Efsaneleri, kültürü ve hikayeleri ile adım adım İzmir gezisi...

Güzel İzmir meğer sen sadece havalimanına indikten sonra transit geçişle Urla’ya, Çeşme’ye geçilecek bir kent değilmişsin. Yıllardır böyle yapıyor olsak da ne kadar hata ettiğimizi şehir merkezine girince anlıyor insan. Şimdi tam zamanı...

Efsaneleri, kültürü ve hikayeleri ile adım adım İzmir gezisi...

Bu kez İzmir’e uçun ve hafta sonunu İzmir şehir merkezine ayırın. Neden mi? Çünkü kent keşfedilecek pek çok tarihi yapı, çarşı ve arkeolojik alanla dolu. Bir de öneri... Kenti yürüyerek kokusu, dokusunu hissederek adım adım gezin. Ve bir de uyarı; bu klasik bir ‘ne yemeli, içmeli?’ yazısı değildir. Bu yazıda İzmir’in hikayeleri, efsaneleri, kültürü ve hoşgörüsü vardır!

Yazı: Ferhan Kaya

İzmir’in antik çağlardaki adı Symirna’dır. Zmirna, mitolojide savaşçı kadınlardan oluşan Amazon kabilesinin kraliçesinin adıdır. Peki kimdir bu Amazonlar? Atlarına yarı çıplak binen, oklarının yaylarını daha iyi çekebilmesi için, küçük yaşta sağ göğüsleri kesilen, bu nedenle ‘memesiz’ anlamına gelen ‘amazon’ adını alan kadınlardır. Efsaneye göre Amazonlar, Ege’ye geldiklerinde İzmir kıyılarına yerleşmeye karar veriyorlar ve şu anda Bayraklı’nın bulunduğu yerde bir şehir kuruyorlar.

ŞİMDİ GELELİM EFSANEYE...

Büyük İskender Bayraklı’da kurulu olan Symirna’yı ele geçiriyor. Bir gün avlanmak için antik dönemde Pagos Tepesi diye anılan şimdinin Kadifekale’sine geliyor. Avlandıktan sonra yoruluyor ve dinlenmek için Nemesisler Tapınağı’na gelip uykuya dalıyor. Rüyasına iki Nemesis giriyor ve ona ‘Büyük İskender Symirna’yı şu anda olduğu yerden taşı ve buraya Pagos Tepesi’nin eteklerine getir. Bu taşınma kenti büyütüp geliştirecektir’ diyor. İskender uyanır uyanmaz rüyasını generallerine anlatıyor ve taşınma başlıyor. Kent taşınırken yeni bir kurulum planlanıyor. Eski kentlerin ticarete ve büyümeye uygun olmayan dar ve sıkışık sokakları yerine ‘Izgara Planı’ uygulanıyor. Barcelona ve Amerika’nın birçok kentinde uygulanan bu yerleşim planında yollar birbirini paralel olarak kesmesi esas alınıyor. Tüm bunlar milattan önce 3 ve 4’üncü yüzyıl aralığında gerçekleşiyor. Kadifekale’de kurulan kentte tıpkı Atina Akropolü gibi tanrılar ve tanrıçalar yaşıyor. Burası kentin kutsal merkezi konumunda. Şimdi o bölgede İzmir Belediyesi’nin de destekleriyle tekrar antik kenti gün yüzüne çıkarmak için arkeolojik kazılar yapılıyor. O bölgedeki ev sahiplerine çözümler sunuluyor. Kabul edenlerin evleri satın alınıyor ve altında kazı çalışmaları başlıyor. Hatta o bölgede bulunan 16 bin kişilik antik tiyatro bu sayede görünür hale gelmiş bile. Belediye 2023 yılında bu antik tiyatroyu tamamen ortaya çıkarmayı ve burada bir konser düzenlemeyi hedefliyor. Böyle güzel haberler duymayı ne de çok özledik...

RÜYANIN GÜCÜ

Bu arada İskender’in rüyasının neden bu kadar önemsendiğini de size anlatayım. O çağlarda rüyalar çok önemliydi. Tanrılarla iletişim için kullanılırdı. İzmir sınırları içindeki Bergama’da bulunan tarihin ilk şifa merkezi Asklepyon’un da tedavi sisteminde rüyalar ilk sırada. Şimdi de gittiğinizde kalıntılarını görebileceğiniz İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan Asklepion’un MÖ 4’üncü yüzyılda kurulduğu düşünülüyor. Dokuz yüzyıl boyunca şifa dağıtmaya devam etmiş olan merkez, Geyikli Dağı’ndaki bir vadi içinde konumlanıyor ve etrafında şifalı sular akıyor. Bu şifalı sular ile insanların iyileştirilmesi sağlanıyor. Asklepion Galenos gibi ünlü hekimlerinin yetiştiği bir tıp okulu ve dünyanın ilk psikiyatri hastanesi olarak da biliniyor. Buraya şifa bulmaya gelen kişi girişteki odalara alınıyor ve burada şifalı sularla temizlendikten sonra hastalığını teşhis etmek için rüya odalarında gecelemesi isteniyor. Ertesi gün gördüğü rüyayı anlatıyor ve bu rüya şifacı rahipler tarafından analiz edilmesiyle tedavi programı çıkarılıyor. Anlayacağınız üzere o çağlarda rüyalar çok değerleydi ve İskender’in rüyası da böylelikle bir kanun kabul edilip İzmir’in kent merkezi Bayralı’dan Kadifekale’ye taşındı.

İzmir şehir merkezinin çeşitli projelerle yenilenmesiyle merkezin popülaritesi artmaya başladı. Şehir merkezinde var olan otellerin dışında son yıllarda art arda hizmete giren otellere bir yenisi daha eklendi. Birinci Kordon’daki Yapı Kredi Bankası, Cumhuriyet Bulvarı ile Gazi Bulvarı’nın kesiştiği köşeye Marriot Otel açıldı. Otel kenti yaşamak ara sokaklarında kaybolmak ve tarihi dokuyla bütünleşmek isteyenlerin tercihi olmaya aday.

ŞEHİRDE NELER VAR?

Kasım ayında:

  • Mandalina Şenliği (Seferihisar)
  • İzmir Kısa Film Festivali (Konak)

 

Aralık ayında:

  • Kemeraltı Günleri
  • İzmir Tiyatro Festivali

 

AGORA KALINTILARI

Şehir merkezindeki Agora’ya gittiğinizde İskender’in kurduğu yeni İzmir’in halk için yerleşim ve ticaret alanı olan Agora kalıntılarını mutlaka görmelisiniz. Antik çağlarda, etrafı kamu binalarıyla çevrili olan kentin en önemli sosyal yaşam alanı agoralar tam bir zaman makinesi. MÖ 4’üncü yüzyılda Kadifekale yamaçlarına kurulan İzmir Agorası da onlardan biri. Bugünkü kalıntıların büyük bölümü; MS 178’de yaşanan büyük deprem sonrasında inşa edilen Roma dönemi agorasına ait. Çok etkileyici bir alan. Misafirlerini gürül gürül sesiyle karşılayan bir Roma çeşmesi var. Tam iki bin yıldır kesintisiz akıyor. Grafitinin dünyada en eski örneklerini de burada görebilirsiniz. Roma dönemine ait bu duvar resimleri, tasvir niteliği açısından dünyanın en kapsamlı grafiti koleksiyonu olma özelliğini taşıyor.

TARİHİ KEMERALTI ÇARŞISI

Bir de tarihi Kemeraltı Çarşısı var ki başka bir dünya… Burası aslında Antik kentin limanı ve bu liman çağlar boyu hep gerisinde bir çarşıyı da barındırmış. Antik Yunan’dan gelen çarşı kültürü burada hala devam ediyor. 12 bin dükkanın olduğu labirentvari bir açık hava çarşısından bahsediyoruz... İzmir’in kalbi diyebileceğimiz bir yer ve mutlaka görülmeli. Kumaşçılardan tatlıcılara, balıkçılardan kuruyemişçilere her çeşit dükkan mevcut. Sinagoglardan kiliselere ve tabii ki pek çok camiiye de ev sahipliği yapıyor bu çarşı ve İzmir’in toleranslı halkını simgeliyor adeta. Burayı günde ortalama 800 bin kişi ziyaret ediyor. Kemer altında ara ara küçük meydanlar avlularda çarşılar bulunuyor. Mesela meydanında Balıklı Kadın adında balık etli bir kadın heykeli bulunan Balıkçılar Çarşısı yaklaşık 300 yıldır balık ticareti ile uğraşanlar tarafından kullanılıyor. Tarihi çarşıya değer katan bir başka proje de Belediye Başkanı Tunç Soyer’in başlattığı TARKEM (Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş.) projesi. Bu projeyle çarşıdaki tarihi binalar restore edip insanların kullanımına açılıyor. Böylece İzmir’in geçmişi yeniden canlanmış oluyor.

KONAK PİER YAPISI

Mimarı ve projenin mühendisinin Gustav Eyfel olduğu söyleniyor. Ama bu kesin bir bilgi değil. Gustav Eyfel, Fransız devriminin yüzüncü yılı anısına yapılmış Eyfel Kulesi’nin de mimarı aynı zamanda. Konak Pier, 1800’lerin ortalarında projelendirilmiş bir gümrük binası aslında. Şimdilerdeyse bir alışveriş merkezi olarak hizmet veriyor.

İZMİR SAAT KULESİ

Ve geldik İzmir’in simgesine Saat Kulesi’ne... Sultan 2. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25’inci yılı şerefine 1901 yılında yapılmış. 25 metre yükseklikteki kulenin saatini Alman İmparatoru 2. Wilhelm hediye etmiş. Kule 1974 yılında meydana gelen 5.2 şiddetinde depremle hasar görmüş. Hatta saat de depremin olduğu 02.04’te durmuş. Sonrasında iki yıllık bir onarımdan geçerek tekrar çalıştırılmış ve günümüze dek de hiç durmamış.

BU İÇERİKLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR