'Babalar ve kızları'

Son yıllarda deniz kenarında, uçakta, parkta, bahçede, metroda babaları ve kızlarını izliyorum. Daha doğrusu babaları ve çocuklarını…

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Babalar ve kızları'

Ama gözüm en çok kız çocuklarıyla babalarına takılıyor. Elinden nasıl tutuyor, saçını nasıl okşuyor, bir şey anlatırken gözlerinin içine nasıl bakıyor… İzliyorum işte.

Çünkü bir kız çocuğunun hayatında babasının yeri çok başka olabiliyor. Babalar kızları için ilk kahramanı, sırtını yasladığı dağıdır. Bazen büyüdüğünde bile sevdiği, âşık olduğu insanda babasından bir şeyler arıyor insan: Tanıdık bir bakış, bir ses, bir güven duygusu… Belki de bazen çocukluğundan kalan bir yarayı iyileştirmeye çalışıyor.

Benim babam da benim kahramanımdı, ilk aşkımdı. Nasıl anlatayım, bilmiyorum ki!

Bu yaşımda dönüp geriye baktığımda babamla ilgili keşkelerim elbette var. “Daha çok konuşsaydım, daha çok sarılsaydım” dediğim anlar… Ama bütün o keşkelerin yanında kocaman bir “İyi ki” de duruyor.

Benim güzel bir babam vardı.

Beş kız kardeşin en küçüğüyüm. Babam hepimizle ilgiliydi ama sanki benimle ilişkisi biraz daha farklıydı. Ablalarıma göre kendimi bu konuda daha şanslı hissederim. Belki evin en küçüğü olmamdandır; belki de ben, onun babalığını daha başka türlü yaşadığı bir yaşına denk geldim.

Evet evet, galiba anlatmak istediğim tam da bu: Babamın babalığını daha çok hissederek yaşadığı yılların çocuğuydum ben.

Arkamda dağ gibiydi. Babamın hakkını ödeyemem.

Annemle birlikte bize kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı, kimseye muhtaç olmamayı, kimseye minnet etmemeyi öğrettiler. Başımızı eğmemeyi, düştüğümüzde yeniden kalkmayı…

Bugün arkamdaki dağ, babam gideli iki yıl oluyor. İkinci ölüm yıl dönümü… Yazması bile tuhaf geliyor. İki yıl olmuş ama omzumdaki gücünü hâlâ hissediyorum.

Bakın, bu sektörde benim için yıllarca “Bu kızın arkasında kim var?” dediler.

Malumunuz, bizim memlekette çalışan, kendi ayakları üzerinde duran, her düştüğünde yeniden kalkan bir kadının başarısına illa bir açıklama aranır. Neden? Çünkü bir kadın kendi emeğiyle, inadıyla, çalışmasıyla bir yere gelmiş olamaz ya!

Fakat ben her düştüğümde yeniden ayağa kalktım. Bazen daha güçlü, bazen daha başarılı, bazen de canım çok yanarak… Evet ama kalktım.

Evet kalktım, çünkü arkamda babam vardı.

Yeri geldi pazarcılık yaptı, yeri geldi başkalarının ağız kokusunu çekti. Çalıştı, uğraştı, didindi ama bizi kimseye muhtaç etmedi, kimseye minnet ettirmedi.

Benim arkamdaki güç buydu işte: Babamın emeği, bize verdiği güven, öğrettiği dik duruş…

İyi ki de vardı.

Bakın; insanın ailesi arkasında dimdik durduğunda, düştüğü yerden kalkacak gücü bulması kolaylaşıyor. Canı yine yanıyor elbette; üzülüyor, kırılıyor, yanlış yapıyor… Ama bir yerde kendisini tutacak bir el olduğunu bilmek başka.

O yüzden kız çocuklarınıza sarılın. Onları dinleyin, destek olun.

Hata yaptıklarında, yanlış kararlar verdiklerinde de yanlarında durun. En çok o zaman ihtiyaçları olabilir size. Size gelirken korkmasınlar. Başlarına bir şey geldiğinde ilk düşünceleri “Babama nasıl söylerim?” değil, “Babama anlatayım” olsun.

Bugün bu yazıyı okuyan bir baba, kızına biraz daha sıkı sarılırsa benim için çok kıymetli.

Ben babama sarılamıyorum ama onun bana verdiği güce hâlâ tutunuyorum.

Şahsına münhasır, özel bir insandı benim babam; yeri çok ayrıydı. Yokluğunda bile arkamdaki o dağı hissediyorum.

İyi ki vardın baba, iyi ki senin kızındım.