'Gülmeyi özlemişiz: Tuzlu Kahve'
“Tuzlu Kahve”yi izliyor musunuz? Demeyeceğim çünkü reytinglere bakarsak “Evet, izliyorsunuz.” Farkında mısınız? Bir geldi, fırtına gibi esiyor. Ben kıkır kıkır gülüyorum. Hatta yeni bölümün bir an önce başlamasını bekliyorum.
Meğer ne çok ihtiyacımız varmış şöyle televizyonun karşısına geçip keyiflenmeye. Biraz kafamızı dağıtmaya, bir karakterin söylediğine kahkaha atmaya... Çünkü gülmeyi çok özlemişiz.
Son yıllarda ekran karşısında gerilmekten omuzlarımız kulaklarımıza çıktı. Entrika, şiddet, ihanet, gözyaşı... Yok yok! Birinin derdi bitiyor, diğerinin felaketi başlıyor. Biraz da gülelim yahu! Günlük hayat zaten yeterince yoruyor.
Ve “Tuzlu Kahve”, “Halk bunu istiyor” diyen ezberci yapımcılara da bir selam çakıyor hani! O da ayrı bir konu.
Dizide klasik bir konu var elbet. Eda Ece’nin canlandırdığı Derin ile Buğra Gülsoy’un hayat verdiği Mehmet’in yollarının kesişmesiyle başlayan bir hikaye ve iki farklı kültürden aileler... Klasik evlilik planları, geçmiş hesaplar birbirine giriyor. Ama öyle silahlar çekilmiyor; kavga gürültüyle, bağrış çağrışla gerilmiyoruz. Kıkır kıkır gülüyoruz.
Ve özlediğimiz bir kadro izliyoruz.
En başta Binnur Kaya... Ne söylesek eksik kalır. Oyunculuğunu izlemek başlı başına bir keyif. Bir bakışı, bir duruşu, bir cümleyi söyleyiş biçimi; komedinin nasıl ince bir iş olduğunu hatırlatıyor insana. Her şeyi bağıra bağıra anlatmaya gerek yok işte, bazen bir yüz ifadesi yetiyor. Binnur Kaya’yı izlerken de “İşte oyunculuk!” diyorsunuz. Biz bu kadını hangi projede olursa olsun sahipleniyoruz. Ve Buğra Gülsoy ile sahneleri müthiş.
Nebahat Çehre’ye ise ayrı bir parantez açmak şart. O nasıl bir duruş arkadaş, nasıl bir tarz! Kıyafetleri, onları taşıması, zarafeti... Kendisi ekrana gelince hikayeyi takip ederken bir yandan da üstündekileri incelerken buluyorum kendimi. Bazı insanlar kıyafeti gerçekten başka türlü taşıyor. Nebahat Çehre de onlardan. Yıllardır değişmeyen bir özen, kendine has bir tavır... İzlemeye doyamıyorum.
Ve Şevval Sam... Aman da aman! Adanalı şivesi, o altınları... Bayıldım! Hepsi bir araya gelince ortaya izlemesi çok keyifli bir karakter çıkıyor. Şevval’in karakterin dünyasına girişi, konuşması, tavırları ve tabii altınların parıltısı da cabası!
Nergis Kumbasar ile Enis Arıkan’ın arasındaki o itişmeye ne demeli? Birbirlerine laf yetiştirmeleri, aralarındaki çekişme... Biri bir şey söylüyor, ötekinin cevabını bekliyorum. Karşılıklı uyum çok önemli. O alışveriş tutunca seyirci de keyfine bakıyor. Ben onların sahnelerinde tam olarak bunu yapıyorum.
Usta oyuncu Nevra Serezli ayrı bir renk katıyor. Ceren Moray ise başka bir hikaye... O nasıl bir karakterle bütün olmak!
Ve Eda Ece, Buğra Gülsoy, Yasemin Ergene, Sarp Apak, Cengiz Bozkurt, Hatice Aslan, Settar Tanrıöğen... Say say bitmeyen süper bir kadro! Belli ki maliyet çok yüksek. Ama “Olacak O Kadar”, “Avrupa Yakası” dönemlerini çok iyi bilen biri olarak aşırı özlemişim. Ekranlarda sabah ayrı, öğlen ayrı, akşam gerilim arasında ilaç gibi geldi.
Ve “Halk gerilim istiyor” diyen ezberci yapımcıya bu dizinin söylediği de çok açık bir şey var: Seyirci gülmek istiyor. İyi oyuncularla, keyifli bir hikayeyle buluşmak istiyor. Kolaycılığa kaçmamak, biraz elini taşın altına koymak gerekiyormuş. Yapımcı Polat Yağcı tam da bunu yapmış. Kendisini tebrik ediyorum ve hatta komediye bu ölçekte yatırım yaptığı, bu işe inandığı için kendisine kocaman bir alkış!
Sektörde daha fazla görmek istediğimiz cesaret tam da bu.
İnşallah “Tuzlu Kahve”nin gördüğü ilgi başka yapımlara da kapı açar. “Halk bunu istiyor” cümlesini kuranlara seyircinin kahkaha atmak da istediğini hatırlatır.
Çünkü bazen akşam evimize geldiğimizde tek istediğimiz, yüzümüzün biraz gülmesi.