Bu ülkeye aşığım, taşına, toprağına, tarihine...

Model olarak geldi, şimdi yoga hocası, Boğaziçi’nde tarih okuyacak,
Allah’ı var, görünce nefesin kesiliyor. O, bundan hoşlanmasa da, saçları uzunken Brad Pitt’le karşılaştırıyorlardı. Jeffrey Young, eski model, manken. Amerikalı. Dünyanın dört bir yanında modellik yapmış. Şimdi Türkiye’de, İstanbul’da yaşıyor. Şu aralar sınavlara hazırlanıyor, Boğaziçi Üniversitesi’nde Tarih okumak istiyor, bir yandan da Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Aynı zamanda Yoga Şala’da yoga öğretmeni. Bu güzel adamı size tanıtmasaydım yazık olurdu...

İstanbul’da bir Amerikalı. Üstelik Türkiye aşığı bir Amerikalı...
Doğru söylüyorsun, öyleyim. Bu ülkeyi seviyorum. Sıcak insanlarını, daracık sokaklarını, Arnavut kaldırımlarını, kedilerini, onca kalabalığın arasında huzurla yatan köpeklerini, İstanbul’un semtlerini, özellikle Arnavutköy’ü, esnafı, mahalle arası bakkalları, Toros’ları, Kapadokya’yı... Benim bildiğim hiçbir yere benzemiyor. Çok daha gerçek. Çok daha canlı. Hayatımın bu ‘an’ında burada olmaktan mutluyum. Geleceği bilmiyorum. Burada, Türkiye’de, Türklerin arasında, kendimi buluyorum.

İyi de hangi rüzgar attı seni buraya?

Bu rüzgarın adı aşk.

Nasıl tanıştınız?

İş için Antalya’daydım, Hillside Su’da kalıyordum, o zaman tanıştık. Bebek gibiydi. En tatlısı, en hoşu, en iyisi, en cömerti. Çok da çekiciydi, güzel gülümsüyordu. Saçları şahaneydi. Upuzun, gür aşağı doğru akıyordu. Ve üzerindeki elbiseye takıldı gözüm. Bedenine, beline...

Böyle mi başladı?
Evet, onu etkilemek için her şeyi yaptım ve başardım. O dönem modellik yapıyordum, aynı anda bir sürü ülkede yaşıyordum, Almanya, Amerika...

Hayatındaki diğer kadınlardan farkı?

Sevdiğim başka kadınlar da oldu. Ama kimse arkamda, onun durduğu gibi durmadı. Benim en büyük destekçim o. Bana duyduğu sevgi, benim kendimi sevmeme de sebep oluyor. Hem tutkulu iki sevgili hem de çok yakın arkadaşız. Ben onunla birlikte bu şehrin ve bu ülkenin inceliklerini öğreniyorum; o da benimle birlikte yeni şeyler keşdefiyor.

Amerika, Almanya ve Türkiye, bu üç ülkede de yaşadın. Kadınları arasında ne fark var?

Kadın her yerde kadın! Ama tabii ki dilleri ayrı. İnanmayacaksın ama Türkçe’ye ölüyorum. Nalan, bana bir şeyler mırıldandığında, tek kelimesini dahi anlamıyorum ama bayılıyorum. Türkçe sevgi sözcükleri, kulağa muhteşem geliyor.

Türkiye’de senin özel olarak dikkatini çeken ne?

Benim için Türkiye, “Hoş geldin” ve “Hoş bulduk”ların ülkesi. İnsanlar arasındaki bu sevecenlik inanılmaz şaşırtıcı. Kaç kere taksi şöförleri bozuk çıkmayınca, “Hiç önemli değil abi, vermesen de olur!” dediler, biliyor musun? Dünyanın hiçbir yerinde görülecek şey değil. Los Angeles, ‘mükemmel’in yanlış algısı, Hamburg da çok kuralcı. İstanbul ise tezatlarıyla baştan çıkarıcı.

İstanbul’da en sevdiğin yerler?

Arnavutköy, evimiz, Boğaz, Pera Müzesi, Yoga Şala, Kale’de menemen...

Bu şehri senin için vazgeçilmez kılan 5 şey?

Boğaz; gördükten sonra çarpılmamaya imkan yok. İnsanlar; çok sıcakkanlılar. Kültür; tanıdıkça, içine girdikçe, daha çok bağlanıyorsun. Ve bu eklektiklik; her şey var burada. 24 saat yaşayan bir şehir.

İyi de, en çok nesi seni baştan çıkarıyor?
Her an değişen bir kadın gibi. Biraz tutarsız ama çok heyecan verici. Hep sana yeni bir şeyler öğretiyor. Hep bir şeyler vaat ediyor.

En çok ne yemeyi seviyorsun?
Kalkan’ a ölüyorum. Hamsi harika. Bal kaymak, aman Allah’ım süper bir şey. Günaydın Restoran, Dükkan Burger, Adem Baba ve Arnavutköy’deki Kolaylar Manav’ın sebze ve meyveleri şiir gibi...

Neden Türkçe öğrenmek istiyorsun?

İnsanlarla konuşabilmek, daha rahat sohbet edebilmek için... Türkiye’nin köylerine bitiyorum; Türkçe öğrendikten sonra tek tek dolaşmak istiyorum...

Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih okumak istemenin özel bir sebebi var mı?

Ben bu ülkeye aşığım, her şeyi ama her şeyi öğrenmek istiyorum. Taşını, toprağını, tarihini... Bu toprakların geçmişi, benim için son derece heyecan verici: Büyük İskender, Hıristiyanlık/ İncil, Roma İmparatorluğu, Konstantin, Bizans, Selçuklular, Osmanlılar... Birbirini takip eden bunca uygarlığa hizmet etmiş ruhların, insanların enerjisi var her yerde. Ben de bunun bir parçası olmak istiyorum.

Küçükken ne olmak isterdin?

Sporcu.

Nasıl model oldun?
Tesadüfen. Durduracağım taksiyi kaçırdım; sonra, sıradaki diğer taksiye doğru koştum. O arada bir kadın arabasından bana seslendi; ben de “Efendim?” dedim. Adımı sordu, “Jeffrey” dedim. “Jeffrey model olmak ister misin?” dedi, “Niye olmasın?” dedim. Sonra kendimi Chicago’ya giden bir uçağın içinde buldum..

Peki neden model olmak istedin?
Los Angeles’tan kaçmak için! Bu iş sayesinde muhteşem insanlarla tanıştım. Ömür boyu sürecek dostluklar kurdum. Özgür ruhlu bir camia. En azından erkekler için durum böyle.

Dünya çapında bir model oldun ama bıraktın. Nesi seni kesmedi?
Modelliğin bir kemiği yok. Geçici bir şey. Görünüşe dayalı. Okumak, çalışmak, yaratmak, bilgi edinmek ve kendinizi teşvik etmek, hep size kalmış bir şey. Güdük kalıyorsun, büyümüyorsun, gelişemiyorsun. Oysa, ben gelişmek istiyordum, büyümek istiyordum. Yine de muhteşem bir deneyimdi ve beni Türkiye’ye getirdi! “Hoş geldin”lerin ve “Hoş bulduk”ların ülkesine...
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.