'Dört şef, tek menü unutulmaz bir deneyim'
Öncelikle şunu söyleyeyim; ben öyle menüye bakıp içindeki malzemeleri tek tek analiz edecek kadar gurme değilim. Ama damağıma güvenir, güzel yemeği sever ve anlarım. Hatta bazı şefler vardır, yaptıkları bir tabak insanı alıp bambaşka bir yere götürür. İşte Bodrum’da geçirdiğim iki gün tam olarak böyleydi...
Tabii Türkiye’nin lezzetlerini de saymaya kalksak sabaha kadar otururuz, o da ayrı. Çünkü Doğu’dan Batı’ya, Karadeniz’den Ege’ye her köşemiz ayrı bir lezzet hazinesi.
Bir de bu lezzetleri dünyaya anlatan, yerel ürünleri bambaşka bir seviyeye taşıyan şeflerimiz var.
Hepsi kendi alanında star.
Bodrum’da bu şeflerden bazılarıyla aynı sofrada, Gault&Millau Türkiye’nin gelenekselleşen “Signature Dining Experience” serisinin yeni sezonundaki ilk durağında buluştuk.
Geçtiğimiz yıl Teruar Urla, Karma Bodrum, OD Urla ve Maçakızı Bodrum’da gerçekleştirilen ve gastronomi dünyasında büyük ses getiren buluşmaların ardından bu yılın ilk etkinliğine Bodrum Ruins Luxury Resort ev sahipliği yaptı.
Bu otel öyle sıradan Bodrum otellerinden biri değil.
Özellikle doğanın etrafına şekillenmiş, hiçbir ağaca zarar verilmeden kurulmuş bir işletme.
Ve sokakta yaşayan dostlarımızı da her daim düşünen, “Başka Bir Hayat Diliyorum” derneğine bağışta bulunan bir işletme.
Bu bile başlı başına bu organizasyonu daha da lezzetlendirdi.
Ayrıca Gault&Millau Türkiye Başkanı Gökmen Sözen’in yıllardır gastronomiyi sadece yemek değil, bir kültür ve deneyim olarak anlatma çabasının bu organizasyonlarda ne kadar karşılık bulduğunu da görmek mümkün.
Yani aslında sadece bir yemek davetine değil, gastronomi dünyasının merakla takip ettiği önemli bir buluşmaya da tanıklık etmiş oldum. Ne yalan söyleyeyim ben bu seyahate giderken heyecanlıydım ve heyecanıma da değdi.
Önce Ruins Luxury Resort Miraj Restaurant’taki ilk akşam yemeğinde Narımor Urla’nın kurucusu ve şefi Atilla Heilbronn’un hazırladığı dört aşamalı menüyü deneyimledik.
Bazı yemekler vardır; yersiniz ve unutursunuz. Bazıları vardır, günler sonra bile aklınıza gelir.
Ben ilk akşamdan Atilla Şef’in tabaklarına gönlümü bıraktım.
Sanırım bazı tabakları daha sonra keşke olsa da yesek diye sayıklayacağım.
Ve tabii ilk akşamdan, bu iki günün unutulmaz olacağının sinyalini de vermiş oldu böylelikle.
Ve ertesi akşam da gastronomi dünyasının önemli isimleri aynı mutfakta, tek menüde buluştu.
Slovenya’nın dikkat çeken restoranlarından Milka Restaurant’ın kurucusu ve şefi David Zefran ile Türkiye gastronomisinin güçlü isimleri Emre Şen, Osman Sezener ve Atilla Heilbronn aynı menü için bir araya geldi.
Şimdi dürüst olalım!!!
Bir mutfakta iki kişinin bile zaman zaman anlaşmakta zorlandığını düşünürsek, dört ödüllü şefin aynı menü üzerinde buluşması başlı başına bir başarı hikâyesi.
Her biri kendi karakterini koruyarak sekiz aşamalı özel bir menü hazırlamıştı.
Daha ilk lokmada işin ciddiyeti anlaşıldı tabii.
Atilla Heilbronn’un hazırladığı otlu gazpacho shot, ceviche ile kızarmış pirinç, incirli keçi peynirli creme brulee ve dana tartarlı kızarmış pirinçten oluşan başlangıç seçkisiyle geceye güçlü bir giriş yapıldı.
Ardından David Zefran’ın pancar, ayı yağı ve havyarı buluşturduğu tabağı geldi.
Menüye bakınca; “Ayı yağı mı?” demedim dersem yalan olur.
Dedim!!!
Ve yemedim dersem de yalan olur!!!
Yedim ve gastronominin neden bazen sanatla karıştırıldığını bir kez daha kesinleştirdim.
Gerçekten olmaz denilen şeyleri bir araya getirip sanat eseri gibi tabaklarda sergiliyor şefler.
Gerçekten inanılmaz ve muhteşemler.
Casa Lavanda’nın usta şefi Emre Şen’in köy horozu, kuzu göbeği mantarı ve trüf humusla hazırladığı yorum Anadolu’nun güçlü karakterini modern tekniklerle buluştururken, ardından gelen burrata ve mascarpone dolgulu agnolotti kısa ama çok lezzetli bir İtalya yolculuğu yaşattı.
Bakın, gerçekten canınız çeksin; bu saydığım tabaklar resmen can çektirecek derecede lezzetliydi.
Şef Osman Sezener ise Ege’nin ruhunu tabaklara yansıtıp Ege’ye doğru yola çıkarttı.
Lagos, rezene ve Bornova misketiyle hazırladığı tabak bölgenin karakterini hissettirirken, dana kaburga ve enginarla hazırladığı yorum gecenin en çok konuşulan tabaklarından biri oldu.
Gecenin bir başka yıldızı ise hiç kuşkusuz atmosferdi; Sanat eserleri arasında, yerel peynirler, Ege ürünleri, Simone’un kokteylleri ve Bodrum’un şahane doğasında gerçekten unutulmaz iki gece yaşadık.
Gastronomi bazen sadece yemek değil, bir deneyimdir bence.
Böyle gecelerde masada tuz karabiber hiçbir şey bulunmaz. Şefin hazırladığı tabağa lezzete müdahale edilmez.
Sadece o deneyim yaşanır.
Evet ben gurme değilim diyorum ama lezzetten gerçekten iyi anlarım.
Michelin yıldızlı restoranlara gidip deneyimlemeyi de çok severim.
Gerek Türkiye’de şeflerimizin gerekse yurt dışındaki şeflerin menülerini tatmak her zaman unutulmaz deneyimler yaşatmıştır. O yüzden bu iki geceyi de unutacağımı zannetmiyorum.
Ve iki gecenin finali Atilla Şef’in hazırladığı geleneksel sütlacın; şeftali, lavanta ve yulaf sütüyle yorumlanmış haliyle bitti.
Şunu söyleyebilirim.
Bizim mutfağımızın gücü sadece geçmişinden gelmiyor.
Bu mirası alıp geleceğe taşıyan şeflerinden de geliyor.
Dört farklı şef, dört farklı bakış açısı, tek bir mutfak ve unutulmayacak bir deneyim yaşadık.
Gerçekten emeği geçen herkesi alkışlıyorum. Çünkü bazı akşamlar vardır, sadece yemek yemezsiniz; hatırlarsınız.
Bu da tam olarak öyle bir akşamdı.
Tabii bu kadar ödüllü şefin, o muazzam 8 aşamalı menünün ve gurme atmosferin büyüsüne kapılıp sadece masada oturmak bana yetmedi. Gecenin sonunda merakıma yenik düşüp ben de oranın mutfağına daldım!
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Ortaya karışık sayıklamalar'
'Kurban Bayramı paylaşma bayramıdır'
'Bir kız çıktı ve okyanuslara meydan okudu: Aysu Türkoğlu'
'Estetik operasyonundan kornea nakline uzanan 3,5 yıl'
'Rotahane ile 81 şehirlik yolculuk “Ata”nın huzurunda tamamlandı'
'Kenan Doğulu 'Yaparım Bilirsin' dedi ve yine yaptı'
'Tiyatro bir saygı meselesi'