'Bir günün adı 8 Mart, gerçeğin adı Fatmanur'
“Dünya Kadınlar Günü ne demek?” diye önce Vikipedi’ye, sonra da Google’a sordum...
Vikipedi’de;
“Birleşmiş Milletler tarafından bu şekilde tanımlanmış olarak her yıl 8 Mart’ta kutlanan uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır. Dünya Kadınlar Günü, kadın hakları hareketinde bir odak noktasıdır.”
Google’da;
“Dünya Kadınlar Günü, kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal alandaki hak mücadelesinin simgesi olarak kabul ediliyor. Tarih boyunca elde edilen kazanımların hatırlatıldığı bu özel gün, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.”
Ardından Yapay Zeka’ya “Dünya Kadınlar Günü ne ifade ediyor?” diye sordum.
Yapay Zeka’da;
“Günümüzde Dünya Kadınlar Günü; kadınların başarılarını kutlamak, toplumsal eşitliğe dikkat çekmek ve kadınların yaşadığı ayrımcılık ve şiddete karşı farkındalık oluşturmak.” dedi.
Ne güzel anlatılıyor değil mi?
Okuyunca insanın içi rahatlıyor.
Sanki her şey olması gerektiği gibiymiş gibi.
Ama sonra başka bir şey daha sordum; “Fatmanur ne demek?” diye.
Cevap şöyleydi:
Fatma: Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’dan gelen, köklü ve saygın bir isim.
Nur: Aydınlık, parlaklık, Allah’ın gönderdiği ışık.
Bir isim…
Ama içinde saygı var.
Işık var.
Değer var.
Ve sonra gerçek geliyor insanın yüzüne çarpıyor.
Biz o ışıkları koruyamıyoruz.
Peki biz tüm bunlar olup biterken gerçekten gönül rahatlığı ile Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayabilecek miyiz?
Ya da nasıl kutlayacağız?
Her gün bu ülkede kadınlar ölüyor.
Fatmanur’lardan biri ne yazık ki bir öğretmen. Öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülüyor.
Diğer Fatmanur ise Kur’an’a Hizmet Vakfı kurucusunun yıllar önce taciz ettiği, taciz sonrası failiyle zorla evlendirilen kadın. O da çocuğuyla birlikte ölü bulunuyor.
Neden?
Çünkü “adalet” aradığı için.
Ve ne yazık ki bu iki kadın da şimdi aramızda yok.
İnanılmaz değil mi?
Bir film izlesek “Vay be, senaryoya bak!” deriz.
Gerçekten akıl tutulması…
Gitti aklımız, geri gelmiyor.
Aklımızı kaçırdık, delirdik. Artık hiçbirimiz normal değiliz bence.
Ve ölüyoruz.
Öldürülüyoruz.
Oysa ki 8 Mart Dünya Kadınlar günü yaklaşırken?
Korkuyu değil umudu konuşmalıydık.
Gülmeliydik, kahkahalarla.
Coşmalıydık deliler gibi.
Dans etmeliydik sokaklarda.
Çiçekler almalıydık.
Sevdiklerimiz tarafından kucaklanmalıydık.
Kadının değerinin yerlerde değil, göklerde olduğunu hissetmeliydik.
Bir kız çocuğu geleceğinden korkmadan büyüyebilmeliydi.
Bir kadın gece sokakta yürürken arkasına dönüp bakmak zorunda kalmamalıydı.
Bir anne, kızını hayata uğurlarken içinde endişe değil gurur taşımalıydı.
Bir öğretmen, öğrencisinden korkmadan sınıfa girebilmeliydi.
Adalet arayan bir kadın, hayatıyla bedel ödememeliydi.
Bugün;
kadınların öldürülmediği,
susturulmadığı,
korkutulmadığı bir ülkeyi konuşmalıydık.
Bugün;
kadınların varlığının tartışılmadığı,
haklarının pazarlık konusu yapılmadığı,
insan oldukları için saygı gördüğü bir dünyayı kutlamalıydık.
Ama biz hâlâ aynı sorunun içinde debeleniyoruz:
Bir kadının yaşaması neden bu kadar zor?