Gerçek hayat kurtaranın gözünden felaketlere gerçekçi bir bakış

Tüm gücüyle yaşamın peşinden koşan, her şeye rağmen çaresizliği ve karanlığı yırtan bir çift el… Gerçek bir ‘hayat kurtaran’ın gözünden, AKUT İstanbul Gönüllüsü Ayşenur Kozanoğlu Güyük ile doğal afetlere gerçekçi bir bakış atıyoruz.


Röportaj: BARAN ALIŞKAN

Bu coğrafyanın acı gerçeklerinden biri olan deprem ve bizim büyük çaresizliğimiz. Doğanın gücüne karşı koy(a)mayan yapılar yüzünden solmaya yüz tutan hayatlar ve tüm gücüyle yaşamın peşinde koşanlar. Her şeye rağmen çaresizliği ve karanlığı yırtan bir çift el. Gerçek ‘hayat kurtaran’ın gözünden yaşanan felaketlere gerçekçi bir bakış atıyoruz. Tanıştıralım; AKUT İstanbul Gönüllüsü Ayşenur Kozanoğlu Güyük...

Hiç beklemediğiniz bir anda yaşamla ölüm arasında kaldığınız oldu mu? İşte o beklenmeyen anlardan birinde depremin korkunç yüzüyle bir kez daha karşılaştık. Ege Denizi’nde gerçekleşen ve İzmir ile çevresini etkileyen 6.6 büyüklüğündeki deprem, kaçtığımız, unutmaya çalıştığımız tüm acı gerçekleriyle ummadığımız bir anda gerçekleşti. Ummuyorduk, çünkü onu unutmaya çalışıyorduk.

Depremin hemen ardından ülkenin birçok noktasından farklı kuruluşlar, afet bölgesine intikal ederek arama ve kurtarma çalışmaları için hep birlikte canını dişine taktı. Bunlardan biri de 18 ekibi, 268 gönüllüsü ve 3 arama kurtarma köpeğiyle AKUT oldu. Depremin etkisiyle tam 9 apartman yıkılmış, 115 kişi hayatını kaybetmiş ve 1034 kişi yaralanmıştı. Arama kurtarma çalışmalarına destek veren AKUT ise 9 kişi ve 4 hayvanın canlı olarak enkazdan çıkarılmasına yardımcı olmuştu. Hafızalardan silinmesi güç olan o anlarda yürütülen arama ve kurtarma çalışmalarında görev alan AKUT İstanbul Gönüllüsü Ayşenur Kozanoğlu Güyük de orada, enkazın üzerinde ve yaşamın peşindeydi. Ayşenur, birçoğumuz gibi depremle 1999’da yaşanan Gölcük depreminde tanışmış. Yıllar sonra takvimler 2011’i gösterdiğinde doğa, bu kez ülkenin doğusunu, Van’ı sarstığındaysa tabiri caizse elini taşın altına koyması gerektiğine karar vermiş. Ayşenur, üniversite eğitimi sırasında tesadüfen, henüz yeni kurulan AKUT’un Manisa ekibine katılarak gönüllü kariyerine başlıyor. Ekibe dahil olduğu andan itibaren bir cana dokunabilmek motivasyonuyla hareket eden Ayşenur, afet bölgesinin simgesi haline gelen Rıza Bey Apartmanı’nda arama ve kurtarma çalışmalarına katıldı.

Engellenebilir olmasına rağmen onlarca canın yitip gitmesini ise hala kabullenemiyor. Afet bölgesinde gördüklerini şöyle anlatıyor: “…Herkes zaten bir afetzede. Korkuyorlar, merak ediyorlar ve yardım etmek istiyorlar…” İzmir’de yaşananlara canlı yayınlarla tanıklık ettiğimiz o anları hatırlayın… Şahit olduğumuz kalabalıklar onlar kadar, bizi de tedirgin etmişti; fakat, görevliler arama kurtarma çalışmalarına ara verdiği anda yaşananlar yürekleri sızlatıyor. Ayşenur, o anları “Bir bardak çay, bir yudum su ve iki lokma yemek yedirmek için gözlerimizin içine bakıyorlardı. Annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz gibi üzerimize titriyorlardı.” sözleriyle ifade ediyor. Böylesi bir manevi desteğin verdiği gücü ise kelimelerle anlatamıyor.

Televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada birçok kez kahraman ilan edilenlerin arasındaydı. Enkazda çalışmak için ilk eğitimini aldığı sırada dar ve kapalı bir alana girdiğinde çok kötü hissettiğini hatırlıyor Ayşenur. O an, oradan çıkarsa bir daha giremeyeceğini biliyormuş. Kendisini ‘Sakin kal ve işini yap. Amacını unutma, bir cana dokunmak için buradasın!’ sözleriyle telkin etmiş. Katıldığı gerçek operasyonlarda da kulağında hep ‘Amacını unutma!’ cümlesi çınlamış Ayşenur’un. Belki de bu cümle tüm görev alanları en iyi açıklayan motivasyon olabilir. Beton kırdı, moloz taşıdı, demir kesti ve maalesef hayatını kaybedenlerin cansız bedenlerini enkazdan tahliye edilmesini sağladı… Sessizce ve büyük bir özveriyle yerine getirdikleri bu zor görevi üstlenen Ayşenur ve tüm görevliler, kendisinden önce başka hayatların peşinde saatler, günler ve haftalar geçirdi. Bize göre, onu anlatan en iyi kavram ise mutlaka ‘hayat kurtaran’ olacaktır… Kahramanların yalnızca masallarda ya da beyaz perde olmadığını; yaşam ve ölümün arasındaki ince çizginin ve hayat kurtarmanın büyük sorumluluğunu ondan dinlemeniz şart. Ayşenur Kozanoğlu Güyük’ün söylediklerine dikkat kesilin… O, gerçekten hayata dokunuyor ve en karanlık anları elleriyle parçalayarak gün ışığını hayatla buluşturuyor.

Geçtiğimiz ay yaşanan deprem felaketinde İzmir’de yaşananları üzülerek takip ettik. Depremden sonra yaşanan panik ve kaos ortamında görevli biri olarak orada yaşanan süreci bize anlatabilir misiniz?

AKUT içerisinde operasyonel olmaz uzun bir süreç ve eğitim gerektirir. Eğitimlerimiz sürekli devam eder. 30 Ekim tarihinde de yine iç eğitimlerimizden biri için Bodrum’daydık. Eğitim esnasında depremi hissettik ve hızlıca durumu analiz edip almamız gereken aksiyonları planladık. İlk olarak Bodrum’da ‘Acil Durum Yönetimi’ devreye girdi. Depremin büyüklüğü, etki alanı, yıkım şiddeti, izlememiz gereken prosedürlerin takibi gibi birçok madde var. AKUT’un Türkiye genelinde 27 ilde operasyonel ekibi var. Bunlardan biri de İzmir’de. Ancak bu gibi durumlarda maalesef onlar da afetzede sayıldığı için hızla diğer illerde bulunan operasyonel ekiplerimiz devreye girdi. Operasyona katılması gereken -bu tarz planlamalarımız önceden hazırdır, hangi bölgeye hangi ekiplerin gideceği, ulaşım planlamaları gibi- ekiplerimize operasyon çağrısı yapıldı. Her ekip kendi sınırları içerisinde operasyon ekibini topladı, lojistik depolarda malzeme hazırlıkları araç yüklemeleri ve ulaşım planlamaları yapıldı. İzmir’e ilk olarak Manisa ekibimiz ulaştı ve hemen belirlenen enkazlarda çalışmaya başladı.

Görevlerde o anın soğuk yüzüyle karşılaştığınızda soğukkanlılığınızı nasıl koruyorsunuz?

Sadece enkaz üzerinde değil, aslında doğada da kazazede ile temas kurma anımın nasıl olacağını düşünürüm hep. Sanırım bu süreçle duygularımı kontrol etmeyi başararak baş edebiliyorum. Enkazda çalışmak için aldığımız ilk eğitimi hatırlıyorum. Künk dediğimiz büyük beton borular vardır yer altına döşenenlerden. Dar ve kapalı alanları bu künklerle simule ediyoruz. Bu dar alana ilk eğitimimde, ilk kez girdiğimde çok kötü hissetmiş, daralmıştım. O an kendime dedim ki ‘Şu an çıkarsan bir daha hiç giremezsin. Sakin kal ve işini yap. Amacını unutma, bir cana dokunmak için buradasın!’ bu yaklaşımım işe yaradı ve o ve onun gibi defalarca eğitim aldım. Gerçek operasyonlarda da hep kulağımda bu cümle çınlıyor: ‘Amacını unutma!’

Deprem sonrasında korktuğumuz başımıza geldi ve birçok yıkılan bina olduğunu gördük. Enkaz alanında yapılacaklar ve yapılmayacaklar gibi bir kurallar listesi var mı?

Öncelikle enkaz bölgesinde tamamen iyi niyetiyle yardım etmek için dahi olsa arama kurtarma personeli dışında insan görmek bizi tedirgin ediyor. Bizler eğitimlerimiz sayesinde riskleri görebiliyor ve yönetebiliyoruz. Fakat bu durum bilinçsiz ve bilgisiz yaklaşan vatandaşlarımız için çok kontrol edilebilir olmuyor. O sebeple değişmez kuralımız yetkin ve görevli değilsek riskli bölgelerden uzak duruyor, kamu otoritelerinin yönlendirmelerine uyulmasını bekliyoruz. Bunun dışında Rıza Bey Apartmanı’nda da sıkça yaptığımız sismik akustik dinleme esnasında çevreyi mutlak sessizlik sağlaması konusunda uyardık. Böyle bir uyarı ardından bırakın adım atmayı ufacık bir ses dahi çıkarılmamasını bekleriz. Enkaz içerisinden ses duymak üzerine tasarlanmış inanılmaz hassas aletler ile dinleme yapıyoruz ve inanın uçan kuşun kanat sesinden, bölgeden metrelerce uzaktaki bir kişinin yere ayak sürtme sesini bile duyabiliyoruz.

Ekiplerinizdeki görev dağılımında cinsiyet ayrımı yapılmıyor. Bu algıyı yıkmak için gurur veren örneklerden birisiniz… Siz bu konuda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Öncelikle çok teşekkür ederim, çok naziksiniz… Toplumsal algı olarak kadınların fizyolojik ve psikolojik olarak daha zayıf olduğu düşünülüyor. Sadece enkazda değil aslında katıldığımız diğer tüm operasyonlarda da önemli olanın kas gücü değil, bilgi ve beceri olduğunun farkındayım. Doğru sistemleri uyguladığım, doğru şekilde düşündüğüm sürece çok da büyük bir sıkıntı yaşamıyorum. Kadınları her yerde olduğu gibi enkaz operasyonlarında da daha sık görmeyi diliyorum. Aldığım tepkiler hep olumlu yönde oluyor haliyle. Bu da beni daha çok motive ediyor. Özellikle İzmir operasyonunda enkaz üzerinde birlikte çalıştığımız diğer kurum ve kuruluşların personellerinin de dikkatini çekmiş olacağım ki özel olarak beni tebrik edenler oldu. Bu beni kesinlikle çok gururlandırdı fakat bir parça da burukluk yarattı. Elbette farklılıklarımız var, ancak bu sadece kadın ve erkek arasında değil, insanlar arasında. Hiçbirimiz aynı değiliz. Bu açıdan bakmak durumu biraz daha normalleştirir diye düşünüyorum. Bir kadın olarak(!) enkaz üzerindeki diğer erkekler gibi benim için de oldukça normal olan bir çalışmaydı. Sadece yapabileceğimiz inanmalı, asla denemekten vazgeçmemeli ve geri planda kalmamalıyız. AKUT içerisinde oldukça fazla operasyonel kadın üyemiz var. Eğitimlerimizde hepimiz aynı kırıcı ile aynı enkaza girer çalışırız. Sahada da bunun bir örneğini gördük. Sahada ve farklı alanlarda benim gibi görev alan başka kadın ekip arkadaşlarım da vardı.

Sıfır noktasından son ana dek hem bireysel hem de ekipler arasında nasıl bir süreç yaşanıyor?

Biz AKUT olarak Uluslararası Arama Kurtarma Danışma Grubu (INSARAG) kurallarına bağlı çalışan bir ekibiz. INSARG’ı kısaca tanımlamak gerekirse; Birleşmiş Milletler çatısı altında arama kurtarma faaliyetleri ile ilgili standartları ve ortak dili belirleyen, buna uygun ekipleri akredite eden, denetleyen ve sınıflandıran bir yapı. AKUT Arama Kurtarma Derneği, 2011 yılında INSARAG tarafından akredite eden ilk Türk ekibi olmuş, 2018 yılında ise katıldığı yeniden değerlendirme sınıflandırmasında tüm denetçiler tarafından örnek gösterilen ekip olmuştur. Bu yapının standartlarından yola çıkarak; bizlere ulaşan bir ihbar ile süreç başlıyor. Bu saatten sonra operasyona katılabilecek ekipler toparlanıyor ve hem bireysel hem de lojistik anlamda hazır hale geliyorlar ve yola çıkıyorlar. Tüm bu süreç oluşurken ‘Acil Durum Yönetim Sistemi’ de tüm süreci yönetmek üzere bir araya geliyor. Bizler hazırlanırken bu sistemdeki arkadaşlarımız da bizim geri plandaki takibimizi yaparak, ulaşım şeklimiz ve çalışma alanlarımız, gidilecek ülke veya bölgenin durumu, yapısal, beşeri özellikleri gibi detayların belirlenmesi için çalışıyor. Yerel yönetimler, kamu kurum ve kuruluşları ile temasa geçiyorlar ve gerekli tüm alt yapı hazırlanıyor. Operasyon bölgesine gittiğimizde acil durum yöneticisinin yönlendirmesiyle gruplara ayrılarak çalışma alanlarımıza dağılıyoruz. Bu esnada bir ekip de hem ana kamp diye adlandırdığımız konaklama, dinlenme, beslenme, tıbbi hizmet ve lojistik merkezimiz olan alanı çalışır hale getiriyorlar. Bu saatten sonra artık vardiya sistemi gibi bir dönüşüm ile çalışmalarımız sürüyor. Operasyonun sahada sonlanması ile de toparlanıp evlerimize dönüyoruz. Fakat döndükten sonra da işimiz bitmiyor. Lojistik ekiplerimiz getirdiğimiz malzemeleri hızla yeni bir operasyona hazır hale getirmek için temizlik-bakımkontrol gibi işlemlerden geçiriyor. Biz operasyona katılmış kişilerle debrief dediğimiz değerlendirme toplantımızı yapıyoruz. Bir sonraki operasyonu daha iyi yapmak için değerlendirmelerimizi yaparak bu operasyonu bütünsel anlamda sonlandırmış oluyoruz.

Elini taşın altına koymak isteyen, ‘Ben de varım!’ demek isteyenler neler yapabilir?

Bizim kapımız bu işe gönül vermek istiyorum diyen herkese açık. Tek yapmanız gereken resmi web sitemizden gönüllü olmak istiyorum bölümünden sisteme dahil olmak. Bulunduğunuz bölgede ekibimiz var ise bu başvurunuzun ardından arkadaşlarımız sizlere ulaşacak ve sizi bir tanışma toplantısına davet edilecektir. Sonrasında oryantasyon süreci kapsamında üç farklı oturumda eğitimlere katılımınız takip edecektir. Bu eğitimleri alıp oryantasyon sürecini tamamladığınızda derneğimizdeki tecrübeli gönüllüler ile gerçekleştireceğiniz bir mülakat ardından derneğimizde fayda sağlayabileceğiniz bir birime yönlendirileceksiniz. Her gönüllünün operasyonel olması gibi bir zorunluluğumuz da yok. Ben enkaza giremem, zor bir durumla karşılaşmak istemiyorum diyebilirsiniz. O zaman birimlerdeki görevlerinize devam etmeniz de yeterli.

İLGİLİ İÇERİKLER: