'Düne kadar her şey çok güzeldi de bugün ne değişti?'
Fark ettiniz mi bilmiyorum; yine enteresan bir yaz geçiriyoruz. Gerçi son yıllarda hangi yaz normal geçti ki?
Her yaz başka bir olay. Her yaz başka bir kriz. Her yaz başka bir hayal kırıklığı…
Astrologların “Temmuz’a dikkat”, “Ağustos çok sert geçecek”, “Şu tarihte bunu yaşamayın” uyarıları arasında Temmuz’un da sonuna geldik. Şimdi Ağustos’a beş kaladayız. Ve tabii ki tüm bunlar olup biterken koca yıl da göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. Fakat yaşadıklarımız bitmiyor.
Her gün yeni bir gündem ve şaşkınlık.
Bir gün yıllarca güvendiğimiz bir isim hakkında iddialar ortaya çıkıyor. Ertesi gün sosyal medyada dini değerleri kullanarak milyonlara ulaşan bir fenomen konuşuluyor. Bir bakıyorsunuz yardım kuruluşları tartışılıyor, ertesi gün bambaşka bir skandal.
Tüm bu olup bitenlerin arasında biz bazı faniler de yoruluyoruz. İşte bu yorgunlukla ben de az biraz sustum ve geri çekildim.
Biraz da arkama yaslanıp sadece izledim. Çünkü gördüklerim hiç iç açıcı değildi.
En çok dikkatimi çeken de insanların artık ait oldukları yeri sadece işlerine geldiği sürece sevmesi oldu. Mesela bir grubun içindeyken herkes harika, bir kurumun içindeyken herkes mükemmel, bir arkadaşlığın içindeyken herkes şahane… Ama ne zaman o grubun dışına çıkılıyor, işte o zaman başlıyor en ağır eleştiriler.
İnsan ister istemez soruyor: “Düne kadar her şey çok güzeldi de bugün ne değişti?”
Biz gerçekten ne ara bu kadar kolay taraf değiştiren, bu kadar çabuk öfkelenen insanlar olduk bilmiyorum artık!
Sosyal medya malum; herkes bağırıyor, konuşuyor. Ama çok az kişi gerçekten bir şey söylüyor. Hatta çoğu da bu oyunda ünlü olmaya çalışıyor. Bunun içinde dini kullanan mı ararsın, sevgiyi sömüren mi! Yok yok! Her duygu neredeyse bir pazarlama aracına dönüşüyor. Sen de akıl sağlığını korumaya çalışıyorsun.
İşte bütün bunları izlerken kendi kendime dedim ki: Galiba biraz durma ve hatta izleme zamanı.
Bu yüzden az biraz elim yazıya gitmedi. Bunca yıllık meslek hayatımda ilk kez bu kadar ara verdiğim bir süreç yaşıyorum. İnanın içimden yazı değil, bir kelime bile yazmak gelmedi. Ve bu tamamen benim tercihimdi.
İyi geldi mi? Hem de çok. Düşünmek, durmak, izlemek iyi geldi.
Çünkü biraz gerçekten kimin ne olduğunu görme zamanıydı. Kimse ilk göründüğü kişi değil artık. Yıllardır tanıdığım, hatta “Asla” dediğim birçok kişi dahi…
Elbet eskiden de kötü insanlar vardı fakat yine de bir güven duygusu vardı. İnsan kolay inanırdı, kolay sarılırdı ve kolay dost olurdu. Şimdi ise tutunduğumuz dallar birer birer elimizde kalıyor. Menfaatler bitince o ilişki anında siliniyor. Uzun yıllardır böyle bazı şeyler ama bu sene tam da bunun ete kemiğe büründüğü kısımdayız. Bu yüzden bu sene, bu yaz ve hatta önümüzdeki günlerde en çok ailemle ve sevdiğim üç beş dostumla vakit geçirmek en büyük zenginlikti.
İnsanın kendini iyi hissettiği insanlar ne büyük nimetmiş meğer! Bunu fark ettiğim noktadayım, sizi bilmem.
Tabii hayat akıp gidiyor. İşte akıp giderken sen nerede, ne kadar varsın? Bunu ayırt ettiğimiz dönemlerden geçerken süzgeçleri de çok iyi kontrol etmek gerekiyor. Çünkü artık uzaklaşmak, susmak, izlemek ve güvende kalmak en büyük lüks.
Tüm bunlar olup biterken kime güveneceğimize, kimin sesini dinleyeceğimize, kiminle aynı masaya oturacağımıza çok dikkat etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Ve gerçekten bu çağın en büyük lüksü doğru insanlara rastlayabilmekten geçiyor.
Galiba bundan sonra en çok buna yatırım yapmak gerekiyor.
Diyeceğim odur ki: Kaldığımız yerden devam! Yazılara hız kesmeden devam diyoruz. Yine şarkılar, filmler, diziler, yemekler, gezmeler anlatacağız, yazacağız ve konuşacağız. Haydi o zaman!
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Bodrum’da lezzetin yıldızları aynı mutfakta buluştu'
'Ayrılırken sadece kadın değil, erkek de acı çekiyor(muş)'
'Menopoz, detoks ve kadın olmak'
'Bu dünyadan bir Kadir İnanır geçti'
'Bir garip ai meselesi: Bu çocuk gerçek mi?'
'Abartma konusunda üzerimize yok'
'Ölümün yaşı yok, kalbin cinsiyeti yok'