Panik atakla yaşamak: Korkudan özgürlüğe uzanan bir hikaye

Yıllarca panik atakla yaşayan bir kadının sessizce verdiği savaşın ve yeniden özgürleşme yolculuğunun hikâyesi Bir Panik Ataklının Günlüğü, aynı sıkıntıları yaşayan ve çıkış yolu arayan herkese güçlü bir umut ışığı yakıyor.

Panik atakla yaşamak: Korkudan özgürlüğe uzanan bir hikaye

Fotoğraf: Nurdan Usta

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
İngiltere’de aldığım otelcilik eğitiminin ardından catering sektörü ve kafe işletmeciliği ile devam ettim. Bu arada sağlıklı beslenmeye olan tutkum beni bu konuda eğitim almayı düşündürdü. Kanada’da holistik beslenme uzmanlığı eğitimi aldım ve 2015 yılından beri danışanlarıma sağlıklı beslenme ve holistik yaklaşım konusunda destek veriyorum.

Yazdığınız kitap oldukça kişisel ve güçlü bir hikâye anlatıyor. Bu kitabı yazmaya karar verdiğiniz o dönüm noktası neydi?
Aslında hep yazıyordum ama bunları bir kitap haline dönüştürme fikri pandemide ortaya çıktı. Genel olarak bu hastalığın geçmeyeceği gibi bir kanaat var. Etrafımda bu durumla mücadele eden insanları iyileşme yolculuğumu anlatarak farkındalık yaratmak istedim.

Panik atakla başlayan sürecin hayatınızı değiştirdiğini söylüyorsunuz. O ilk dönemlerde neler yaşadınız?
İlk dönemler çok zorluydu çünkü başta kabul etmek istemedim. Kimseye anlatmak istemedim. Birkaç yoğun ataktan sonra hayatımı mecburen değiştirmeye başladım. Kitapta da detaylıca anlattığım gibi, mesela trafiksiz saatleri, yoğun olmayan alışveriş merkezlerini, sinemada sıra başında oturmayı tercih ettim; kendi kendime çözümler bulmaya başladım.

Panik atakla yaşamak: Korkudan özgürlüğe uzanan bir hikaye - Resim : 1

Panik atak yaşayan birçok insan bu durumu saklamayı tercih ediyor. Siz de bir dönem bunu kimseye anlatamadığınızı söylüyorsunuz. Bunun nedeni neydi?
Panik atak o zaman hiç bilinmeyen psikolojik bir hastalıktı. Psikoloğa veya psikiyatra gitmek çok bilinen bir durum değildi. Fazla bilgi yoktu bu konuda. Çeşitli etiketler yapıştırılıyordu, bu da bir nevi utanca sebep oluyordu. Ben de öyle oldu en azından. Aslında bundan daha doğal bir şey yok. İnsan bedeninde nerede yürümeyen bir şey varsa onun uzmanına başvurmak gerekiyor elbette.

Yaklaşık 20 yıl süren bir mücadeleden bahsediyorsunuz. Bu süreçte sizi en çok zorlayan şey ne oldu?
En zorlayan şey, yapmak istediklerimi panik atak geçirme korkusuyla yapamamak oldu. Korkusu kendisinden daha uzun sürdü. Tatile gitmek, uçağa binmek, konsere gitmek, tiyatroya gitmek, istediğim saatte istediğim yere gitmek bunlar hep zorlayan etkinliklerdi.

Doktorlar, ilaçlar, farklı yöntemler… Pek çok şey denediğinizi anlatıyorsunuz. Sizin için asıl dönüşüm hangi noktada başladı?
Her doktor, her tedavi bir umuttu ama hep aynı şeyi duydum. Bununla yaşamaya alış. Buna alışmak için hayatımı değiştirdim. Bir konfor alanı oluşturdum. Bu alan bir hapishane gibi gelmeye başladığı sırada buradan kurtulmanın mümkün olduğunu söyleyen bir doktorla tanıştım. İyi ki dediğim ve hayatımı değiştiren adımları atmamı sağlayan sevgili İbrahim Bilgen hocama buradan tekrar sevgilerimi gönderiyorum.

Kitabınızda “günü kurtarmak” ile “gerçekten iyileşmek” arasındaki farktan söz ediyorsunuz. Siz bu farkı nasıl keşfettiniz?
Günü kurtarmak, bir panik ataklı için çok önemli; o günü korkuyu veya paniği tetikleyen şeylere maruz kalmadan tamamlamak. O yüzden kalabalıktan, sıcaktan, spordan, uçaktan, tehdit olarak gördüğü her şeyden kaçar. Gerçekten iyileşmek ise hiçbir şarta ve kişiye bağlı olmadan istediğin zaman ve durumda istediğini yapabilmektir. Özgürlük yani!

Bugün geriye dönüp baktığınızda panik atakla mücadele eden o genç kadına ne söylemek isterdiniz?
Panik atak kaderin değil, buradan çıkış var.

Panik atak yaşayan birçok kadın kendini “yalnız” hissediyor. Bu kitabı okuyan bir kadının hangi duyguyla sayfayı kapatmasını istersiniz?
Maalesef yalnızlık ve anlaşılmamak bu durumdayken en çok hissedilen duygular. Okuyucular yalnız olmadıklarını anladıklarında müthiş bir güç hissedecekler, eminim. Kitabı okuduktan sonra bana gelen mesajların hepsi aynı şeyleri yaşadıklarından bahsediyor. İşte burada hep birlikte el ele versek ve bir topluluk olsak, birbirimizi desteklesek güzel olmaz mı? Kitabı yazma amacım da bu aslında.

Sizce kadınlar hayatın zor dönemlerinde neden çoğu zaman kendi yüklerini sessizce taşımayı seçiyor?
Çünkü çoğunlukla duyulmuyorlar ve görülmüyorlar. Bir şeyin yoktur, biraz dinlen geçer, kafanda kuruyorsun gibi cümleleri eminim çok duymuşlardır. Anlaşılmadıklarında da artık yorulup sessizliği seçiyorlar. Sadece kadınlar değil, bunu yaşayan erkekler de…

Kitabınızın okurlar için bir umut ışığı olmasını istediğinizi söylüyorsunuz. Sizce iyileşmenin ilk adımı nedir?
İyileşmenin ilk adımı bunu gönülden istemek ve ilk adımı atma cesaretini gösterebilmektir. Artık şartlarla koşullarla yaşamayı istememektir. Kimseye bağımlı olmadan özgürleşmeyi seçmektir. Bunun için emek vermeyi ve başarısızlığa uğradığınız her seferinde yine kendinizi seçmektir. Bu yolun uzunluğu ve kısalığı, kolaylığı ve zorluğu kişiye bağlıdır. Her insan biriciktir, herkesin iyileşme süreci farklıdır. Siz yeter ki ilk adımı atın, hayat sizi mutlaka desteleyecektir…

Panik atakla yaşamak: Korkudan özgürlüğe uzanan bir hikaye - Resim : 2

Günü kurtarmak bir panik ataklı için çok önemli, o günü korkuyu ve paniği tetikleyen şeylere maruz kalmadan tamamlamak. O yüzden kalabalıktan, sıcaktan, spordan, uçaktan kısacacı tehdit olarak gördüğü her şeyden kaçar.