Yaşayan müze

Yaptığı işe aşık olan Tolga Tosun, dünyanın en eşsiz yerlerinden birinde, yepyeni bir konsept çerçevesinde kurduğu Museum Hotel ile hem bir ilke imza atıyor hem de Kapadokya’nın ilk lüks otelini hayata geçiriyor.

Kapadokya’ya yerleşme hikayeniz nedir?
Ben doğma büyüme Ürgüplü, Kapadokyalıyım. Üniversite yıllarım hariç hep Kapadokya’da yaşadım. Burada yaşama fikrini de hep çok sevdim. Yaşıtlarımın çoğu gibi metropol saplantım olmadı hiç. Sabah trafiğinin olmadığı, işe giderken dünyanın en özel vadilerini ve sıcak hava balonlarını izlemek bile burada yaşamam için yeter de artar bile. Hala komşuluk ilişkilerinin olduğu, geleneklerin sonuna kadar yaşandığı çok özel bir bölge Kapadokya.

Çocukluk hayaliniz neydi? Daha sonra otelciliğe geçiş nasıl oldu?
Birçokları gibi çocukluk hayalim doktor olmaktı aslında. Bu bir özentiden ziyade gerçekten tıp alanına fazlasıyla meraklı olmamadan kaynaklıydı. Sonraları doktorların iş hayatını takip ettim ve yapamayacağımı anladım. Aile işlerimiz gelişim aşamasındaydı ve Kapadokya’nın geleceğinin de oldukça parlak olduğunu düşünüyordum. İşletme ve finans konusunda kendimi geliştirmeye karar verdim ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde lisans eğitimimi tamamladım. Babam Ömer Tosun ile birlikte temellerini attığımız ve daha sonra kardeşim Sinem Tosun’un da aramıza katıldığı Indigo Group şirketimiz ile başta otelcilik olmak üzere birçok alanda yatırımları yönetiyoruz.

İstanbul’dan, metropolden uzak bir yaşam sürmenin en güzel yanları neler?
Bence harika! Kapadokya alelade bir metropol harici yerleşim yeri değil. Burada ve yakın çevresinde bir metropolde olan birçok şeyi bulabilirsiniz ancak metropollerde Kapadokya yaşamını asla bulamazsınız. İşimiz gereği sık sık İstanbul’a gitmem gerekiyor ama en fazla bir hafta katlanabiliyorum. Ben burada üniversite hayatım boyunca nasıl yaşamışım diye soruyorum kendime her seferinde. Kapadokya’nın metropol insanlarına sunduğu birçok şey var elbette ama belki de en kıymetlisi huzur.



Yaşayan müze fikri nasıl doğdu?
1998 yılında, şu an Museum Hotel’in bulunduğu alanda temizlik ve restorasyon çalışmalarına başladığımızda daha iyi gördük ki ayrıntı ve hikayeleri ile insanı büyüleyen bir tarihi alanda çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Projenin Kapadokya’nın ilk lüks oteli olmasını planlıyorduk ve çok özel bir konsept ile insanların karşısına çıkmalıydık. Aynı zamanda babam Ömer Tosun’un kendi şahsi antika koleksiyonunu sergileyebilmek, herkesle bu kültürel zenginliği paylaşabilmek adına bir müze çalışması içerisinde olduk. Bir gün ansızın, ‘Neden bu iki projeyi birlikte hayata geçirmiyoruz ki?’ diye sorduk birbirimize ve ‘yaşayan müze’ fikri ortaya çıktı. Bu yüzdendir ki teraslardan resepsiyona, odalardan restorana Museum Hotel’in tamamı Nevşehir müzesine kayıtlı birbirinden kıymetli tarihi eserler ile dekore edilmiş durumda... Sadece eserlerin sergilenmesi ile değil aynı zamanda Kapadokya’nın unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerini, geleneklerini ve hatta mimarisini bu özel lokasyonda Museum Hotel olarak yaşatıyoruz.

Babanız Ömer Tosun’un koleksiyonerliğe olan ilgisi ilk ne zaman, nasıl başladı?
Babam tarihe, kültüre ve eskiye her zaman çok fazla ilgi duymuştur. Kendisi aynı zamanda dünyaca bilinen bir antika halı koleksiyoncusu. Bu tarih ve antika sevgisini bizlere de aşıladı. İyi ki de aşılamış. Özellikle Museum Hotel’in kurgulanması ve temellerinin atılmasında işimizi aşk ile yapmamızın en büyük nedeni bu olsa gerek.

Otelin çeşitli noktalarında sergilenen eserleri ne doğrultuda seçiyorsunuz?
Eserlerin seçiminde öncelikli kriterimiz Kapadokya ve Anadolu tarihi oldu. Mümkün olduğunca bulunduğumuz bu eşsiz bölgenin tarihinden esintiler içermesini arzu ettik. Misafirlerimizin konaklamaları esnasında eşsiz bir tecrübe yaşamaları için oldukça ince detayları göz önünde bulundurduk. Museum Hotel’de bugün Hitit döneminden Osmanlı’ya binlerce yıllık tarih yelpazesinden paha biçilemez onlarca eser sergileniyor.

Her bir odanın farklı konseptte olması fikri doğal mimariyi koruma amacıyla mı gelişti?
Eğer bu tarihi yapıları kesip biçip bir kılıfa sokma gibi anormal bir düşünce içerisinde değilseniz (ki bu fikirde olanlar var maalesef) aslında Kapadokya size tek sınıf bir yapı kurgulamanıza asla izin vermez. Kapadokya’da eski evlerin her biri birbirinden farklıdır, her biri eşsizdir. Aynı mimari yapıya sahip tarihi ev bulmanız neredeyse imkansız. Biz biraz da bunu yaşatmak istedik. Her bir odanın farklı hikayesi olması bence butik otel ruhuna da son derece uygun. Kapadokya bölgesinin sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güzel butik otellerine ev sahipliği yapmasında bu detayın da önemli bir katkısı var bence.

Çoğunlukla otelde mi yaşıyorsunuz yoksa evin anlamı sizin için daha mı ön planda?
Ben ev yaşantısına son derece önem veren biriyim. Ailem ve onlarla geçirdiğim vakit benim için son derece kıymetli. Ama bunun yanında işkolik biri olduğumu da söyleyebilirim. Her ikisini dengede tutmak hem zor hem çok keyifli.

Bu konsepti ülkemizde başka şehirlerde ya da yurt dışında devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?
Yurt dışı değil ama yurt içinde başka Museum Hotel’lerin açılması büyük projelerimiz arasında. Ancak bunu salt bir büyüme olarak düşünmemiz de söz konusu olamaz. Museum Hotel konumu, konsepti ve hizmet kalitesi ile son derece özel bir proje ve yapacağımız yeni yatırımlar mevcut otelin marka değerine zarar vermemeli. Özellikle konum bizim için çok önemli bir kriter. Birçok ilde lokasyon arayışlarımız devam ediyor. Eğer Museum Hotel ismiyle eşsiz bir proje oluşturabileceğimizi düşündüğümüz bir yer dikkatimizi çekerse üzerinde yarın çalışmaya başlayacağımıza eminim.



En büyük hayaliniz nedir?
İstanbul’da, eşsiz bir konumda Museum Hotel İstanbul’u hizmete açmak. Bence İstanbul’a çok yakışırdı.

Kapadokya’da mutlaka görülmesi gereken noktalar ve tadılması gereken lezzetler neler?
Devrent Vadisi ve Göreme Açıkhava Müzesi bence olmazsa olmaz. Bir de pek kimsenin bilmediği Pancarlık Kilisesi var, kesinlikle görülmeli. Aşk vadisinde yürüyüş de olmazsa olmaz. Balon uçuşundan hiç bahsetmiyorum bile. Lezzetler konusuna gelince Türkiye’nin tek Relais&Chateaux lezzet mekanı olan Museum Hotel alakart restoranı Lil’a tabii ki öncelikli önerim. Bunun yanında Ziggy’s Cafe’nin meze menüsü bence muazzam. Salaş sevenlere ise Ürgüp’te Develi Pide’yi öneririm. Farkındalar mı bilmem ama bence Türkiye’nin en iyi pidesini ve fırın lezzetlerini servis ediyorlar. Bölgemizde bile çoğu kimse bilmez.

Kapadokya için yapmayı hayal ettiğiniz farklı projeler var mı?
Yaklaşık sekiz yıldır Jeotermal üzerine yatırımlar yapıyoruz bölgemizde. Kısmetse Jeotermal elektrik enerjisi üretimi, lüks termal otel ve sera yatırımları planlıyoruz. Özellikle Kapadokya bölgesine ülkemizde pek örneği olmayan lüks termal otelciliğin çok yakışacağını düşünüyorum.