Yorulduk ama güzeldi

Tatile gitmek mi, evin kapılarını dostlara açmak mı? Tabii ki dinlemen gereken, aklına ilk gelen şarkı!!! Sertab Erener’den ‘Tatildeyim’. Fikret Kızılok’un muhteşem sözlerini yazdığı bu şarkı ne kadar seni ve tatilini anlatıyor bimiyorum ama benim için yazılmış en güzel tatil şarkısı o.

Anne olduktan sonra şarkı sözü yazma becerim olsaydı eğer bambaşka bir tatil şarkısı yazabilirdim gerçi… Uzanamadığım ayaklarımı çocukların peşinden koşmaktan yangın yerine çeviren kumsal tasvirim ve koşturmaktan koruyucu kremi kedime sürmeyi unutmamdan sebep güneşin sırtımı acımasızca yakma halini bu muhteşem şarkıya nasıl uyarlardım acaba?

Tatilin çoğunun bittiği ve azının kaldığı şu günlerde, ister istemez sen ve tatil ilişkisini meraktayım. Soru şu: Plaj çantası, parmak arası terlik, güneş kremi, kitap, havlu, güneş gözlüğü, istediğin yiyecek ya da kokteyl ayağına geliyor, fonda deniz sesi mi?

Yoksa hoş geldiniiiiiiizler, sarılmalar, koşturan çocuklar, pişen yemekler, demlenen çaylar, kesilen karpuzlar, biten yemek tabaklarının dizildiği mutfak lavabosu, bitmiş çekirdek kaseleri, kapı arkalarında valizler, yere serilen yataklar ve çocuklar yattıktan sonra ağzın esnemekten yırtılana kadar süren gece sohbetleri mi?



Misafir, bir çocukluk hatırası benim için. Mesela en belirgin yaz misafiri tasviri; üstü valizlerle mahalleye giren Alamancı arabaları. Çocuk aklımla Almanya’dan gelen komşu yakınlarını dört gözle beklerdim; çünkü çantalarından ganimet olarak mahalle çocukları için hayatımızda hiç görmediğimiz çikolatalar çıkardı. Çeşit çeşit çikolatalar. Araba ağzına kadar dolu gelirlerdi. Ev sahiplerine onlarca hediye, mahalle veletlerine de Almanya çikolatası. Bazen arabayı öyle doldurup kapı kapı dolaşmak istiyorum. Bazen kapının önüne böyle arabalar çekilmesini. Bazense başımızı alıp tatile gitmeyi... Bu da hayatın zenginliği işte.

Yaz demek elbette tatil demek ama sen hangi çeşit tatilcisin? Ben hepsini ayrı ayrı seviyorum. Ama hepsinin ortak bir noktası var.  Eğer çoluk çocuk varsa, bunun adına ‘ebeveyn tatili’ diyelim dilersen.

Yorucu bir kışın içinden çıktım. Bu yüzden tatili dört gözle bekliyordum. Geçen sene Ali bebekti, dolayısıyla üstümde bağlı gezebilmek, gezerken uyutmak, aralarda uyandığında emzirip kalan tüm zamanlarda kızımla ilgilenmek ve akşam 9’dan sonra kocamla baş başa kalmak güzel bir tatil yaşamamıza yetmişti. Ve ben sandım ki, bu sene de öyle olacaaak! Ama sadece sanmışım. Bu sene tatil başladığı an Ali’nin büyüdüğü gerçeği yüzüme vurduuuu ve her şey o an başkalaştı. Çocuklarla birlikte 15 gün tatile gittik. 15 günün sonunda tatil bitip döndüğümüzde evde ne tarafa yatıp uyuyacağımızı bilemedik. Öyle bir yorgunluk, öyle bir koşturmaca… Sürekli gözümüz çocukların üstünde, her an yanlarında, istesek de istemesek de onlar girdiği için soğuk-sıcak demeden hep denizin içinde geçen günlerin ardından uyudukları an da pestil gibi uyuyakaldığımız, baş başa bir kadeh bir şey bile içemediğimiz koca 15 gün... Tabii ki muhteşem anılar birikti, çok güldük, çok eğlendik. Her dakikası harikaydı ama yorulduk mu evet, hem de çok yorulduk... Eve gelince ‘yorulduk ama güzeldi’ dedik, tatilin mottosu bu oldu.

Sonra misafirlerimiz gelmeye başladı. Canım Bülent’in “İşte yine Münir Özkul evi olduk” dediği anlar... Masada boş çay bardakları... Her odadan birilerinin çıktığı günler... Uzun uzun oturduğumuz kahvaltı masaları, sohbeti bırakıp yatmaya gidemediğimiz uzun geceler... Sürekli bir mutfak telaşı...  Bazı geceler var ki oğlumu uyuturken uyuyakaldığım, gözümü sabah ışığı ile açıp şaşırdığım ama yine her dakikasına değen harika günler… Misafirlerimizi geçirdikten sonra arkalarından el sallarken söyledik cümlemizi: “Yorulduk ama güzeldi…”



Sonra bizim misafirliklerimiz başladı. Günlerce düşünüp hazırlanan valizler, kocamın valizleri bagaja sığdırma gerginlikleri. Ter içinde onları yerleştirirken ve gittiğimiz yerde indirirken söylenmeleri. Bavulların açılması ve eşyaların düzgünce dost evine yerleştirilmesi. Dostlarla her işi hep beraber yapalım, sohbete vakit kalsın telaşlarımız... Uzun muhabbetlerimiz ve şen kahkahalarımız... Eve dönmek için arabaya bindiğimizde birbirimize bakarak söylediğimiz cümle: Yorulduk ama güzeldi.

Sahi hangi tür tatilcisin?
Ben sanırım ikisi de...
Hem tatile gitmeyi seviyorum hem de evde dostlar ağırlamayı. Ama günün sonunda itiraf etmeliyim ki, yaz anne-baba olana tatil değil yorgunluk. E umudum ağustos ayında... Genel olarak anne olan arkadaşlarımla sohbetlerden biliyorum ki ne kadar umutlanırsam umutlanayım bize tatil eylülde başlayacak. Ama her yorgun düştüğüm tatil çeşidinin ardından bana kalan en kıymetli şey anılar ve dostlarla geçen evlat kokusu karışık dakikalar...

Evlatların her güzel anına şahit olmak, yorgunluktan uykuya dalmak, her yeni günde tekrar hazırlanan tatil çantaları ve yolculuk boyunca yaşanan ve ömür boyu tekrar tekrar anlatılıp gülünecek aile hikayeleri... Aile böyle olunmuyor mu zaten, anılar böyle çoğalmıyor mu? Senin de çocukluğunu düşündüğünde en mutlu eden anılarında tuzlu suyun tadı, kumdan kalenin görüntüsü, kollukların ve yazlık arkadaşlarınla geç saatlere kadar evin önünde geçirdiğin harika zamanların, bisiklet öğrenmelerini ve güneş yanığına sürdüğün yoğurtlarınla gülümseyen suratının hali yok mu? Hepimizin var. Şükür ki çocuklarımızın da olacak... O yüzden; yorulduk ama güzeldi.



Zamansız ajanda çıktı!
Meli Melek ajanda, senin için zamansız ajandayı üretti. ‘Ajandamda zamanımı ben belirlerim’ diyorsan tavsiye ederim. Çok güzel oldu!


Ağustos ayı da güzel anılar bıraksın senin ve sevdiklerinin aklında... Yorgunluktan söylendiğin her anın keyfini çıkartman dileğiyle...
Sevgiyle…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.