Ukrayna'nın liman şehri Odessa! Nereler gezilir, ne yenir, ne içilir?

Sakinliğiyle adeta zaman kavramını yitirdiğiniz bir yer. Hafta sonu bile keşfedilecek kadar kompakt. Sıcakkanlı insanları, tertemiz, geniş sokakları, müzeleri ve yemyeşil parklarıyla vizesiz gidilebilen Ukrayna’nın Odessa şehri, farklı bir kültürü tanımak isteyenler için keyifli bir gezi sunuyor.

Ukrayna'nın liman şehri Odessa! Nereler gezilir, ne yenir, ne içilir?

Yazı: Gülru incu

Bambaşka bir alfabenin kullanıldığı bir coğrafyaya seyahat etmek insanda yoğun bir merak duygusu uyandırıyor; hele tarihinde devrimlerin, ayaklanmaların olduğu, köklü bir rejimin etkilerini hala hissettiğiniz bir coğrafyaya gidiyorsanız. Ukrayna’nın Karadeniz’e açılan en önemli liman kentlerinden biri olan Odessa’ya yaklaşık 1.5 saat süren uçuşta bunları düşünüyor insan. THY, Onur Air ya da Ukrayna Uluslararası Havayolları ile Odessa’ya uçmak mümkün. Odessa Havalimanı’na inince biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, çünkü bu uluslararası havalimanı sıradan bir otogardan biraz hallice. Havalimanı polisleri biraz aksi, özellikle kadın polisler yüzlerinde çok sert bir ifadeyle sizi süzüyor ve gizli servis tarafından izlendiğiniz bir film sahnesine giriveriyorsunuz sanki.

GEÇMİŞİN MİRASI, GÜNÜN MODERNİZMİ

Geçmişle bugünün tuhaf bir şekilde iç içe geçtiği bir şehir burası, hem tarih hem güncel kültür el ele vermiş, önünüzde seriliyor. Bunu en çok şehrin mimari dokusunda hissediyorsunuz. Eski Sovyet döneminden kalan sade ama ilginç bir şekilde görkemli duran binalar var. Müzik, resim ve heykelle iç içe bir şehirdesiniz; keyfini çıkarın. Parklar, bahçeler, meydanlar çok geniş ve yemyeşil. Kentin kurucusu Kırım Hanı Hacı Giray. 15’inci yüzyılda bir Tatar köyü olarak kurulduğu zamanki adı Hacıbey. 1529-1792 arasında Osmanlı hakimiyetinde kalıyor ve bu hakimiyet Rus Savaşı’na kadar sürüyor. Savaşı Rusya kazanınca Çariçe Katerina’nın emriyle adı Odessa’ya dönüştürülüyor. Halk sakin, mutlu ama belli ki büyük bölümü ekonomik sorunlar yaşıyor. Politik açıdan da sıkıntılı. Rusya ile Ukrayna arasında hep bir gerilim var. 80’lerden kalan döküntü otobüsler geçiyor caddelerden. Bize göre ucuz sayılabilecek bir ülke. Ukrayna Grivnası 0.22 Türk lirasına eşit. Şehir merkezinde bile çok az kişi İngilizce biliyor, bildiğini söyleyenlere de pek inanmayın, kibarlıklarından sizi anlıyormuş gibi yapıyor ama asla anlamıyorlar.

Potemkin merdivenleri

İŞTE ODESSA REHBERİ

POTEMKİN MERDİVENLERİ VE POTEMKİN ZIRHLISI

Deribasovskaya Caddesi’nin sonundan sola dönüp, tarihi Opera Binası’nı geçerseniz İstanbul Parkı’na, oradan da Odessa Limanı’nı tepeden gören Potemkin Merdivenleri’ne ulaşıyorsunuz. 192 merdiven 1837-1841 yılları arasında yapılmış. Optik bir illüzyon yaratıyor; yani bir ucundan diğer ucuna bakınca merdivenler sanki sonsuza doğru gidiyormuş gibi bir algı yaratıyor. Şehrin açık ara en turistik yeri. Bunun nedenlerinden biri de Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı Sergei Eisenstein’in 1925 tarihli siyah-beyaz filmi Potemkin Zırhlısı’nın en önemli sahnesinin burada çekilmiş olması. Bu merdivenlerden bahsedip de filmden bahsetmemek hata olur, o yüzden biraz bilgi verelim. Potemkin Zırhlısı’ndaki mürettabat, dönemin Çarlık subaylarının baskılarından ve çalışma koşullarının dayanılmazlığından bunalmıştır. Kendilerine kurtlu et yedirilmesi bardağı taşıran son damla olur. 27 Haziran 1905’te ayaklanırlar. Bu ayaklanma Çarlık rejimine karşı büyüyen gerilimin kitlelere taşındığı ilk olaydır ve Büyük Ekim Devrimi ya da Bolşevik İhtilali diye anılan 1917 devrimini başlatan en önemli olay olarak tarihe düşer. Mürettebat, Potemkin Zırhlısı’na kızıl bayrağı çeker ve o dönem işçi grevleriyle adında söz ettiren Odessa’ya demirler. Rıhtıma inen Potemkin Merdivenleri’nde denizcilerle Çarlık askerleri artık karşı karşıyadır. Panik içindeki halk düşe kalka merdivenlerden kaçmaya çalışır. Bir bebek arabası merdivenlerden hızla düşmekte, bir anne kucağında ölmüş çocuğunu taşımaktadır. Yaşanan dehşet yakın plan çekimlerle hafızalara kazınır özetle. Bugün bile izlediğinizde yalın ve gerçekçi üslubuyla unutamayacağınız karelere imza atan bu filmin mekanıdır işte Odessa Merdivenleri.


Duke de Richelieu Anıtı ve Primorskaya (Primorski) Bulvarı

Deribasovskaya Caddesi: Yan yana restoranları, kafeleri, hediyelik eşya dükkanları, ünlü mağazaları, karşılıklı sıralanan otelleri, tarihi pasajı, ünlü el yapımı çikolata dükkanı Lviv Handmade Chocolate ve alışveriş merkeziyle şehrin en kalabalık, en popüler caddesi. Tabii ki bir liman kenti olduğu için deniz temalı pek çok hediyelik eşya var. Bu uzun caddenin en güzel yanı trafiğe kapalı olması. Faytonla şehir turu atmak istiyorsanız, buradan çıkabilirsiniz.

Passage: Odessa Şehir Bahçesi ile Katedral Meydanı’nın (Cathedral Square) tam ortasında bulunuyor. Odessa’nın bu görkemli yapısı, 1899 yılından günümüze uzanıyor. Yan yana sıralanan küçük dükkanlarından oluşan bir avludan ibaret. Kendinizi Paris’te hissedeceğiniz, dantel gibi işlenmiş muhteşem heykellerle dolu bir mimari harikası.

Duke de Richelieu Anıtı ve Primorskaya (Primorski) Bulvarı: Potemkin Merdivenleri’nin üst kısmında bulunan Odessa’nın ilk başkanı Duke de Richelieu anısına yapılan anıt, Primorskaya Bulvarı’nda. Bu bulvar sizi Odessa Limanı’na bağlıyor.


İstanbul Park

İstanbul Park: Bir dönem İstanbul’un kardeş şehri olan Odessa’da İstanbul Park adıyla yapılan bir park var limanın üzerinde. İstanbul Büyükşehir Belediyesi amblemli bankları görünce milli duygularınız uyanıyor. Bu park İstanbul ve Odessa’nın birbirlerini kardeş şehir olarak seçmelerinin 20’nci yılı onuruna İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılarak 2017’de açılmış.

Odessa Opera Binası: 1810 yılında yapılan bina, İngilizce adıyla Odessa National Academic Opera and Ballet Theater, neo-barok akımının en ihtişamlı örneklerinden. İçi o kadar görkemli ki hayran hayran izliyorsunuz. Siz benim yaptığım gibi, bir sonraki Odessa seyahatine çıkmadan önce mutlaka bir baleye, mesela Çaykovski’nin Kuğu Gölü’ne bilet alacağınıza dair kendinize söz vererek bu nefis binadan ayrılmamak için, güzel bir program yapın; seyahatinizden önce mutlaka gösteri günlerine bakın, biletinizi alın.

Puşkin Müzesi: Rus şair Alexander Puşkin’in birçok eserinin sergilendiği bu müze, girişindeki bronz Puşkin heykeliyle dikkat çekiyor. Puşkin, Moskova’dan  sürgüne gönderildiği zaman, 1823 yılında yaşadığı bu ev zamanla müzeye dönüştürülmüş. Özellikle edebiyat tutkunları için ilginç.


Odessa şehir bahçesi

Odessa Şehir Bahçesi: 1803 yılında yapılan park, şehrin en eski parkı. Kestane ve ıhlamur ağaçlarıyla nefis bir park. Tabii ki heykelleri ve sandalyesiyle ünlü. Parkın en önemli simgelerinden biri de 12 Sandalye kitabının yazarları Ilf ve Petrov’un anısına yapılan 12 sandalye anıtı. Üzerine oturan kişiye zenginlik getireceğine inanılıyor ve herkes üzerine oturup fotoğraf çektiriyor. Yine aynı parktaki Leonid Utesov heykelinin burnunu okşarsanız dileğinizin gerçekleşeceğine inanılıyor.

Privoz Market: Şehir merkezinden 15 dakika süren otobüs yolculuğuyla geleceğiniz Privoz Market bir halk pazarı. Bizim semt pazarlarına benziyor. Yerel üreticilerin meyve-sebzeleri, deniz ürünleri, çeşit çeşit peynir ve baharat tezgahlarıyla rengarenk bir pazar. Privoz’un arka tarafında üstü kapalı bir deniz ürünleri pazarı var, eğer meraklıysanız havyar çeşitlerini çok ucuza bulabilirsiniz.

Yer altı labirentleri: En ünlülerinden biri Paris olmak üzere dünyanın pek çok yerinde bulunan katakombların yani çoğunlukla ölülerin gömüldüğü tonozlu yer altı labirentlerinin en güzel örneklerinden hatta Avrupa’nın en büyük yer altı şehri. Uzunluğu 3500 metreyi buluyor ama çok küçük bir bölümünü rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı’nda partizanlar tarafından sığınak olarak da kullanılan, Odessa’nın 70 km dışında bulunan bu yer altı labirentleri sıra dışı bir gezinti istiyorsanız kesinlikle sizi tatmin edecek ama masraftan kaçmayın ve İngilizce rehberli tur seçin aksi takdirde tek kelime anlamadığınız Rusça ya da Ukraynaca dinleyip, duvarlara boş boş bakmak zorunda kalabilirsiniz. Pek çok yerde burası için tur satılıyor ama Opera Binası’nın önünde, tur için pek çok alternatif bulabilirsiniz.

ODESSA'DA NERELERİ GEZELİM?

Eğer hafta sonu için geldiyseniz kısa zamanda birçok yeri görmek isteyecekseniz. Deribasovskaya Caddesi’ndeki otellerden birini tercih ederseniz pek çok yere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Eğer iki gününüz varsa birini şehri gezmeye, diğerini de yeraltı mezarlarını görmeye ya da denize girmek istiyorsanız Arcadia bölgesine ayırabilirsiniz. Diğer tüm müzeler, parklar ve meydanlar Deribasovskaya Caddesi’ne yürüme mesafesinde.



DENİZ, KUM, GÜNEŞ

Odessa sahilleri Doğu Avrupalıların akın ettiği yerlerin başında geliyor. Özellikle plajları çevreleyen kulüplerin sunduğu eğlence hayatının bunda payı büyük. Bu plajların hemen hepsi merkeze 20-30 dakika uzaklıkta. Taksiyle ya da otobüsle gidebilirsiniz. Arcadia Beach, Langeron Beach ve Otrada Beach en popüler olanları. Langeron ve Otrada, gece hayatının nabzının attığı Arcadia’dan daha sakin. Buradaki mekanlar akşam gece kulübüne dönüşüyor. Şık restoranlar ve oteller var. Deniz, kum ve güneş istiyorsanız doğru yerdesiniz. Bir Ege ya da Akdeniz sahili değil ama gelmişken uğramadan dönmeyin.

Tereyağ, limon ve kızarmış çavdar ekmeğiyle sunulan sarı havyar tabağı Odessa’nın yerel lezzetlerinden.

ODESSA'DA NE YENİR, NE İÇİLİR?

Size üç güzel önerimiz var. Deribasovskaya Caddesi’nde bulunan kafelerin en güzellerinden biri Kompot. Hem Ukraynaca hem İngilizce menüsü var. Özellikle bu caddede bulunan pek çok otelin fiyata dahil edilen kahvaltı için burayla anlaşması var. Kahvaltı menüsü zengin ve leziz. Özellikle aynı zamanda sattıkları ev yapımı reçellerden almadan dönmeyin. Eğer kahvaltıda kızarmış ekmek istiyorsanız size garip garip bakıyor ve ‘Kaç dilim getireyim?’ gibi Türklerin hiç alışık olmadığı bir soru soruyorlar. Doğu Avrupa ve Orta Avrupa mutfaklarını tadabileceğiniz Bernardazzi, Phillarmonic Building’in içinde yer alan çok şık bir restoran. Fiyatlar biraz yüksek ama kesinlikle hak ediyor. Odessa Şehir Bahçesi’nin manzarasına sahip Franzol ise Fransız usulü çok şık bir mekan. Leziz yemekler, kibar garsonlar, şık bir atmosfer ve yemyeşil bir manzara; insan daha ne ister ki? Odessa’da diğer Avrupa ülkelerindeki gibi çok çeşit peynir göremeyeceksiniz ama olanlar da hiç fena değil. Genellikle köy yapımı keçi peynirini tercih ediyorlar. Peynir ve jambonlu kruvasanlar çok taze ve leziz. Odessa’nın çok zengin bir yemek kültürü yok ama olanlar gerçekten lezzetli. Ukrayna şarabı eşliğinde leziz bir biftek ya da deniz mahsulleri tabağı asla pişman ettirmiyor. Ve tabii votka. Yolunuz buraya düşmüşken votka almadan dönmeyin. Yerel marketlerde her keseye uygun bir votka var.

BU İÇERİKLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR