'Memleket sevmek böyle bir şey: Gaziantep'

Beni bilen bilir; memleket sevgim bir başkadır. Bu ülkeyi gezmeye, görmeye, keşfetmeye bayılırım. Gitmediğim şehir sayısı da oldukça azdır. Gaziantep ise en sevdiklerimin başında geliyor.

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Memleket sevmek böyle bir şey: Gaziantep'

Gaziantep’le 2016 yılında Özmen ailesi sayesinde tanıştım. O gün bugündür, uzun süre gitmeyince kendimi eksik hissediyorum. Orada o kadar çok dostum, arkadaşım oldu ki anlatamam. Her gidişimde kendimi evimde hissediyorum.

Bu duyguyu bana fazlasıyla yaşatanların başında da Mine ve Erhan Özmen geliyor.

Özmen ailesinin, mimar Mahmut Anlar’ın restorasyonuyla 2016 yılında otel olarak şehre kazandırdığı Hışvahan’ın bendeki yeri de apayrı. Lala Mustafa Paşa tarafından 1563–1577 yılları arasında yaptırılan, Gaziantep’in ayaktaki en eski hanı olan bu yapının kapısından her girişimde aynı şeyi düşünüyorum: İyi ki bu tarihe sahip çıkılmış.

Her zaman yazıyorum, söylüyorum; Gaziantep insanı çok başka. Memleketine sahip çıkıyor. Bugün bu yazıda, yemek konusuna hiç girmiyorum. O, başlı başına başka bir yazının konusu.'Memleket sevmek böyle bir şey: Gaziantep' - Resim : 1

Ben bugün Erhan Özmen’in yaptığı konuşmadan bahsetmek istiyorum.

Bu hafta sonu, “Güneşten, Topraktan, Tarihten Gelen Lezzet” temasıyla düzenlenen Uluslararası Gaziantep Gastronomi Festivali için yine Gaziantep’teydim. Rumkale’deki açılış yemeğinde Erhan Özmen’in söylediklerini dikkatle dinledim.

Çünkü bazı sözler, insanın tam da duymaya ihtiyaç duyduğu zamanda gelir.

Şöyle dedi Erhan Bey:

“Atalarımızdan, büyüklerimizden kendi şehrimize değer katmayı öğrendik. Onun için buradan pılıyı pırtıyı toplayıp ülkenin büyük bir şehrine gitmeyi hiç istemedik. 80 yıllık bir aileyiz, değirmenciyiz. Özmen Un’u dördüncü kuşağa taşıdık. Bu topraklarda doğduk, bu topraklarda var olacağız” deyip ardından girişimci olmanın, iş yapmanın sorumluluğundan söz etti. Kendi kırılganlıklarımızın da dünyanın kırılganlıklarının da olabileceğini anlattı. Ama hemen arkasından da, “Vallahi biz kırılmayız. Biz dimdik dururuz” dedi.

Yani görevlerinin; birey olarak, kurum olarak, şirket olarak, şehir olarak bu ülke için çalışmak olduğunu vurguladı.

Bakın, zor günlerden geçerken bu sözleri çok ama çok önemsiyorum. Hele arkasında yılların emeği, üretimi, yatırımı varsa.

Doğduğu topraklarda kalmak. Orada üretmek. İş vermek. Tarihini korumak. Şehrinin geleceğine katkıda bulunmak... Bunların her biri çok kıymetli.

O yüzden memleket için atılan her hayırlı adımı sık sık dile getiriyorum. Yazıyorum, söylüyorum. Söylemeye de devam edeceğim.

Çünkü memleketin her köşesi çok kıymetli. Toprağımız, doğamız, tarihimiz... Hepsi bize emanet. Sahip çıkmak da hepimizin sorumluluğu.

Asırlık Duvarlarda Yeni Bir Hikâye
Gaziantep, Hışvahan demişken; bu kez o çok sevdiğim avluda sanat da vardı.

Hışvahan’ın beşinci sergisi, İsmail Acar’ın “Stilizasyondan Formasyona” başlıklı sergisi açıldı. Mine Özmen’in deyişiyle, eserler Hışvahan’ın asırlık duvarlarına da çok yakışmış.

İsmail Acar’ın ilk desenlerinden bugüne uzanan sanat yolculuğu; Anadolu’nun Tanrıları ve Kralları, Mevleviler, sultan portreleri, kaftanlar, Bereket serisinin narları ve şehirlerle bu tarihi yapıda buluşuyor.

Doğu’nun motifleriyle Batı’nın form anlayışını buluşturan eserleri o taş duvarların önünde görmek insana başka bir duygu yaşatıyor. Bir yanda yüzyılların birikimi, diğer yanda o birikimden beslenen bir sanatçının dünyası.

Düşünsenize; kimler geçmiş o handan, hangi yollar kesişmiş, ne sohbetler edilmiş. Şimdi aynı duvarlar, sanatla yeni hikâyeler biriktiriyor.

30 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek sergiyi, yolunuz Gaziantep’e düşerse görün derim.

Benim aklımda ise bu geziden bir cümle kaldı:

“Bu topraklarda doğduk, bu topraklarda var olacağız.”

Memleket sevgisinin içini işte böyle dolduruyoruz. Çalışarak, üreterek, koruyarak. Ve bizden sonrakilere bırakacak güzel şeyleri çoğaltarak.

Ağzınızın tadı hiç bozulmasın o zaman, güzel haftalar!'Memleket sevmek böyle bir şey: Gaziantep' - Resim : 2