süreliğine de olsa doğaüstü canlılarla dolu farklı bir evrendeymiş gibi bir his uyandırıyor ve süper kahraman hikayesi olmasıyla da doğal bir aksiyona sahip, bu da fiziki eforu kendiliğinden getiriyor, yine fiziki zorlayıcılığı açısından bakıldığında ben dizideki şanslılardandım; geçmişimde ve halen spor yaptığımdan zor olmadı diyebilirim. Öte yandan dramatik olarak dolu ve küçük nüanslara sahip olduğum sahnelerden her zaman daha çok keyif alıyorum.

Çağatay Ulusoy ile başrol oynamanın en güzel yanı ne oldu?
Benim için profesyonellik çok önemli bir kıstas, Çağatay da profesyonel bir oyuncu, o yüzden keyifli ve güzel çalıştık.

Oyunculuk sizce nasıl bir oyun? Oyunculuk yapmanın en fantastik, en zor, en keyifli tarafları neler?
Oyunculuk bence oyundan çok, başka bir evrende benzer bir imgenle farklı birine dönüşüm hali olarak oldukça fantastik. Kendinden çıkıp başka bir kimliğe bürünmek, ona hayat vermek ve onu inandırıcı kılmak en zor tarafıyken, bunda başarılı olmaksa en keyifli tarafı diyebilirim.

Bu diziyle birlikte gelecek hayallerinizin yönünde yeni bir ivme oluştu mu?
Hep hedeflediğim yolda ilerlemeye devam ediyorum. Tabii ki yolda sürprizler olabilir.



Oyunculuğa nasıl başladınız ve oyunculuğa başlamanızda en çok neyin etkisi oldu? Şansın, hırsın, hayallerin...
Benimki kamera arkasında olma yolundayken, önüne transfer olmak oldu sanırım. Bu yolda ilerlerken azmin, çalışkanlığın, disiplinin ve profesyonelliğin önemli olduğu kadar, doğru yerde doğru zamanda olmanın da önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum.

Bir Karadeniz kızı olarak oralara ait ne gibi özellikler taşıyorsunuz?
Sanırım bizim oraların dalgalarının her Karadeniz kadınını etkilediği gibi beni de etkilediğini söyleyebilirim. Bazen hırçın bazense sakin ve tabii ki ben de her Karadeniz kadını gibi sıcakkanlı ve anaçımdır.

Nasıl bir ailede, nasıl bir dünyada büyüdünüz?
Büyük, kalabalık, güçlü bağları olan, hep birbirini destekleyen bir ailede sevgi dolu bir ortamda büyüdüm. Sokaklarda koşup oynayan, dalından meyve yiyen, anneden gizli ağaç tepelerinden inmeyen, koşarken düşüp dizi kanayan, akşam ezanı okunduğunda annesinin eve çağırdığı türden bir çocukluktu benimki. Doya doya tam anlamıyla gerçek bir çocukluk yaşadım. En sevdiğim zamansa her çocuk gibi bayram sabahlarıydı.

Geçmişte ünlü olmak sanki farklı bir konseptti. Ulaşılmaz, elle sayılır isimler vardı. Siz şu anda ünlü olmak konusuna nasıl yaklaşıyorsunuz?
Günümüz toplumunun tüketim hızı herhangi bir çağdaki tüketim hızının çok üzerinde; buna ek olarak sosyal medyanın deşifreci yapısının ise ünlülerin eskiden sahip olduğu gizemi, büyüyü ve ulaşılmazlık kavramını zayıflatarak bunu popülerliğe; yani daha kolay parlayan, satın alınan ve çok daha hızlı sönen, tüketilen bir şeye dönüştürdüğünü düşünüyorum. Ünlü olmak değil de popüler olmak daha doğru bir tanım belki de artık. Popüler veya ünlü olmaktan daha önemli olanın ise bu tüketim hızında kalıcı olmayı sağlamak olduğunu düşünüyorum.