'Ben de artık balık etli kontenjanından devam ediyorum, işte bu kadar!'
Yasemin Sakallıoğlu’na bir senaryo gitmiş. Demişler ki: “Bu rol için biraz zayıflaman gerekiyor.” Yasemin de “Tamam” demiş ve iki ayda tam 12 kilo vermiş. Üstelik son zamanlarda neredeyse “Bugün hava nasıl?” sorusundan daha çok konuştuğumuz o meşhur zayıflama iğnelerine bulaşmadan...
Diyet yapmış, dikkat etmiş, vermiş.
Ki Yasemin yıllardır kilosuyla ilgili konuşmaktan hiç çekinmeyen, hatta kendi kilosunun esprisini herkesten önce kendisi yapan kadınlardan.
Kendisiyle dalga geçebiliyor. Kendiyle eğlenebiliyor.
Ve bence insanın kendisiyle eğlenebilmesi acayip bir zekâ göstergesidir arkadaş! Kilosu varmış, yokmuş kime ne! Kadının zekâsı ortada.
Neyse, Yasemin bu konuda yaptığı açıklamada demiş ki: “Artık kilo vermeyeceğim. Kendimden çok memnunum. Şu anda ‘Bir beş kilo daha versen çok güzel olacak’ dedikleri yerdeyim. Ama o beş kiloyu da vermeyeceğim. O kadar zayıf olmak zorunda mıyım? Ülkemizin zayıf, şahane kadınları var. Beni de balık etli kontenjanından değerlendirin.”
İşte budur! Vallahi alkışladım.
Çünkü Allah aşkına, her kadın incecik olmak zorunda mı?
Mesela kim çıkardı bu kuralı? Nerede yazıyor? Biz de okuyalım. Ya da kadın olmanın şartnamesinde “36 beden olunacaktır” diye bir madde mi var da bizim haberimiz yok?
Bir de şu meşhur “Beş kilo daha versen…” cümlesi yok mu?
Ah o beş kilo! Bitmedi gitti arkadaş.
60 kilo olursun, “Beş kilo versen…”
55 olursun, “Bir üç kilo daha versen yüzün ortaya çıkar.”
52 olursun, “Aman çok zayıflama, yüzün çökmüş.”
E ne yapacağız biz? Kaç kilo olacağımızı bir söyleseniz de orada sabitlenelim bari!
Gerçekten kadınların bedenini biraz rahat bırakalım artık. Yok kilosu, saçı, yüzü, kıyafeti, göbeği, kalçası, yaşı, selülitleri, botoksu, botokssuzluğu…
Kadın dediğin insan mı, ekspertize sokulan ikinci el araba mı belli değil!
Bir de dikkat ediyorum; bunu en çok yine biz kadınlar birbirimize yapıyoruz. Erkekler bazen bizim kilomuzla bizim kadar ilgilenmiyor vallahi. Biz kadınlar bir masaya oturuyoruz: “Öğlen ne yiyelim?”, “Salata yiyelim.”
“Ben üç kilo aldım.” — “Aaaa hiç belli olmuyor.”
“Yok yok, basenlerime gitti.” — “Sen yine iyisin, ben beş kilo aldım.”
Hop! Daha yemek gelmeden masada toplu kilo zirvesi başladı.
Akşam ne yiyeceğiz? Kilo.
Tatile nereye gideceğiz? Kilo.
Kim ne giymiş? Kilo.
Kim zayıflamış? Kilo.
“İğne mi olmuş?”, “Kesin iğne!”
“Yok canım, diyet yapmış.”, “Hadi oradan, iki ayda o kadar kilo diyetle verilir mi?”
Yahu bize ne! Gerçekten bize ne?
Bir insan sağlıklıysa, kontrollerini yaptırıyorsa, kilosu sağlığını tehdit edecek bir noktada değilse ve en önemlisi aynaya baktığında kendini seviyorsa mesele bitmiştir.
Nokta.
Çünkü insanın kendini iyi hissettiği kilo diye de bir şey var. Herkes aynı bedende, aynı kalıpta, aynı ölçüde olmak zorunda değil; bence de olmayalım zaten.
Zaten yeterince birbirine benzedi çoğu kadın. Aynı burunlar, aynı dudaklar, aynı kaşlar, aynı saçlar... Bari kilolarımız farklı kalsın arkadaş!
Ha bir de Yasemin önceki gün Göksel’in konserine gitmiş ve Göksel’i anlatırken “Çok güzel bir kadın, şahane bir kadın, cilveli kadın…” diye öve öve bitiremiyor.
Ben buna da ayrıca bayıldım.
Bir kadın başka bir kadını güzel buluyor ve bunu bağıra bağıra söylüyor.
İşte bu. İşte bizim biraz da bunu öğrenmemiz gerekiyor.
Birbirimizi övmeyi.
Birbirimizi alkışlamayı.
Bir başka kadın güzel olduğunda “Ama…” diye başlayan cümleler kurmamayı.
“Çok güzel ama burnu…”
“Çok başarılı ama özel hayatı…”
“Çok iyi giyiniyor ama zaten parası var…”
“Çok zayıfladı ama kesin iğne…”
Yahu şu ‘ama’yı bir bıraksak mı artık?
Kadın güzelse güzel, başarılıysa başarılı, iyi giyiniyorsa iyi giyiniyor. Mutluysa da maşallah deyip geçelim.
Tamam, hepimiz zaman zaman yapıyoruz. Dedikodu başka bir şey, onu da tamamen kaldırmayalım şimdi, hayatın tadı tuzu. Minnoş dedikodularımız kalsın!
Ama başka bir kadını didik didik etmek, aşağılamak, bedeninden vurmaya çalışmak başka bir şey. Onu bırakalım artık canlar.
Çünkü biz kadınlar birbirimizi yerin dibine sokarsak başkaları neden çıkarsın göklere?
O yüzden Yasemin Sakallıoğlu gibi geniş kitlelere ulaşan kadınların böyle konuşmasını çok kıymetli buluyorum. Daha çok söylesinler; “Ben böyle iyiyim” desinler. “Daha fazla zayıflamayacağım” desinler. “Beni balık etli kontenjanından değerlendirin” desinler.
Çünkü Yasemin 12 kilo vermeden önce de Yasemin’di, şimdi de Yasemin. Kilosu onun zekâsını, mizahını, yeteneğini, sahnedeki başarısını gram değiştirmez. Tamam, şimdi kilo vermiş, fıstık gibi olmuş. Kendine bakıyor ve “Ben burada iyiyim” diyorsa tamamdır arkadaş. Daha ne?
Ve artık bundan sonra biri bana “Bir beş kilo daha versen şahane olursun” dediğinde şöyle diyeceğim: “Yok, teşekkür ederim. Ben de balık etli kontenjanından devam ediyorum.”
Vallahi çok da güzel kontenjan, işte bu kadar! Artık ben Yasemin’in kontenjanındayım. Budur! Beğenmeyen yanaşmasın.
Öptüm…
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Mabel’in 9/8’liği'
'Bildiğiniz kahvaltıları unutun'
'İki şef, muhteşem Boğaz manzarası ve bolca lezzet dolu bir gece'
'Kadının gücü: Filenin Sultanları tarih yazmaya devam ediyor'
'Düne kadar her şey çok güzeldi de bugün ne değişti?'
'Bodrum’da lezzetin yıldızları aynı mutfakta buluştu'
'Ayrılırken sadece kadın değil, erkek de acı çekiyor(muş)'