'Bodrum'da bir eylül düğünü'
Bir dönem sürekli arkadaşlarımın düğünlerine gidiyordum. Şimdi arkadaşlarımın çocuklarını evlendiriyoruz. Meğer ikisinin de keyfi bambaşkaymış...
Hele çocukluğunu, gençliğini bildiğiniz birini damat ya da gelin olarak görünce insan hem duygulanıyor hem de “Ne ara geçti bunca zaman?” demeden edemiyor.
Önceki gün de canım arkadaşım avukat Altın Mimir’in oğlu Emek Emre ile Dilan Doğan’ın düğünündeydik. Bana göre Türkiye’nin en başarılı avukatlarından biri olan, her şeyden önce kadınların yanında duran Altın’ın oğlu da gelini de avukat. Üstelik Emek Emre, davalarıyla son yıllarda kendinden bir hayli söz ettirmeye başladı bile.
Bu yüzden de bu düğün biraz gecikmeli. Yani Emek ile Dilan bir yıl önce evlendi. Balaylarını da Amerika’da yaptı. Ancak iş yoğunluğundan düğüne fırsat bulamayınca düğün de "geç oldu ama güç olmadı."
Hatta şahane oldu, tadı damağımızda kaldı. Bodrum’un en güzel yerlerinden Flamm’da bir Eylül akşamında unutulmaz bir güne ev sahipliği yaptılar.
Düşünün; eylülde Bodrum’dasınız.
Hava mis. Ne rüzgar var ne bunaltıcı sıcak.
Tam şekerpare. Üzerinizde uçuş uçuş elbiseler.
Tabii düğünün en güzel yanlarından biri de “Ayıp olmasın, onu da çağıralım” kalabalığının olmamasıydı. Yani gelin ile damadın ve ailelerinin gerçekten görüştüğü, dostluk ettiği, hayatı paylaştığı insanlar bir aradaydı.
Butik, samimi, kasıntıdan uzak, herkesin birbirini tanıdığı, içinden geldiği gibi eğlendiği bir düğün.
Bir ara baktım, bütün masalar ayakta. Herkes dans ediyor, sohbet ediyor, gülüyor.
Hani bazı düğünlerde insanlar birbirini tanımaz; birkaç mecburi selamlaşma, biraz havadan sudan konuşma, sonra herkes kendi masasına döner ya... Burada öyle bir hava yoktu. Bence bir düğünü özel yapan da tam olarak bu: Davetlilerin orada bulunmak için gerçekten bir sebebinin olması, o mutluluğu canıgönülden paylaşmak istemesi.
Şahitler de öyleydi.
Bazı düğünlerde “O da olsun, bu da olsun, aman kimse kırılmasın” derken şahit listesi uzar da uzar. Emek ile Dilan’ın şahitleri ise Gülşen, Gülben Ergen, Hasan Arat, Sadettin Saran, İhsan Gülay ve Deniz Erdem’di. Hepsi ailenin yakını, dostu. Temsili nikahı da Serdar Gülgün kıydı.
Dilan’ın gelinliği canım arkadaşım Özgür Masur imzasını taşıyordu. Ben bayıldım. Özgür öyle güzel işler yapıyor ki her defasında büyüleniyorum. Emekçiğimizin damatlığı ise Milimetric’te özel olarak dikilmişti.
Ama ben biraz da damadın annesinden, Altın Mimir’den söz etmek istiyorum.
Canım Altın, şahane bir dost olduğu kadar fedakar bir annedir. Oğlunun her zaman yanında, her zaman destekçisidir. Düğünde de en küçük ayrıntıya kadar her şeye yetişmek için koşturdu.
Bir de gecenin gizli kahramanı teyze Kader Mimir vardı. Eee, boşuna “Teyze anne yarısıdır” dememişler. Ve tabii diğer teyzeler ile dayı Murat Çorak’ı da unutmamak gerek. Gerçekten Emek’in en özel gecesi için hepsi emek verdi. Tabii yeğen düğünü başka bir şeydir; ben çok yaşadım, bilirim. O heyecanın, o mutluluğun yeri çok ayrıdır.
Sahnede de İskender Paydaş ve orkestrası yine yaptı yapacağını; herkesi dans ettirdi. İskender’i izlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir, benden söylemesi.
Yani diyeceğim o ki; yaza veda ederken Bodrum’un o güzel havasında bol kahkahalı, bol danslı, bol muhabbetli unutamayacağımız bir gece geçirdik. Dostlarımızın mutluluğuna ortak olduk, çocuklarının büyüdüğünü görüp biraz da duygulandık.
Emek ile Dilan çok mutlu olsun. Ağızlarının tadı hiç bozulmasın.
Düğünü bir yıl beklettiler ama değdi doğrusu.