İçimizde içimizde!

Bu yazıyı yazmak benim için zor oldu. Birkaç kere yarım bıraktım. Gönderemedim. Hatta yazarken bir ara kalkmam gerekti, çocuğuma büyük bir tepki verdim. Birkaç gün bakmadım dosyayı açıp.

Pınar Mermer

Pınar Mermer


Yazıyı yazmak bile başlı başına bir stres kaynağı iken, böyle yaşamak insanı deli etmez mi? Böyle yaşanmaz ki…Değiştirmek için önce fark etmek gerekiyor. Rahatsızlık hissini sevmeye başladım sırf bu nedenle. Çünkü rahatsızlık, göğsüne oturan o ağırlık, omuzlardaki çökme, gözünün artık ışıl ışıl çıkmaması fotoğraflarda, henüz otuzlarındayken çok yaşlanmış hissetmek… Bunlar belirtiler.Yeraltında kaynayan bir şeyler var… Onu bastırdıkça sağdan soldan kendine yollar yaratarak çıkıyor olur olmaz zamanlarda. Volkan patladığında, akıl sağlığını kaybetmek işten değil. İçinde kaynayan ne? Ne yapmak istiyorsun? Nasıl yaşamak istiyorsun? Daha ne kadar kendini ve ihtiyaçlarını görmezden geleceksin? Daha ne kadar gözyaşını akıtmamak için dişini sıkacaksın?

Bu da geçsin öyle… Şu da bitsin öyle…

“Şu kavga bir bitse dersin,
Acıkmasam dersin,
Yorulmasam dersin;
Çişim gelmese dersin,
Uykum gelmese dersin;
Ölsem desene!”
demiş şair.

Yaşayan ölülere dönmemeli. Dünyayı nasıl yorumladığımız nasıl  hissettiğimizi, nasıl yaşadığımızı belirliyor.

Kafamda yapılacaklar listesi varken dikkatimi başka şeylere veremiyorum. Dalgınım. Bir bakıyorum arabayı bambaşka bir yere sürmüşüm veya eve gelmişim ama yolu hatırlamıyorum bile. Aklımdaki sorular genelde “Anneme akşam işim var dedim ama bozulmuş mudur?”, “Kardeşim bu ay parasını yettiremedi de söyleyemediyse?”, “Eşim bu ara çok stresli, nasıl sakinleştirsem?”, “Marketten alınacaklar var. Fırına, kuru temizlemeye, arkadaşıma bir uğramam lazım”, “Şu kitabı çok öneriyorlar ama okuyamadım”, “İyi yiyecekler bulmam gerek çocuklar için”, “Spor yapmaya niye zaman kalmıyor?”, “Babam da bir kere kendiliğinden sorsa ya bir şeye ihtiyacım var mı diye?”, “Görmüyorlar mı yetişemiyorum?”, “Ay şuna da bak nasıl süslü püslü. Ben niye böyle bir zaman bulamıyorum? Saçımı bile tarayamıyorum”, “Trafikte beklemekten nefret ediyorum”, “İçinde olduğum hayat herkesinki gibi sıkıcı ve boş”, “Zaten hep böyleydi. Kötüydü. Sıkıcıydı”, “Üstüne sıkıntılar beni bulur zaten.”

Bu hastalıklı bir örüntü. Dünyayla bağ kurma, yaşamın getirdiklerini yorumlama şekli şüphe, güvensizlik, haset üzerinden. Burada güvendeyim. Her şey benim yerine getirmediğim sorumlulukların sonucu değil. Dünyanın sonu değil. İnsanlık hali diye bir şey var ve hem kendime hem de başkalarına insan olma hallerini kabul ediyorum. Her şeyi en iyi ben yapamam. Sorumlulukları paylaştırabilirim. Herkes benim kadar iyi yapmak zorunda değil. Herkesin kendi yolu var. Yanlışlar olabilir. Sonuçta üzgün, kızgın, çaresiz, sıkılmış, hayal kırıklığına uğramış hissedebilirim. Bu duygular hayatın bir parçası. Su akar yolunu bulur. Bazen bir çözüm yoktur ve sadece izlersin. Bazen canla başla çözüm bulmaya çalışırsın. Ama “Hep böyle oluyor zaten” dediğinde kendini köşeye sıkıştırırsın. Sahi hep mi böyle oluyor? Yoksa kendini tuzağa mı düşürüyorsun şu anda? “Herkes böyle zaten” dediğinde bozuyorsun alıcının ayarlarını. Sen de herkessin. Seni farklı yapan nedir? Çok özel olduğunu mu düşünüyorsun içten içe? Herkesten daha iyi, daha temiz, daha becerikli, daha iyi arkadaş, daha iyi eş, daha iyi çalışan? Neden? Neden herkes siyah ama sen beyaz nokta olasın ki? Hepimiz aynı gemideyiz. Gökyüzündeki yıldızlar gibiyiz. Kimimiz bazı günler bazı dönemler daha parlak, kimimiz daha sönük ve uzak…

“Neye elimi atsam kuruyup kalıyor” dediğinde kendine yüklediklerine bak! Bir; sen o kadar güçlü görüyorsun demek kendini? İki; o kadar kötü, o kadar değersiz, o kadar yanlış… Neye elini atsan sevgini bir parça bulaştırdığını söylesen ne olur? İçindeki sevilmediğine inanan yer bağırıyor mu, “Ne sevgisi?” diye…

Böyle durumlarda, ne zaman yaralı bir nokta sızlasa, bazı insanlar uzaklaşmak için espriyi kullanırlar. “Cem Yılmaz gibi  içimizde içimizde diyorsun yani Pınar” derler.

Evet, öyle diyorum. İyisi de kötüsü de içimizde. Kötüsünü duyalım, dinleyelim ama iyisini besleyelim büyütelim!