"Benim derdim samimiyet"

Ezel'den Suskunlar'a Sarp Akkaya...
Bir anda giriverdi hayatımıza. Ve bir yıldız gibi parlayıverdi. Ama yıldızlar, parlarlar ve sonra sönerler ya, Sarp Akkaya öyle olmadı. Kutup yıldızı gibi çakılıp kaldı. Adı önce Ezel’in Tefo’suyla beynimize kazındı. Sonra da, ‘görüldüğü yerde izlenecek oyuncu’ kategorisine alındı. Oyunculuğu gibi değişik bir adam o. Her söylenene, her doğru diye belletilmek istenene, “Kafam basmıyor!” diyebiliyor. Soruyor, sorguluyor. Bayıldım çünkü sahici. ‘Miş’ gibi yapmıyor. Neyse o. Ve tek derdi var: Samimiyet. Gelin, birlikte biraz daha yakından tanıyalım bu genç, farklı, parlak ve ‘oyun’ aşığı oyuncuyu…

İnanılmaz inandırıcı, şaşırtıcı ve sürprizli bir oyunculuğun var. ‘Dann!’ diye kalakalıyor insan seni izleyince…
 Ne güzel bunları duymak. İşimi, büyük tutkuyla yapıyorum. Çünkü oyun oynamayı seviyorum. Artistlikle, oyun oynamayı birbirinden ayırıyorum. Benim derdim oyun oynamakla ilgili. Tıpkı çocuklar gibi.

Nasıl yani? Nasıl ayrılıyor artistikle oyun oynamak birbirinden…
Oyun oynamak, samimi bir şey. İnsan, doğduğundan beri, çocukluğundan beri oyun oynamayı seviyor ve oynuyor. Oysa artistlik, öğrenilmiş bir şeyleri tekrar etmek. En azından bana öyle geliyor. Samimi değil. Bense samimi olmaya çalışıyorum.

Ama sonuçta oynarken bir başkası oluyorsun. Samimiyet bunun neresinde?
Yooo aslında çok da başkası olmuyorsun. O da senin başka bir ruh halin. İçinden onu çıkarıyorsun.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.