Ağlamak güzeldir

Tam da bu cümleyi okuyup şu anda hangi şarkıyı mırıldanıyorsan (ki malum şarkı aklına geldi eminim), onu dinlemeye başlayabilirsin; çünkü bu yazımla seni ağlayamadığın anlara götürüp, tam da şu anda o anlar ne kadar geride kalmış olursa olsun, takriben bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra oturup onlara ağlaman için yazıyorum.

‘Nereden çıktı şimdi?’ dediğini duyar gibiyim. İnsanın karşısındakini ağlatmaya çalışması çok acımasızca ya da çok gereksiz gelebilir sana arkadaşım ama inan bana gittiğim Aletha Solter eğitiminden sonra ağlamanın ne kadar önemli olduğuna bir kez daha ikna oldum. Zaten daha önce çocuk gelişimi üzerine yazdığı kitaplara bakmış, bir kısmını okumuş ve çocuklarımın ağlaması ile ilgili fikirlerimi epey değiştirmiştim sayesinde ama kendimle ilgili bir çalışmam olmamıştı. Kısacık da olsa aldığım eğitim sayesinde ağlamanın gülmek kadar ihtiyacımız olan, mutluluk sağlayan, hormonlarımıza iyi gelen, tüm stresimizi dışarı atmamızı sağlayan bir duygu durumu, hatta vücudumuzun kendi kendine bildiği en iyi stresle başa çıkma yöntemi olduğunu öğrendim. O gün bu gündür, kendi çocuklarımı da ağlarken susturmamayı öğrendiğim gibi kendim de ağlamak istediğim an tabiri yerindeyse zörül zörül ağlıyorum. Ve inan bana çok iyi geliyor.

Aldığım eğitimin başlığı (Çocuklar nasıl iyileşir?) ve Aletha’ya kitaplarından dolayı duyduğum hayranlıkla hemen adımı yazdırdım eğitim programına. Çocukların stres ve travma sonrası iyileşmelerine yardımcı olmak üzerine olan bir eğitim çok kıymetli. Zaman stres zamanı. Her an bir olay var ve gelecek korkusu bile yetiyor insana gerilmek için. Malum en iyi bildiğimiz güncel bilgilerden biri de, sen ne hissedersen çocuk anlar. ‘Bebektir anlamaz, çocuk aklı yetmez’ inancı ve bilgisi kocaman bir yalan oldu, ki biz maalesef buna inandırılan anne-babalar tarafından büyütüldük. Ama artık biliyoruz ki, anne karnındaki bebek bile etrafta olan biteni anlıyor ve gelişimi ona göre etkileniyor. Bu sebeple bebeklerin ya da çocukların stres yaşamama gibi bir şansı yok. Diğer bir taraftan da çoğu uzman, elzem miktardaki stres hormonuna ihtiyacımız olduğunu savunuyor. Hal böyle olunca, bize düşen gereğinden fazla olan stresi ve sonrasını doğru yönetebilmek.  Genel olarak travmaların iyileşmesi için aslında ezberimizi oldukça bozan yöntemler sunuyor Aletha. Mesela diyor ki; yaşadığı travma anını çocuğunuza bol bol anlattırın, sözünü kesmeden dinleyin ve izin verin ne kadar sık anlatmak isterse o kadar anlatsın. Bu önerisini destekleyen bir yazıyı da ‘Bütün Beyinli Çocuk’ kitabında okumuştum. Beyin, travma anını eğer yaşayan kişi defalarca anlatmazsa doğru kodlamaz, kendince eklentiler yaparak sonrasında yaşanacak stres ya da davranış bozukluğunun daha güçlenmesini sağlarmış. Bu noktada Aletha’nın tavsiyesi bana çok mantıklı geliyor. Bir durum olduğunda, çocuklarımın defalarca yaşadığını anlatmasına izin veriyorum. Anlatması bittiğinde de ona sadece güvende olduğunu hatırlatıyorum. Travma iyileşmesi noktasında bir diğer önerisi ise, çocukların sevildiklerini ve güvende olduklarını hissetmeye ne kadar ihtiyaçları olduğu meselesi. Senin için bile hala böyle değil mi arkadaş? Sen de kendini ne kadar sevgi ve güven içinde hissedersen o kadar rahatlayıp içini dökmüyor musun? En güvendiğinin koynunda ağlamak kadar güzeli var mı?

Ve son tavsiye Aletha’dan; travmayı konuşarak, gülerek, ağlayarak, öfkelenerek, titreyerek veya iyileştirici oyunlar oynayarak spontane dışa vurmalarına yardımcı olmak.

Oyunlar çok çeşitli ve bunun üstüne yazdığı bir kitap var ki bence baş ucu kitabı. Beni, iyileştirme gücünün en etkili olduğu oyunun saklambaç olduğunu öğrenmek hem şaşırttı hem de çok etkiledi. Çocukluğumuzdan beri oynadığımız hatta bebeklikte cee-e ile başlayan saklambaç, hemen hemen tüm travmalardan sonra oldukça etkili ve oynanması gereken oyunların başında geliyor. Gelişim geriliği gösteren çocuklarda ise taklit oyunu çok fayda sağlıyormuş. Beraber küp dizmek ve var olan objelerden hikaye yaratmak da travma anlarını hatırlamak ve o anı anlatabilmesi adına çok faydalıymış. Ve yastık savaşı. Evet yastık savaşı. Sinirli ve şiddet eğilimi olan çocuklarda çok fayda sağlıyormuş. Hepsi çocukluğunu hatırlatmadı mı? Para gerektirmeyen, sadece çocuğuna zamanını, dikkatini ve sevgini vermenin yeterli geldiği çocukluğumuzun oyunları.

Gelelim ağlama meselesine. Bırakın doya doya ağlasınlar. Çığlık çığlığa ağlasınlar.
Komşular ne der?
Kayınvalidem ne düşünür?
El aleme rezil olduk...
Anneliğimden şüphe edecekler...
Yeterince iyi anne değil miyim?
Mutlu etmek için çırpınıyorum, hala neden mutsuz?
Gibi gibi düşünceleri at kafandan.
Sadece şükür et böyle anlarda. Şükür et çünkü ona kötü gelen tüm duygulardan kurtuluyor ağlayarak. Rahatlıyor.
Ne mi yapabilirmişsin?

Yanında olmalıymışsın. Ona sarılmalı, öylece durmalı, onu o en çıplak duygu durumunda, olduğu gibi kabul etmeliymişsin. Yanında olmak mühim. Her tür duygusu ile sevildiğini ve kabul edildiğini anlaması onu kendiyle barıştırıyormuş. Ağlama ve öfke nöbeti yaşamasına izin verilen ve bu haliyle kabul edildiğine, sevildiğine inanarak büyüyen çocuklar; mutlu, sakin, nazik, uyumlu, iş birlikçi ve üretken çocuklar oluyor. Ayrıca vücut dirençleri de kuvvetli oluyor ve güzel uyuyorlar. Tecrübeyle de sabit arkadaşım bana inan.

Aklına yazman gereken en önemli cümle, çocuklarda ağlamak ve öfke nöbeti geçirmek davranış bozukluğu değil, sağlıklı bir dışa vurum...

Eğer ağlamanın önemini anlamaz ve duygu dışa vurum anlarında onları susturursak, duygularını bastırmayı öğreniyorlar.

Çocuklar canı yandığında, endişelendiğinde, hayal kırıklığına uğradığında veya strese girdiğinde ağlayarak ya da öfkelenerek kendi kendini iyileştiriyor.
Ne kadar kıymetli içgüdüler bunlar değil mi?

Şimdi de ben sana soruyorum o halde, eminim sen de çocukluğunda ağladığın anlarda çeşitli yollarla susturuldun. Bu durum sende ne sonuç yarattı?
Ağlamak ne demek senin için?

En son ne zaman ağladın?

Ya da ağlayamayıp içinde kalan sinir, üzüntü, endişe, kaygı, haksızlık duygusu, pişmanlık gibi bir duygun ya da duyguların var mı? Elbette var da, ne bekliyorsun ağlayıp boşaltmak için?
Bence zaman bu zaman...
Düşün, bul, ortamını sağla ve doyasıya ağla... Ağla ki çıksın zehir vücudundan...
Çok iyi gelecek inan bana.
Kadın-erkek fark etmez.
Bak diyorum, sonra bana teşekkür edeceksin...
İçinde birikmesine izin verme.

Sevgiyle...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.