'Hamak yoga festivali ardından'

İki kadın yan yana gelse konuşulan konular az çok bellidir diye düşünülür: Kilo, diyet, saç, makyaj, tırnak... Peki, dört kadın eğitmenin de aralarında olduğu 35 kadın, dört gün boyunca bir arada olup bunların hiçbirini konuşmaz mı? Konuşmadık.

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Hamak yoga festivali ardından'

 

Gerçekten inanması güç ama konuşmadık, bir an bile. Konuştuklarımız kendimiz olmak, insan olmak, varlığımız, bedenimiz ve ruhumuzdu. Özellikle bu dönemde bana ilaç gibi geldi.

Bazen durmak gerekiyor. Durup nefes almak, kendini dinlemek, saçma dayatmalardan uzaklaşmak... Ama gerçekten dinlemek. Bir yere yetişmeye çalışmadan, saati kontrol etmeden, “Sonra ne yapacağım?” diye düşünmeden, telefona bakmadan...

Sizi bilmem ama ben “durmak” yani gerçekten “durmak” kelimesiyle pandemi döneminde tanıştım. İlk zamanlar zorlandım, sıkıldım, mutsuz oldum. Ama zamanla öğrendim. Meğer kendimi bile tam tanımıyormuşum. Bilmediğim, keşfetmediğim ne çok yanım varmış. Meğer sadece yol almışım, koşmuşum... Durup şöyle bir etrafına, bir de kendine bakınca anlıyorsun meseleyi.'Hamak yoga festivali ardından' - Resim : 1

Ve tabii durduğum dönemde bocalamakla da tanıştım. Hata üstüne hata yaptığım zamanlar ne yazık ki biraz daha çoğaldı. Kendinle baş başa kalmak, kendini anlamak öyle söylendiği kadar kolay değilmiş; öğrendim öğrenmesine de hâlâ çoğu zaman unutuyorum.

Gezmek, görmek, keşfetmek, yeni insanlar tanımak çok güzel ama insanın biraz da kendine vakit ayırması gerekiyor. Öyle "koltuğa uzanayım, kendime zaman ayırayım"dan öte; gerçekten zaman ayırmaktan, sahici bir şeyden bahsediyorum. Derine inip kendinle buluşmaktan...

Tüm bunlar çerçevesinde yolum, memleketin güzel köşelerinden Foça’ya düşüyor. Mine Melek’in davetiyle AirArts Academy HammockYoga Festivali’ne katıldım. Üç kadın el ele vermiş ve bu yola baş koymuş: İstanbul’dan Mine Melek, Mersin’den Sibel Güler ve Ankara’dan Selen Kelecik... “Düşersek birbirimizi kaldıralım, ayağa kalkarsak da birlikte kalkalım” deyip güçlerini birleştirmişler.

Beni bilen bilir; spor hayatımda hep vardı. Ancak yaşadığım sağlık sorunu nedeniyle uzun bir ara vermek zorunda kalmıştım. Şimdi daha kontrollü, bedenimi dinleyerek yeniden başlıyorum. O yüzden Mine Hoca’nın bu daveti benim için ayrıca kıymetliydi.

Ama burada biraz duralım.

Çünkü hamak yogasını yalnızca bir spor diye anlatmak eksik kalır. Benim hamak yogasında asıl ilgimi çeken, insanın kendisiyle kurduğu ilişki. Hani “Fiziğim şöyle olsun, saçım güzel görünsün, makyajım bozulmasın, taytımla bluzum uyumlu olsun” hali var ya; işte burada bütün bunları kenara bırakıyorsunuz. Kim nasıl görünüyor, kim hangi hareketi daha iyi yapıyor diye etrafa bakmayı da... Tamamen kendin olmak, kendini hissetmek ve içinde ne olup bittiğini fark etmekle ilgileniyorsunuz.

Dışarıdan nasıl göründüğünden çok, içeride nasıl hissettiğinle ilgilenmek... Bedenini başkasıyla kıyaslamadan, kendine kızmadan, kendini bir şeyleri yapmaya mecbur bırakmadan dinlemek... O gün ne kadar yapabiliyorsan o kadarına razı olmak. Sürekli daha fazlasını isteyen bizler için kolay mı? Bence hiç değil.

Üstelik her şeyin görüntüsünü bu kadar önemsediğimiz, neredeyse yaşadığımız anın bile fotoğrafta nasıl çıkacağını düşündüğümüz bir dönemde insanın kendine “Peki, ben nasıl hissediyorum?” diye sorması ne kadar kıymetli. Hamak yogasının beni çeken tarafı da tam burası işte.

Bir de bütün bunları yaptığımız ortamı düşünün: Doğanın içindesiniz. Bir yanda denizin dalgası, diğer yanda kuş sesleri; araya çocuk sesleri karışıyor. Hayat kendi akışında devam ediyor. Bazen müzik eşlik ediyor, bazen sadece etrafı dinliyorsunuz.

Kaldığımız Foça Phokaia Beach Otel’de aynı zamanda TFF’nin her yaş grubundan sporcuların katıldığı sörf yarışları vardı. Anlayacağınız otelin her köşesinde sporcu vardı ve spor konuşuluyordu. Şahaneydi. Yani her şey doğal, olduğu gibi... İnsanın kendini başka türlü göstermeye ihtiyaç duymadığı bir ortam.

Peki, dört gün boyunca sürekli yoga mı yapıldı? Tabii ki hayır.

Sohbetler edildi, yeni insanlar tanıştı, birbirine yabancı insanların aslında ne kadar tanıdık olduğu fark edildi, kitaplar tavsiye edildi. Birinin anlattığında diğeri kendinden bir şey buldu; belki de kendinde adını koyamadığı bir duyguyu başkasını dinlerken fark etti.

Durdu. Düşündü. Keşfetti.

Bu festivali benim için farklı kılan da buydu. Herkes kendiydi, gerçekti ve samimiydi.

Program da bu duyguyu besliyordu: Hamak yogası, Hatha yoga, Yin yoga, ses terapisi, denizin üzerinde SUP yoga... Mine Melek’in yanı sıra Sibel, Selen, Eray ve Sedef hocaların yer aldığı dolu dolu bir buluşmaydı.

Bir yanda hareket, diğer yanda yavaşlamak için ayrılmış zaman vardı. Sohbet vardı, deniz vardı, birlikte oturulan sofralar vardı. Mine Melek ve psikolog Eray Baki’nin “Zihnin Koza Evresi” söyleşisi de programdaydı. Adı bile durup düşündürüyor insanı. Bazen kendi alanımıza çekilmeye, biraz sessizliğe, yeniden başlayabilmek için kendimize zaman tanımaya ihtiyacımız var. Tam da onu hissettiğimiz bir buluşmaydı.

Peki, asıl konumuza, hamak yogasına gelince...

İlk bakışta insanın gözünü korkutabiliyor. Hamağı, havada yapılan hareketleri görünce “Ben bunu nasıl yapacağım?” diyorsunuz. Ancak hamağın desteğiyle yapılan hareketlerin farklı seviyelere göre düzenlenebildiğini öğrenince merakınız artıyor.

Burada mesele en zor hareketi yapmak ya da bir başkasına yetişmek değil; kendi sınırlarını tanımak, acele etmemek ve eğitmenin rehberliğinde ilerlemek. Benim için de önemli olan buydu: Uzun bir aradan sonra bedenimle yeniden iletişim kurmak. Onu zorlamadan, söylediklerini duymaya çalışarak...

Bu kez valizime o bildiğiniz keşfetme merakımın yanına biraz da yavaşlama niyeti koymuştum. Foça’dan dönerken aklımda sadece deniz, doğa ve güzel sohbetler yoktu; kendime sormayı unuttuğum sorular da vardı:

Ne istiyorum?
Nasıl hissediyorum?
Kendime gerçekten vakit ayırıyor muyum?
Dünyayı gezmeye, yeni yerler keşfetmeye bu kadar hevesliyken kendimizi keşfetmeyi neden erteliyoruz?

Bazen durmak gerekiyor. Kendine dönmek, kendine sarılmak... Çünkü insanın kendisiyle de buluşmaya ihtiyacı var.

Son olarak meraklısına küçük bir not:

Herkes yapabilir mi? Yaş, cinsiyet, kilo ve esneklik seviyeniz ne olursa olsun hamak disiplini ders içeriklerindeki çeşitlilikle herkese alan tanıyor. Özellikle masa başı çalışanlar ve kasları hareketsiz kalanlar için ağrıları azaltıcı ve yenileyici bir etki yaratıyor. (Hamilelik ile yeni ameliyat/dikiş durumlarında yapılması önerilmemektedir.)
Özel Durumlar: Glokom (göz tansiyonu), tansiyon rahatsızlıkları, vertigo, orta kulak kristal kayması veya düzensiz kalp fonksiyonu olanlar hamağın yere yakın olduğu restoratif terapi modellerini uygulayabilirler.
Şahane bir buluşmanın ardından ben yine yollardayım, bu kez biraz uzaktayım... Siz bu yazıyı okurken ben çoktan İtalya’nın Bologna şehrinde, A Millî Futbol Takımımızı desteklemek ve Türkiye - İtalya maçını izlemek için yerimi almış olacağım.

Kendinize iyi bakın ve kendinizi ihmal etmeyin. Sadece şu "an" var; anın tadını çıkarın...