Korse feminizme karşı mı?

Korse feminizme karşı mı?

Çağlar boyunca idealize edilmiş kadınları betimleyen korse, oy birliğiyle tarihe gömüldü. Sonraki yıllarda bu kez güçlü kadınları temsilen geri geldi. Fetişist mi, boyun eğici mi yoksa otoriter bir duruş mu? Sezonun devasa trendi korseye, şüpheci bir bakış atıyoruz!

Ataerkil bir işkence yöntemi mi, kadınların iyiden iyiye bağlı olduğu mükemmellik masalının bir parçası mı, yoksa fetişist rüyaların tamamlayıcısı mı? Korsenin şaibeli geçmişini, feminist bakış açısıyla yeniden yorumluyoruz. 19’uncu yüzyıl yani Viktorya Dönemi kadınları için korse, iç çamaşırı görevi görüyordu. Kum saati silueti yaratmak için kullanılan ve üst sınıftan işçi sınıfı kadınlarına doğru akışkan bir ‘yazılı olmayan kural’ görevi gören korse, bazı tıp çevrelerine göre solunum hastalıklarına, kaburgada şekil bozukluğuna ve hatta düşüklere sebep oluyordu. Ancak yine de vazgeçilmesi pek kolay olmadı…


Victoria dönemi kadınları korseyle, kum saati silueti yaratıyordu.

Edward Dönemi’ne gelindiğinde, kum saati şeklindeki arzuların yerini, ‘S’ şeklinde vücut hayali aldı. Bu iki dönemde de kadınların nasıl görünmesi gerektiğine dair manifesto bugünün aksine; estetik operasyonlar, spor veya beslenme alışkanlıkları gibi çözümler yerine, korseyi işaret ediyordu. 20’nci yüzyıla gelindiğindeyse sert metallerden yapılan korselerin yerini, nihayet elastik kumaşlı korseler aldı. Yüzyıllar boyunca soyluların ve sonrasında her statüden kadının iç çamaşırı olarak kullandığı, bir nevi işkence yöntemi korse; özellikle Coco Chanel ile birlikte ana akım modadan uzaklaştırıldı. 20’lerden itibaren bilindik kadın normlarına karşı, Chanel filtresiyle yükselen ‘unisex’ kavramı; korseleri kadının aktif yaşam tarzına uygun olmadığı gerekçesiyle günlük yaşamdan uzaklaştırmaya başladı. Ne var ki, korsenin kadını aşağılayan kumaşı, ilerleyen yıllarda sahne dünyasında ‘farklı’ görünmek isteyen marjinallerin kostümü olarak geri dönecekti.



Sahnenin ‘öteki’ yüzü
Korsenin fetişizmden beslenen bir diğer karakteri, 60’lardaki filmlerin ikonik kadınlarına famfatel bir ruh katıyordu. Bu yönüyle korse hala feminist ruhtan uzak, kadını metalaştıran eleştirel bir kostüm özelliği taşımaya devam etti. Sophia Loren’in başrolünde oynadığı 1960 yapımı Millionairess yani Milyoner Kadın filminde, Epifania Parerga karakterinin korseli kostümleri; geçmişin sımsıkı bağcıklarını yeniden gündeme getirdi. Aynı yıllarda Brigitte Bardot, La Bride Sur Le Cou (Dolu Dizgin) filminde yine hazların yükseldiği yerden kostüm ve iç çamaşırı dengesini kurmaya çalışıyordu. Tüm bunlara rağmen şov dünyasından uzak kadınlar için ‘her daim giyilen bir iç çamaşırı’ kuralından sıyrılmayı başarmıştı.1970’lere gelindiğinde korse, moda şovlarında güncellenmiş versiyonuyla yükseldi. Tasarımcı Vivienne Westwood, punk kültürünün asi tavrını korseyle metaforlaştırdı. Coco Chanel aklıyla, kadınların prangası olarak görülen korse, Westwood dokunuşuyla bu kez kadınları güçlendirmek için modern çağ ile bağ kuruyordu. Elbette ki bu muhteşem dönüş iç çamaşırı kabuğundan sıyrılmış, aksesuar formuyla karşımızdaydı.



Jean-Paul Gaultier ve Thierry Mugler gibi alternatif seslerin dahileri, 1980’lerde tasarımlarına yine korse ekledi. Özellikle Gaultier’in pembe saten korsesi ve konik sütyeni; Madonna’nın 1990’daki efsanevi Blonde Ambition turnesinin simgesine dönüştü. Geçmişte taşıdığı boyun eğme ve baskı mesajı, özellikle Madonna etkisiyle kadınlık ve güç mesajına dönüştü. Chanel markasının keskin çizgisi ise, Karl Lagerfeld’in 1993 Haute Couture Kış Defilesi’yle ters bir ivme kazandı. Şovda Claudia Schiffer’ın efsanevi korseli gelinliği, hala ikonik bir mertebede... Tüm bunlara rağmen artık günlük yaşamda rol bulamayan korse, kesin bir kararla tıpkı 2001 yapımı Moulin Rouge filminde olduğu gibi şov dünyasının zamansız ve özgür yüzünü temsil etmeye başladı. Filmde Nicole Kidman’ın canlandırdığı Satine karakterinin, eski çağların korseli kadınlarına benzediğini kim söyleyebilir ki? Sizin anlayacağınız 19’uncu yüzyıldan kalma ataerkilliğin kalesi bir giysi, bugün güç eksenindeki çağrışımlarıyla varlığını sürdürüyor.