Böbrek taşı belirtileri neler? Neden olur? Böbrek taşı nasıl tedavi edilir? 10 soruda böbrek taşı ile ilgili merak edilenler

Böbreklerde oluşan en ufak bir sorun, tüm vücudun çalışmasını önemli ölçüde etkiler. Böbrek hastalıklarından bir tanesi olan ve sıklıkla karşılaşılan böbrek taşı nedir? Belirtileri neler? Koç Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Murat Can Kiremit böbrek taşıyla ilgili merak edilenleri anlattı. 

Böbrek taşı belirtileri neler? Neden olur? Böbrek taşı nasıl tedavi edilir? 10 soruda böbrek taşı ile ilgili merak edilenler

Yaşamımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için sağlıklı böbreklere ihtiyaç duyarız. Tüm organlarımız gibi böbreklerimizde de çeşitli hastalıklar ve sorunlar meydana gelebilir. Böbrek taşı da ilk aşamada küçük ağrılarla kendini gösteren sonrasında oldukça şiddetli sancılara dönüşebilen bir sağlık sorunu. Peki "Taş oluşumu açısından risk faktörleri nelerdir?,  Taş düşürdüğümü nasıl anlarım?, Böbrek taşı tekrar eder mi?" diyorsanız Koç Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Murat Can Kiremit böbrek taşı ile ilgili merak edilenleri anlattı. 

Böbrek taşı nedir?

Böbrek içerisinde çeşitli mekanizmalara bağlı olarak bazı minerallerin birleşmesi sonucu oluşan sert yapılar böbrek taşı olarak tanımlanır. 

Taş oluşumu açısından risk faktörleri nelerdir?

Taş oluşumu açısından temelde 2 önemli risk faktörü bulunmaktadır. Metabolik bozukluklar ve anatomik faktörler. Metabolik faktörlere baktığımızda detaylarını aşağıda anlatacağımız beslenme alışkanlıkları her ne kadar son dekadta fark kapansa da erkek cinsiyet, genetik bazı hastalıklar, sıcak iklim uzun süreli hareketsizliğe yol açan hastalıklar ve meslek-sosyal hayatı sayabiliriz. Anatomik faktörler olarak ise idrar akışının yavaşladığı çoğunluğu doğumsal bozukluklar ve yine buna bağlı gelişebilecek enfeksiyonları söyleyebiliriz.    

Böbrek taşı genetik midir? Çocuklara da geçer mi?

Evet, böbrek taşlarının genetik tipleri vardır. Fakat bu tip taş görülme sıklığı diğer taş tiplerinin yanında oldukça sınırlıdır. Toplumda böbrek taşının genetik geçişli olarak kabul edilmesinin asıl sebebi genetik faktörlerden ziyade görülme sıklığının coğrafi bölgelere değişmekle birlikte Türkiye genelinde % 11,1 oranında görülmesidir. Bu da böbrek taş hastalığının Türk toplumunun endemik, bir başka deyişle ‘milli’ bir hastalığı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Böbrek taşı çeşitleri nelerdir?

Böbrek taşları, kendisini oluşturan minerallerin isimleri ile tanımlanırlar. En çok birden fazla taş tipinin birleşmesinden oluşan mikst taşlar görülür. Saf taşlar içerisinde ise en sık gördüğümüz kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bunun dışında kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, karbonat apatit fosfat, strüvit (enfeksiyon taşı) gibi taşlar da karşımıza çıkmaktadır. Bu taş tipleri haricinde spesifik olarak 2 taş tipinden mutlaka bahsetmek gerekir.

Sistin taşları, özellikle çocukluk çağında karşımıza çıkması, ömür boyu tekrarlama potansiyeli sebebiyle çok yakın takibe ihtiyaç duyması ve maalesef beden dışı ses dalgası ile taş kırma (SWL) tedavisine yanıtın oldukça düşük olması sebebiyle sıklıkla cerrahi tedavi gerektiren bir taş tipidir.

Mutlaka bahsedilmesi gereken bir başka taş tipi ise ürik asit taşlarıdır. Bu taşlar ise toplumda % 5-7 oranında görülür. Böbrek taş hastalığı ile ilgilenen doktorlar tarafından sevilmesinin sebebi ise sadece bu taş tipinin çeşitli ilaçlar ile eriyip kendiliğinden dökülebilmesidir.

Böbrek taşı tanı yöntemleri nelerdir?

Böbrek taşı tanısında; hastanın şikayet(ler)i, hikayesi ve fizik muayene bulguları yanında laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri önemli yer tutar. Laboratuvar tetkikleri olarak başlıca tam idrar tahlili, idrar kültürü ve serum analizlerini söyleyebiliriz. Radyolojik değerlendirmede ise radyasyon içermemesinden dolayı Ultrasonografi ilk kullanılacak yöntemdir. Fakat ayırıcı tanı gerektiğinde ya da aktif tedavi planlanacağı durumlarda mutlaka bilgisayarlı tomografi (öncelikle kontrastsız gerekirse kontrastlı) ile değerlendirmek gereklidir. Geçmişte çok sık kullandığımız ilaçlı böbrek filmlerini (IVP) hem içerdiği radyasyon miktarı hem duyarlılığının daha düşük olması hem de komşu organları değerlendirme fırsatı vermemesi sebebiyle günümüzde neredeyse hiç kullanmıyoruz.

Böbrek taşı belirtileri nelerdir? Taş ağrısı sırta vurur mu? Taş düşürdüğümü nasıl anlarım?

Böbrek taşının en sık görülen belirtisi ağrıdır. Ağrı, taşın yerleştiği böbreğin olduğu tarafta künt vasıflı yan ağrısı olarak kendisini gösterir. Eğer taş böbrekten çıkıp üreter dediğimiz idrar kanalına ilerlemişse o zaman ağrı karakter değiştirerek daha şiddetli, bıçak saplanır şekile bürünür. Doğum yapmış hastalarımız taşın düşme ağrısının çok daha şiddetli olduğunu ifade etmektedirler. Bu esnada ağrıya; bulantı, kusma, soğuk terleme, çarpıntı gibi şikayetler eşlik edebilir. İdrarda kan varlığı da sıklıkla görülen bir durumdur. Daha az sıklıkla idrarda gözle görülür kanama olabilirken çoğunlukla mikroskopik seviyede bir kan varlığı idrar tahlili ile tespit edilebilir. Taş, üreterin mesaneye yakın kısmına ilerledikçe ağrı yayılımını değiştirerek erkekte taşın olduğu taraftaki testise bazen penise, kadında ise vajinaya yayılım gösterebilir.

Yine bu esnada idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrarını tam boşaltamama gibi sistit halinde de olabilen işeme şikayetlerine yol açabilir. Eğer taş(lar) idrar yolunu tıkamış(lar)sa hastada tüm bu şikayetler ile birlikte ateşe de yol açabilir ki bu durum mutlaka acil olarak hastaneye başvuruyu ve hastaneye yatırılarak tedaviyi gerektiren bir durumdur.

Son olarak; böbrek ve/veya üreter taşlarının eğer hareket etmezse herhangi bir şikayete yol açmadan sessiz kalabileceğini ve bulunduğu bölgeyi tıkayarak böbrek fonksiyonlarını bozabileceğini akılda tutmak gerekir. Bu sebeple herkesin ama özellikle de geçmişinde taş hastalığı öyküsü olan hastaların hiçbir şikayeti olmasa da yıllık kontrolden geçmesi önemlidir.

Böbrek taşı tedavisi nasıl olur? Ameliyat ne zaman gereklidir?

Böbrek taşının tedavisine karar verilirken, hastanın şikayetleri ve bu şikayetlerin medikal tedaviye yanıtı, taşın sayısı, boyutu, böbrek içindeki yerleşim yeri, taşın sertliği, eğer biliniyorsa taş cinsi, böbrekteki genişleme derecesi, cilt-taş mesafesi, böbrek yetmezliği veya enfeksiyon varlığı, böbrek anatomik yapısı, geçirilmiş cerrahiler, hastanın sahip olduğu ek hastalıklar, kullandığı ilaçlar (bilhassa kan sulandırıcılar), hasta beklentileri gibi faktörler değerlendirilir.

Bunların sonucunda aktif tedavisiz izlem, medikal tedavi ile izlem, SWL, üreteroskopi (idrar yolundan ucu esneyebilir aletler ile girerek lazer ile taş kırma), perkütan nefrolitotomi (sırt bölgesinden 1 cm’lik bir kesi yapılarak endoskopik aletler ile böbrekteki taşları kırıp vücut dışına çıkarma), daha nadiren de laparoskopik-robotik ameliyatlar yapıyoruz. Geçmişte sıklıkla uyguladığımız açık taş cerrahileri, teknoloji ve hekimlerin tecrübelerinin artması ile günümüzde neredeyse hiç uygulanmamaktadır.

Peki, hangi böbrek taşlarına cerrahi tedavi uygulanmalıdır? Bu sorunun kesin ve net bir cevabı yok. Yukarıda saydığımız faktörler eşliğinde hasta özelinde değerlendirmek gerekiyor. Fakat şikayetlere yol açıp SWL’nin başarısız olduğu hastalar, böbrek hasarına yol açan taşlar, enfeksiyona yol açan veya böbrek fonksiyonlarını bozan taşlar ve 1-2 cm’den büyük taşlar tekniği değişmekle beraber cerrahi yöntemler ile tedavi edilmelidir.

Böbrek taşı tekrar eder mi?

Böbrek taşının en önemli özelliği nüks edebilme potansiyelidir. Bu olasılık taş tipine ve hastanın altta yatan anatomik-metabolik bozukluğuna bağlı olarak 5-10 yıl içerisinde yüzde 50, 15 yıl içerisinde ise yüzde 75 civarındadır. Bu yüzden hastalar mevcut taşlarını kendiliğinden düşürseler de ya da aktif tedavi ile taşlarından kurtulsalar da belli aralıklarla mutlaka takipte kalmalı, tekrarladığı saptanırsa majör cerrahilere ihtiyaç olmadan tedavileri planlanmalıdır.

Böbrek taşı önlenebilir mi? Önlemek için neler yapılabilir?

‘Bana taşını ver, sana kim olduğunu söyleyeyim’. Hasta taş düşürdüğünde veya aktif tedavi ile taştan arındırıldığında ilk yapılması gereken uygun teknik ile taş analizini yaptırmaktır. Ardından 24 saatlik idrar toplanıp analizler yapılmalı ve detaylı kan tetkikleri ile metabolik değerlendirme tamamlanmalıdır. Bu bilgiler ışığında hastanın diyet düzenlemesi, sıvı alımı ayarlaması ve gerekirse ilaç tedavisi düzenlenmesi, taş oluşumunu önleyebilir ya da daha gerçekçi bir yaklaşımla nüksü geciktirebilir.

Bunun dışında vücut kitle indeksini düşük tutmak, hareketi artırmak, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve metabolik sendrom gibi risk faktörlerinin takip ve tedavisini düzenli yapmak, taş oluşumu ihtimalini azaltacaktır.

Böbrek taşı olanlar nasıl beslenmeli?

Öncelikle diyetin sürdürülebilir olması gerektiğini düşünüyorum. Yani çok sıkı yapılmış ama 2-3 ay sonra bırakılacak bir diyet yerine hayat tarzını değiştirecek şekilde riskli besinlerin kullanımını hem miktar hem de sıklık açısından azaltmak çok daha verimli olacaktır. Hastaların diyetinin taş analizi ve metabolik değerlendirme sonucunda spesifik olarak düzenlenmesi gerekirse de Türk toplumunda en sık görülen taş tipinin kalsiyum oksalat olduğu ve en önemli risk faktörünün idrarda sitrat atılımının azalması olduğu bilgileri ışığında kısa bir diyet önerisinde bulunabilirim.

Öncelikle en koruyucu yaklaşımın sıvı alımını arttırmak olduğunu söylemeliyim. Hastaların en sık sorduğu günde ne kadar su içmeliyim sorusunu da bu vesile ile cevaplayayım. İdeali günde 2 litre idrar çıkaracak kadar sıvı tüketmektir. Kış aylarında terleme ile kayıp azaldığından 2,5 litre, yaz aylarında ise terleme ile kayıp artacağından yaklaşık 3,5 litre sıvı tüketimi gerekmektedir. Bu sıvının yaklaşık 2/3’ü su olmalı ve su tüketimi gün içerisine yayılmalıdır. Kalan sıvı ise gerek çorba, gerek meşrubatlar gerekse sulu meyva-sebzeler ile tamamlanabilir.

Sitrat eksikliğinin doğal yollarla en yüksek alınacağı besin limon. Bilhassa limon kabuğu yoğun sitrat içeriyor. Her gün 1 adet limonun kabuğu da içine doğranıp yapılan limonata içilmesi sitrat eksikliğini giderme konusunda fayda sağlayacaktır.

Tuz, birçok taş tipinin öncüsü olduğundan günlük kullanımı 3 gr’ın altına düşürülmesi, ideali sofradan tuzluğun kaldırılmasıdır.

Benzer şekilde kırmızı et tüketimi de günde 100 gr’ın altında tutulmalıdır.

Hastalar kalsiyum oksalat taşını duyunca " eyvah artık süt ve süt ürünleri tüketmemem gerekiyor " endişesine kapılırlar ama bu tip taşlarda önemli olan kalsiyum değil oksalattır. Dahası kalsiyum almayı kısıtlamak çoğu zaman çözüm olmaz hatta taş nüksüne yol açabilir. Sonuç olarak kalsiyum alımını, kalsiyum içeren vitaminlerin kullanımı dışında kısıtlamaya gerek yoktur. Günlük kalsiyum ihtiyacımız 1000-1200 mg ve bunu normal beslenme ile aşma şansımız pek yok fakat tek bir vitamin alımı ile maksimum dozu almış oluyorsunuz.

Peki, bu oksalat denilen madde hangi besinlerde var? Oksalattan fakir diyet olarak yeşil yapraklı bitkiler (ıspanak, semizotu ve marul gibi) azaltılarak tüketilmeli, çay ve kola yine azaltılarak içilmelidir. Kabuklu yemişlerin tüketim miktarı ve sıklığı kısıtlanmalıdır. Benzer şekilde patates, hububat çeşitleri ve çikolata da yoğun oksalat içermektedir.

Bu vesile ile mineralli su tüketiminin de eğer sodyumdan fakir magnezyumdan zengin bir mineralli su seçilecekse taş oluşumu açısından önemli bir risk faktörü olmadığını ekleyeyim.