Dairesel hareket

Dairesel hareket

“Puantiye açık çek gibidir; çekicilik, zarafet, kolaylık sağlar ve her zaman moda olur” derken, Christian Dior gerçekten de moda dünyasındaki küçük dağların puantiye tarafından yaratıldığını kastediyor olabilir.

Hazırlayan: Simay Engür

Puantiye çizgi filmlerden avangart sanata, liste başı olmuş şarkılardan Marilyn Monroe’ya her dönem modanın yörüngesinde olmayı başarmış. İlk olarak 20’nci yüzyılın başlarında varlığını gösteren puantiyenin tarihte ilk göze çarpan görünümü ise Norma Smallwood’a ait. 1926 yılında güzellik yarışmasında Miss America seçilen Smallwood, bu ünvana layık görülen ilk Kızılderili kadın ve giydiği puantiyeli mayo sosyal bir devrimin ağırlığını taşıyor. Ardından 1928’de popüler kültürün sevimli yüzü Minnie Mouse şık puantiyeli elbisesiyle ortaya çıkıyor. Tam da bu yıllarda 1. Dünya Savaşı’nın soğuk atmosferinden pek fazla etkilenmeyen moda dünyası, 2. Dünya Savaşı öncesinde ve hatta sonrasında da ciddi bir kabuk değişimi geçiriyor. Aslına bakarsanız kadınların feminenlik zırhı, bu yıllarda önlenilemez bir sadeleşmeye, üniformalaşmaya ve hatta erkeksi hatlara doğru kabuk değiştiriyor.

Nancy Sinatra/1960

60’larda dans pistlerini sallayan mini elbiseler,  Nancy Sinatra gibi birçok ikonun stil imzasıydı.

Tüm bunlara rağmen Christian Dior’un New Look (Yeni Görünüm) devrimiyle birlikte kıyafetler yeniden zarif, kırılgan ve son derece dişi formlara dönüş yapıyor. Dior’un bu ince devriminin en çok beğenilen ve satan kıyafetiyse koleksiyondaki tek puantiyeli elbise oluyor. Kısacası yeni kadının puantiyenin ışığında dişiliğini, şatafatını ve eski zarafetini simgesel olarak geri kazanmış olduğunu söylesek hiç de abartmış olmayız… Aynı tarihlerde giderek yıldızlaşan Marilyn Monroe, trendlerdeki feminen ışıltının neredeyse mitolojik bir tanrıçası olarak 1951 yılında herkesin çok iyi bildiği ikonik puantiyeli mayosuyla akıllara kazınıyor. Ardından 1955 yapımı The Seven Year Itch (Yaz Bekarı) filminde giydiği puantiyeli elbisenin alametifarikasını da unutmamak gerek elbette... 60’lardaysa dans pistlerini sallayan puantiyeli mini elbiseler ve uzun parlak çizmelerin disko topuyla flörtünden Brian Hyland’ın ‘Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka Dot Bikini’ şarkısı o yılların ruhsal manzarasının tam tarifi.


Marilyn Monroe/1951

Kabuk değişimi
1990 yılında hayatımıza giren Pretty Woman (Özel Bir Kadın) filminde Vivian Ward karakterini canlandıran Julia Roberts’ın beyaz puantiyeli kahverengi elbisesini kim unutabilir ki? Kostüm tasarımcısı Marilyn Vance’in ellerinden çıkan bu nostaljik elbise, günümüzde de neredeyse birebir formlarıyla trendlerin ceplerinden taşan bir ikon. Milenyuma kadar hem Dior’un ‘yeni kadın’ tanımının hem de Marilyn Monroe, Elizabeth Taylor gibi yıldızların etkisiyle yalnızca zarafet ve dişilikle yan yana getirilebilen puantiye, 2000’li yıllara doğru yepyeni bir anlam düzeyine erişiyor. Milenyuma yaklaşırken avangart kültürlerin titreşimleriyle sallanan yüksek moda, Japon marka Comme des Garçons’un puantiyeli, büyük noktalı ve küçük benekli elbiselerine kucak açıyor. Markanın kurucusu Rei Kawakubo; “Yaratıcılık silahımla, istediğim savaşa girme gücüne sahip oldum” derken, Batı’nın çok iyi bildiği puantiyeli elbiselere geleneksel ve avangart dokunuşlar ekleyerek bambaşka bir yorum getiriyor. Japon akımıyla birlikte puantiye imgesinin yanı başındaki kavram zarafet değil, başkaldırı oluyor. Elbette ki Japon estetiğinin tüm Avrupa’da tanınmasının temelinde tasarımcı Kansai Yamamoto’nun tasarladığı David Bowie kıyafetlerinin olduğunu hatırlatmakta yarar var.



Trendlere nokta atışı
Moda tarihindeki farklı farklı puantiye yorumlarının günümüzdeki yeni eklektik formlarına birçok markanın 2019 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu’nda rastlamak mümkün. Dolce&Gabbana takım elbise yarışını puantiyeyle desteklerken; Burberry ve Prada benekli trendi, transparan ve seksi yüzüyle karşılıyor. Moschino ve Celine markalarının 2019 İlkbahar/Yaz Defilesi’nde de puantiyeye fazlasıyla yer ayrılmış.



İlham panosu
Amerikalı sanatçı John Baldessari ‘Daha fazla sıkıcı sanat yapmayacağım’ iddiasıyla eserlerini yaktıktan sonra, 80’li yıllardan itibaren yüzlerin üzerine yerleştirdiği rengarenk noktalarla sanat tarihine damga vurdu. Yine de nokta ve puantiye obsesyonu söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim hiç şüphesiz Japon sanatçı Yayoi Kusama. Onun eserleri sezonun puantiye çılgınlığının bilinçaltındaki yansıması misali her daim size bir şeyler fısıldıyor. Ayrıca 1940 yılında Frank Sinatra’nın seslendirdiği Polka Dots and Moonbeams şarkısını, puantiye yılının hatırına çalma listenize ekleyebilirsiniz!